MURAT YILMAZ:
“Yetim yavrularımız, cennet vesilesidir. Yetimlere kefil olan, onların ihtiyaçlarını gören kimseler cennetle müjdelenmektedir.”
Yetim yani anne babasından birini yahut her ikisini kaybeden çocuklarla ilgilenen bir STK başkanı olarak sizin gönül dünyanızda yetim neye karşılık gelmektedir?
Hz. Âdem’den (a.s.) günümüze insanlık ailesi olarak yeryüzü misafirhanesinde imtihan ediliyoruz. Varlıkla ve yoklukla, ailelerimiz ve bir parçası olduğumuz toplumla, bazen acı ve kederle bazen sevinç ve mutlulukla... Yetim yavrularımız da bu imtihanın önemli bir parçası. Ben gönül dünyamda yetim yavrularımızı Rabbimin bizlere bahşeylediği çok özel bir hediye olarak görüyorum. Efendimiz de (s.a.s.) öyle değil miydi? O bir yetimdi, dünyayı değiştirdi ve tüm insanlık için en büyük müjdelerle geldi. Gaflet ve cehaletten tarumar olmuş dünyamıza bir güneş gibi doğmuştu.
Kur’an-ı Kerim ve hadislerin yetimlere yönelik öğütlerinden Hz. Peygamber’in örnekliğinde sizin için en dikkat çekici olan ve belki de kendinize düstur edindiğiniz hususlardan bahsedebilir misiniz?
Kur’an-ı Kerim’de 23 kez yetim yavrularımızdan bahsedilmekte, onlara karşı davranış ve muamele hususlarında temel bilgiler öğretilmekte. Yine Efendimiz’in (s.a.s.) hadis-i şeriflerinden öğrendiğimiz çokça şey bulunmakta. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda düstur edindiğim birkaç başlığı şu şekilde ifade edebilirim:
Öncelikle yetim yavrularımız, cennet vesilesidir. Yetimlere kefil olan, onların ihtiyaçlarını gören kimseler cennetle müjdelenmektedir. (Buhari, Talak, 25.) Yetimlerin haklarını teslim hususunda ise kılı kırk yarmalı, çok dikkatli olunmalı. Zira yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler karınlarına ateş doldurmuş olurlar. (Nisa, 4/10.)
Yetim yavrularımız kendi evlatlarımızla aynıdır. Fiziki (eğitim, sağlık, barınma, gıda, kıyafet vb.) ve duygusal (sevgi, ilgi, şefkat, merhamet gibi...) ihtiyaçları arasında bir farklılık olmaması gerekir. Onlarla iletişim kurarak toplum içerisinde tutunmalarını ve dışlanmamalarını sağlamak oldukça kıymetlidir. Yetim Vakfı olarak biz de bu hususlarda faaliyetlerimizi yoğunlaştırma gayretindeyiz.
Sizce bir çocuğun yetim kalması sadece anne babasının vefat etmesi midir? Anne babaları hayatta olan ve yetim bırakılan çocuklara ve bunun muhatabı olan topluma yönelik neler söylemek istersiniz?
Çok önemli bir hususa parmak basıyorsunuz, bu sorunuza teşekkür ederim. Bir çocuğun yetim kalması sadece anne ve babasının vefat etmesiyle olmaz. İlgisiz ve sevgisiz kalan, şefkat ve merhametten mahrum, iletişimden uzak tutulan her çocuk aslında yetimdir, yetim bırakılmıştır! Bunlar toplumun görülmeyen gizli yetimleridir. İslam, bu çocuklardan “hükmi yetim” diye bahseder. Günümüz terminolojisinde bu çocuklara “sosyal yetimler” denmektedir.
Sosyal yetimliğin birçok sebebi vardır. En yaygın olanı boşanmadır. Maalesef ülkemizde neredeyse her üç evlilikten biri boşanmayla neticelenmektedir. TÜİK rakamlarına göre (2021) ülkemizde 350 bin öksüz ve yetim varken boşanmış ailelerin çocuklarının sayısı tahminlerin çok üstündedir. Sosyal yetimlerin sayısı kabaca yetim ve öksüz çocukların 20 katı olmaktadır. Buna hüküm giymiş, çalışmak için başka şehir ve ülkelere giderek çocuklarını bırakmış ebeveynleri de katarsanız rakam daha da büyümektedir.
Bir de aynı evi paylaştığı hâlde çocukların yine de sosyal yetimler olarak büyüdüğü aileler bulunmaktadır. Bunun en önemli sebebi günümüzün en büyük bağımlılıklarından olan teknoloji bağımlılığıdır. Aynı evde, aynı odayı paylaşmalarına rağmen ebeveynler ellerindeki telefon ya da teknolojik aletleri bırakıp televizyon ekranlarından yüzlerini çevirip çocuklarıyla ilgilenmeyi düşünmezler. Sanırım bu da sosyal yetimliğin en yaygın çeşidi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Dünya genelinde bu tabloya sokak çocukları diye bilinen fakat aslında sokağa itilen çocukları (200 milyonu aşmaktadır sayıları), muhacir çocukları (40 milyonu aşkın sayıda), eğitim çağlarında ağır işlerle yüz yüze kalan çocukları (170 milyondan fazla), savaş ve afet bölgelerinin çocuklarını (550 milyona yakın) eklediğimizde sosyal yetimliğin ne kadar yaygın olduğunu görebilmekteyiz.
