SUMUD, İNSANLIĞI DİJİTAL TEKNOLOJİK KUŞATILMIŞLIKTAN KURTARABİLECEK Mİ?



Prof. Dr. Muhammed KIZILGEÇİT

Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı

 

 

“Derken Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, Calut’u öldürdü. Allah ona (Davud’a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün âlemlere karşı lütuf sahibidir.” (Bakara, 2/251.)

 

İsrail’in Orta Doğu'da inşa ettiği “simülasyon”; askerî donanım, siyasi yazılım, teknolojik arayüz ve psikolojik algı yönetimi katmanlarından oluşan çok boyutlu bir kontrol projesidir. Bu proje, bölge ülkelerini ya sistemin bir parçası olmaya ya da sistem dışı kalarak izole etmeye zorlamaktadır. Ancak hiçbir simülasyon mükemmel değildir. İnsan faktörünün öngörülemezliği, uluslararası güç dengelerindeki değişimler ve ahlaki meşruiyetin zamanla tükenmesi, bu karmaşık yapının her zaman beklenmedik “hatalar” vermesine neden olabilir.

Gazze’deki insanlık durumunu bir “simülasyon” olarak ele almak, yaşananların bazı yönlerini anlamak için güçlü bir metafor olarak karşımıza çıkartmaktadır: Bu metaforun neden akla geldiği… Hangi açılardan geçerli olduğu… Aynı zamanda bu benzetmenin riskleri ve sınırları neler? Gazze’deki durumu “simülasyon” olarak adlandırmak, mekanizmayı anlamak için analitik bir araç olabilir. Kontrol, test, tekrarlanan döngüler ve insansızlaştırma gibi kavramlar üzerinden durumun vahametini ve sistematik doğasını ortaya koymaya yardımcı olabilir.

Bir simülasyon, tanımlanmış sınırlar ve kurallar içinde işler. Gazze yıllardır kara, hava ve denizden uygulanan abluka nedeniyle dünyanın geri kalanından büyük ölçüde yalıtılmıştır. Giriş ve çıkışlar, temel kaynaklar (su, elektrik, gıda, ilaç) ve iletişim kanalları, “simülasyonun operatörleri” olarak görülebilecek İsrail destekçileri tarafından sıkı bir şekilde kontrol edilmektedir. İçerideki insanlar, bu belirlenmiş ve kısıtlanmış alandan çıkma veya kuralları temelden değiştirme yetisine sahip değildir.

Giriş: Analitik bir araç olarak “simülasyon” ve ahlaki amacı

Gazze’de yaşanan insani trajediyi ve İsrail’in bölgesel stratejisini anlamlandırmak için “simülasyon” metaforunu provokatif ancak güçlü bir analitik çerçeve olarak sunmak gerekir. Yapılacak analizin temel ahlaki iddiası, bu metaforun yaşanan acıyı soyutlamak için değil tam aksine, modern savaşta failin sorumluluğunu gizleyen, kurbanı istatistiğe indirgeyen ve şiddeti “normalleştiren”

sistematik yapıyı deşifre etmektir. Bu metinle biz Gazze’yi; kuralları, girdileri ve hatta “kabul edilebilir” kayıp parametreleri dış bir “operatör” tarafından belirlenen kapalı bir sistem olarak betimlendiğini izah etmeye çalışacağız. Bu tasvirin kendisi, metnin merkezine yerleştirdiği en derin ahlaki eleştirinin temelini oluşturur: “İnsan yaşamının, jeopolitik bir test sahasında veriye dönüştürülmesi.”

1. Metaforun ahlaki ikilemi: Gerçek acı/analitik çerçeve

Simülasyon metaforu, ahlaki bir özeleştiri ve güçlü bir başlangıç yapmak için imkân veren bir yaklaşımdır. Bu benzetmenin (simülasyon benzetmesinin) “riskleri ve sınırları” şunlardır:

Ahlaki sorumluluğun reddi: Simülasyon metaforunun en büyük tehlikesi “failin sorumluluğunu azaltma”dır. Eğer yaşananlar, “programlanmış” bir simülasyonun kaçınılmaz sonuçları olarak görülürse bu durum, “işlenen suçlardan, alınan siyasi kararlardan ve askerî eylemlerden sorumlu olan devletlerin ve bireylerin failliğini ve ahlaki sorumluluğunu” gölgede bırakma riski taşır. Fakat bu yaklaşımla da olayların bir algoritmanın değil “bilinçli tercihlerin” sonucu, yani simülasyonda aktif olduğunun altını çizerek ahlaki failliği tekrar merkeze koyar.