Sosyal yetimlik hususuna dikkat çekebilme anlamında Yetim Vakfı olarak geçtiğimiz yıl 20 Kasım Çocuk Hakları Günü’nde Boğaziçi Üniversitesi’nde Türkiye’nin ilk Sosyal Yetimlik Sempozyumu’nu gerçekleştirdik.
Allah Teâlâ’nın, “O hâlde sakın yetimi ezme!” (Duha, 93/9.) buyruğunun yanı sıra pek çok ayette de özel bir önem atfettiği yetimlere karşılık Müslümanlara düşen sorumluluklar nelerdir?
Bu da oldukça önemli bir soru. Zira yaşadığımız dünyada yetim çocuklarımız, dahası tüm çocuklar için oldukça dramatik bir tablo bulunmaktadır. Dünya üzerindeki 8 milyarlık nüfusun kabaca 2,5 milyarını çocuklar oluşturmaktadır. STK tahminlerine göre ise bu çocukların 400 milyonunu yetim ve öksüz yavrularımız teşkil etmektedir. Sosyal yetimlerin sayıları ise bunun çok üzerindedir. Kabaca 1 milyar çocuk, yoksulluk ve buna bağlı nedenlerle mahrumiyet içerisindedir. Her beş çocuktan birisi savaş ve afet bölgelerinde yaşamaktadır. 300 binden fazla çocuk, savaşçı olarak savaş baronları tarafından cephelerin en ön saflarına itilmektedir. Her sene 2,5 milyona yakın çocuk kaçırılmakta ve organ mafyaları, dilenci şebekeleri ve diğer kötü niyetli yapılar tarafından istismar edilmektedir. Bu istatistiklerin, hepimizin yüreklerinde gam oluşturduğunu hissedebiliyorum. Bu çerçevede Müslümanlara düşen kurumsal ve devlet eliyle gerçekleştirilmesi ve bireysel olarak üstlenilmesi gereken sorumluluklar da oldukça fazla. Bunlardan birkaç tanesini zikretmek gerekirse:
- Öncelikle tüm yetimlerin durumlarının takip edilebilmesi için İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) bünyesinde bir “Yetim Çocuklar Komisyonu” oluşturulması gerekmektedir.
- Her devletin, kendi yetim ve dezavantajlı çocuk gruplarıyla ilgili bir envanter oluşturması gerekmektedir.
- Sorunlar belirlendikten sonra çözüm yollarıyla ilgili kısa, orta ve uzun vadeli planlar oluşturulmalıdır.
- Misyoner örgütlerin yetim faaliyetleri tüm dünya üzerinde yoğun bir şekilde devam etmektedir. Bu zararlı faaliyetlere karşı dünya ölçeğinde önlemler alınmalı, bu örgütlerin İslam ülkelerinde faaliyet yapmalarına engel olunmalıdır.
- Dünya üzerinde sayıları 7 milyonu bulan çocuk, yetimhanelerde kalmaktadır ve maalesef çok azının fiziksel ve duygusal ihtiyaçları karşılanmaktadır. Yetimhanelerde kalan çocuklar için özel çalışmalar yapılmalıdır.
- Ülkelerin aile ile ilgili devlet kurumları, toplum genelini kuşatacak şekilde çocuklara sahip çıkılarak her türlü istismardan korumak amacıyla hayatın her alanını kuşatan faaliyetler gerçekleştirmelidir. Ülkelerin eğitim ve din işleri ile ilgilenen kurumları marifetiyle bilginin bilince ulaşması için etkili faaliyetler yürütülmelidir.
- Çocukların, organ ve fuhuş mafyaları, uyuşturucu ve başkaca kötü niyetli çetelerin ellerine düşmemeleri için olağanüstü bir gayret gerekmektedir.
Gerek ülkemizde gerekse diğer dünya ülkelerinde yaşayan yetimler psikolojik ve sosyal açıdan ne gibi zorluklara maruz kalıyorlar?
Malumunuz her çocuk sevgi ve ilgi bekler. Her yaşın ayrı zorlukları vardır. Fiziksel imkânlar gerektiren öz bakım ihtiyaçları çocuğun öz güvenini tamamlar. Çocukların güven içerisinde bulunması, arkadaşlarıyla oyunlar oynayabilmesi, eğitimini sürdürebilmesi, fiziksel ve mental olarak çocukluğunu yaşıyor olması gelişimleri açısından oldukça kıymetlidir. Ne var ki yaşadığımız dünyada daha önceki cevaplarda da belirttiğimiz üzere çocuklar, savaş ve afetlerden, yoksulluk ve buna bağlı nedenlerden, ekonomik kaygılardan, göç gerektiren hayati endişelerden muzdariptirler. Filistin ve Doğu Türkistan gibi coğrafyalarda ise hayati endişeler had safhadadır. Doğu Türkistan’da 2017 yılından beri toplama kamplarına doldurulan en az 3 milyon kişinin çocukları da yatılı okul ve yetimhane adı altındaki çocuk toplama kamplarında tutulmaktadırlar. Çinli ailelere evlatlık verilen, beyin yıkama politikaları nedeniyle kimliklerinden koparılan yüz binlerce çocuk bulunmaktadır.