Acının soyutlanması riski: Simülasyonla, “Gazze, bir bilgisayar programı değildir.” kastımızla bir ahlaki çizgi çekmeye çalışmaktayız. “Simülasyon” kelimesinin, yaşanan “somut ve derin insani trajediyi” istemeden de olsa “önemsizleştirme veya soyutlama” riskine karşı okuyucunun dikkatlerini çekmiş oluyoruz.

Direncin ahlaki değerini koruma: Simülasyondaki varlıkların pasif “karakterler” olduğu varsayımını reddeder. Gazze halkını, “pasif kurbanlar” olarak görmenin, onların “direncini, dayanıklılığını ve insanlık onurunu” göz ardı etmek olacağını belirtir. Bu durum, sadece kurbanı değil, aynı zamanda kurbanın failliğini ve ahlaki iradesini de tanıdığını gösteren kritik bir noktadır.

2. Teknolojinin ahlak dışılaştırılması: “Lavender” ve “Oyunlaştırma”

Gazze’de yaşanan ve birçok ülke tarafından “soykırım” olarak nitelendirilen askerî operasyonlarda, modern savaş teknolojilerinin sivil kayıpları ve yıkımı, benzeri görülmemiş bir boyuta taşıdığı gözlemlenmektedir. İsrail ordusunun kullandığı yapay zekâ (YZ) destekli hedefleme sistemleri, otonom ve yarı otonom silahlar ile yoğun gözetleme teknolojileri, sahadaki durumu kökten değiştirmekte ve sivil halk üzerinde yıkıcı etkiler bırakmaktadır. Operasyonların en dikkat çekici teknolojik unsurlarından biri, “Lavender” ve “The Gospel” (Habsora) olarak adlandırılan yapay zekâ tabanlı hedefleme sistemleridir. Üzülerek müşahede ediyoruz ki Gazze aynı zamanda çeşitli otonom ve uzaktan komutalı savaş araçlarının test ve kullanım sahası hâline gelmiştir.

Ahlaki eleştiriyi zirveye ulaştırma adına, teknolojik savaş araçlarının rolünü ifade etmemiz gerekmektedir. Bu noktadaki yaklaşımımız teknolojinin tarafsız bir araç olmadığını, aksine ahlaki karar alma süreçlerini kasıtlı olarak zayıflatan bir mekanizma olarak kullanıldığını hissettirmektedir.

“Kitlesel suikast fabrikası”: Simülasyondaki teknolojik araçlardan “Lavender” adlı YZ sistemini tanımlarken on binlerce kişinin, “potansiyel hedef” olarak belirlendiğini ve sistemin “hata payı göz ardı edilerek” çalıştığını belirtmek isteriz. En çarpıcı ahlaki iddia, “hedef başına belirli bir sivil kaybını ‘kabul edilebilir’ sayarak” on binlerce hedefin oluşturulmasıdır. Bu, ahlaki bir ikilemi değil ahlakın bizzat sistem dışına itilmesini tanımlar. “Kitlesel suikast fabrikası” benzetmesi, endüstriyel bir verimlilikle yürütülen ahlak dışı bir süreci ifade eder.

Sistematik sivil yıkım: “The Gospel (Habsora)” sisteminin, “okulların, hastanelerin ve ibadethanelerin sistematik olarak hedef alınması” için kullanıldığını belirterek savaş hukukunun ve ahlakının temel direklerinin teknoloji aracılığıyla bilinçli olarak yok edildiğini öne sürer.

Sorumluluğun “oyun”laştırılması: “Drone operatörlerinin ekranlar üzerinden hedefleri belirlemesi” sürecini “oyunlaştırma” olarak tanımlar. Bu “oyunlaştırma”, faillerin eylemlerinin gerçek dünyadaki sonuçlarından koparılmasını sağlar. Analize göre bu durum, “ahlaki ve vicdani sorumluluğu azaltabilir.” Teknoloji, fail ile kurban arasına ahlaki bir tampon koyarak eylemi bir “iş” hâline getirir ve insan hayatına verdiği zararı maalesef görünmez kılar.

3. Bölgesel simülasyon: Ahlaki yıpratma ve “öğrenilmiş çaresizlik”

Gazze’deki modeli, Ortadoğu geneline yansıtarak İsrail’in stratejisini sadece askerî veya siyasi değil, aynı zamanda derin “psikolojik ve sosyal” bir proje olarak tanımlamak gerekir. Bu projenin temel hedefi, ahlaki normları yeniden programlamaktır.

“En sinsi katman”: Simülasyonun ifadesiyle “psikolojik ve sosyal düzlemini” en tehlikeli ve “en sinsi katman” olarak nitelendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Çünkü bu katman, fiziksel kontrolün ötesinde, “bölge halklarının bilincini ve gerçeklik algısını” hedef alır.