Boşanmış aile çocuğu gerçeği ise üzerinde çok ciddi planlamalar yapılması gereken bir durumdur. Bu çocukların sokaklara sürüklendiği, çeşitli suç örgütlerinin ve çetelerin muhatapları olduğu bilgisi oldukça önemlidir.
Sonuç olarak özelde yetimler genelde ise sosyal yetimlerin de dâhil olduğu geniş bir çocuk kitlesi sosyal ve psikolojik anlamda destek beklemektedir.
Gazze, Suriye, Myanmar ve daha pek çok yerde uzun yıllardır devam eden işgaller, çatışmalar sebebiyle birçok çocuk yetim kalmakta. İslam coğrafyasının yetimlerine karşı Müslümanlar olarak görevlerimiz nelerdir?
İslam coğrafyamızın farklı noktalarında savaş, afet, yoksulluk, kazalar ve başkaca nedenlerle yetim kalan yavrularımızın ihtiyaçlarını gidermek ve onların kötü niyetli yapıların ellerine geçmemeleri için yapılması gereken çokça faaliyet bulunmaktadır. Bu faaliyetleri devletler ve BM, İİT gibi çatı kurumlar ile STK ve vatandaşların yapmaları gerekenler olarak iki kısma ayırabiliriz. Devletlerin almaları gereken sorumluluklar daha çok barınma, eğitim, sağlık hizmetleri, koruma gibi süreklilik gerektiren kısımlar ve toplumun bilinçlendirilmesi olması gerekirken; STK’lar tamamlayıcı çalışmalar üstlenebilirler. Vatandaşlar ise daha çok mahallede ve toplum içerisinde çocuklara ve özelde yetimlere temas eden kısımlarda olmalıdır.
İçinde yaşadığımız toplumda ve özellikle de çocuklarımızda, yetim kalan çocuklara yönelik farkındalık oluşturma adına hangi çalışmaları ve faaliyetleri gerçekleştirmeliyiz? Yetim Vakfı olarak çalışmalarınızdan ve faaliyetlerinizden kısaca söz edebilir misiniz?
Bizler Yetim Vakfı olarak ebeveyn kaybı yaşamış çocuklarımızın ve aile üyelerinin, yaşadıkları kayıpla başa çıkabilmelerini sağlamayı ve bu kaybın oluşturduğu psikolojik etkinin kişiler üzerindeki tesirini hafifletmeyi amaçlayan psikososyal destek faaliyetleri, eğitim, ayni ve nakdi destekler ile birlikte kalkınma projeleri yürütmekteyiz: Esenlik Durakları, Sponsorluk Destek Projesi, Kardeş Aile Projesi, Sırada İyilik Var Projesi, Hayallere Değen Resimler, Kilis Anaokulu, Sokağıma Şenlik Geldi vb.
Aynı zamanda yetimhane ve yetim yerleşkelerinin tamir, tadil ve genel ihtiyaçlarının karşılanması, Filistin ve Doğu Türkistan’da olduğu gibi çocuk hakları savunuculuğu ve bu çerçevede çeşitli sokak etkinlikleri, seminer ve konferanslar düzenlemekteyiz. Ayrıca meselenin teorik ve akademik kısımlarında da olma gayretimiz bulunmaktadır. Her sene 20 Kasım Çocuk Hakları Günü’nde çalıştay ve sempozyum şeklinde ilmî toplantılar gerçekleştirmekteyiz. 15 Ramazan Dünya Yetimler Günü münasebetiyle raporlar yayınlamakta, basın toplantıları düzenlemekteyiz. Vergi muafiyeti statüsü bulunan Vakfımızın 48 ülkede faaliyetleri bulunmaktadır.
Öz Geçmiş
Murat Yılmaz, 1974’te İstanbul’da doğdu. Aslen Ordu Mesudiyeli olan Yılmaz, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünden mezun olduktan sonra Uluslararası İlişkiler Bölümünde yüksek lisans yaptı. 1994 yılında İHH İnsani Yardım Vakfı’nda sivil toplum çalışmalarına başladı. 2021 yılından beri çalışmalarını Yetim Vakfı’nda sürdürmektedir. Dirina’nın İki Yakası Sancak, Kosova Bağımsızlık Yolunda ve Doğu Türkistan Toplama Kampları – Adım Adım Soykırım adlı kitapların yazarı olan Murat Yılmaz, evli ve bir çocuk sahibidir.