“Normalleştirilmiş şiddet”: Bölgedeki uygulama, şiddetin “normal” ve “beklenen” bir durum hâline getirilme çabasıdır. Bu durum, sadece bölgesel değil uluslararası kamuoyunun “ahlaki ve vicdani duyarlılığını” köreltir. Ahlaki eşiğin sürekli düşürülmesi, daha büyük suçların işlenmesine zemin hazırlar.

Ahlaki iradenin kırılması: Bölgede oluşturulmaya çalışılan simülasyonun nihai hedefi, “öğrenilmiş çaresizlik” algısını yerleştirmektir. “İsrail’e karşı hiçbir şey yapılamaz…” algısı sadece siyasi değil, aynı zamanda ahlaki bir teslimiyettir. Bu da “direniş iradesini kırmayı” hedefler.

Teknolojik bağımlılık ve ahlaki ipotek: İsrail, bölge rejimlerine bazı yazılımlarla birlikte gözetleme teknolojileri satarak “teknolojik bağımlılık” oluşturmaya çalışmaktadır. Bu durumun gizli bir ahlaki bedeli vardır: Bu rejimler, kendi halklarını kontrol etmek için kullandıkları araçlar karşılığında, bölgesel simülasyonun kurallarına (Filistin meselesinin önemsizleştirilmesi gibi) uymak zorunda kalırlar.

Sonuç: İnsan iradesinin “programlanamaz” ahlaki değeri

Simülasyon benzetmesi bize, kendi içerisinde karamsar bir tablo çizmekle birlikte ahlaki bir direniş noktasını da işaret etmektedir. Simülasyon metaforunu kullanarak ekonomik (kapitalizm) ve sosyal (sosyal medya gibi) sistemlerin de birey davranışlarını nasıl “kontrol ettiğini” açıklayabiliriz. Ancak bu sistemlerin “hataları” (glitches) ve “hileleri” (exploits) olduğunu belirtmek gerekmektedir. Öncelikle 7 Ekim olayını bir “sistem çökmesi (system crash)” olarak okumak, bu bağlamda ahlaki bir anlam kazanır. Bu tür olaylar, “insan iradesinin ve onurunun kolayca programlanamayacağını” gösteren kanıtlardır. Son tahlilde, Gazze’yi ve Ortadoğu’yu, teknoloji ve güç yoluyla ahlaki sorumluluğu ve insan iradesini yok etmeye çalışan “programlanmış” bir sistem ile bu programlamayı reddeden “insan faktörünün” öngörülemez ahlaki direnişi arasındaki bir mücadele alanı olarak sunmak gerekmektedir ki bu da bir vicdan hareketi olan SUMUD’u karşımıza çıkarmaktadır. Sumud, Arapça “direnmek, kararlılık, sarsılmaz azim, yöneliş…” anlamındaki “smd” kelimesinin çoğuludur. Allah’ın en güzel isimlerinden, “ihtiyaçların giderilmesi için kendisine başvurulan kimse” anlamındaki “Samed” ile aynı köktendir. Sumud kelimesi, ilk defa 1967 (6 Gün) Savaşı sonrası ortaya çıkmış olup Filistinlilerin, her ne pahasına olursa olsun sebat ve kararlılıkla topraklarında kalma mücadelesini simgelemektedir.

Günümüzde kara, deniz ve hava yoluyla tam bir kuşatma altında tutulan ve acımasızca soykırım uygulanan Gazze’ye, giden yardımların geciktirilmesi ve kısıtlanması, savaş harici sivil ölümlerini de artırmaktadır. Deniz yoluyla insani yardım taşıyan, barışçıl, şiddet içermeyen, sivil ve birbiriyle koordineli, çoğunluğu küçük gemilerden oluşan bu organizasyon, şimdiye kadar Gazze için yola çıkan en kalabalık filodur. Bu noktada, son olarak şunu ifade etmek gerekir: Sumud’un simülasyonla etkileşim niteliği, “programlanmış” bir sistem ile bu programlamayı reddeden “insan faktörünün” öngörülemez ahlaki direnişidir. Yaklaşık 50’ye yakın ülkeden yüzlerce aktivist, insanlık vicdanı adına bu ablukayı kırmak amacıyla “Küresel Sumud Filosu” olarak uluslararası hukuka göre yasal bir eylem başlatmış ve tüm dünyaya sadece Gazze’nin, Ortadoğu’nun değil tüm insanlığın bir simülasyonda olma ihtimalini de hatırlatmıştır.