Ramazan Cami ve Hayat

Ramazan Cami ve Hayat

Şubat-2026

İnsan, varlık âlemi içerisinde hem bedeni hem de ruhuyla bir denge üzere halk edilmiştir. Bu dengenin muhafazası da nefsin bitmek bilmeyen arzularının dizginlenmesi ve ruhun asli hâline yönelmesiyle mümkündür. Yüce Allah’ın biz müminlere bir rahmet kapısı olarak bahşettiği ramazan ayı ve oruç ibadeti, meşakkatten ziyade bir arınma, durulma ve aslına rücu etme vesilesidir. Bu kutlu iklim, mümini sadece ferdî bir ibadet neşvesine değil aynı zamanda İslam’ın şiarlarından olan cami ve cemaat ruhuyla bir olmaya, bütünleşmeye ve kardeş olmaya davet eder. Zira ramazan mevsimi, orucun sabrıyla caminin huzurunu, vahyin nuruyla hayatın gerçeklerini harmanlayan muazzam bir mekteptir. Oruç, sadece imsak ve iftar vakitleri arasındaki zaman dilimine hapsedilemeyecek kadar derin bir ahlak okuludur.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), Mescid-i Nebevi merkezli yaşam formunu hayata geçirmesiyle ramazanı ve sosyal hayatı caminin merkeziyetinde, Kur’an-ı Kerim’in rehberliğinde ve ibadetin samimiyetiyle ihya etmeyi öğretmiştir. Allah Resulü, ümmetine ramazan ayını bir yardımlaşma, sosyalleşme, infak ve mukabele iklimi olarak miras bırakmıştır. Bu nebevi ruhun devamı olarak inşa edilen kültür ve medeniyetimizde camiler, mescitler ramazan ayında hayatın merkezi ve kalbi hâline gelmiş; müminler vahiyle burada tazelenmiş, cemaatle burada kenetlenmiştir. Sahur, iftar, teravih, mukabele, itikâf, yardımlaşma, birlik olma, cemaate devam etme gibi nimetlerin hayata daha fazla dâhil oluşuyla ramazan ayında camiler, sair zamanlarda olduğundan ziyade çok fonksiyonlu yapıya bürünür. Bütün toplumsal hayatımızı kuşatan camiler, ramazan ayında âdeta sosyal yaşam alanlarına dönüşür.

Diyanet Aylık Dergi olarak bizler de gönüllerin yumuşadığı, rahmetin sağanak sağanak yağdığı bu mübarek iklimin manevi dokusunu dergimizin sayfalarına taşımak istedik. Aynı zamanda Diyanet İşleri Başkanlığının, 2026 yılı ramazan teması da olan “Ramazan, Cami ve Hayat” dosya konusuyla karşınızdayız. Doç. Dr. Mehmet Ali Aytekin, “Ramazan-ı Şerif İkliminde Camide İbadet Neşvesi”; Dr. Rukiye Aydoğdu Demir, “Hilalin Aydınlığında”; Doç. Dr. Hasan Yücel ise “Vahyin Işığında Yeniden Doğmak” başlıklı yazılarıyla bu ayki dosya konumuza katkıda bulunan isimler.

Söyleşimizi ise Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş ile gerçekleştirdik. Ramazan ayının bireysel ve toplumsal hayatımızı dönüştüren etkisine ve manevi gücüne değinen Arpaguş; oruç, cami ve Kur’an ekseninde şekillenen bir hayatın, modern insanın anlam arayışına verilecek en kıymetli karşılık olduğunu vurgulayan açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Safi Arpaguş, özellikle de camilerin kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşma anlayışının canlı tutulmasında önemli bir fonksiyona sahip olmasının; camilerde, mescitlerde verilen vaaz u nasihatlerin, halkı irşat için yapılan sohbetlerin, okunan hatm-i şeriflerin, Kur’an, hadis ve ilmihâl derslerinin ramazan ayının manevi ağırlığına uygun olarak daha fazla anlam kazanmasının altını çizdi.

Rahmet, bereket ve mağfiret ayı ramazan-ı şerifin, başta Gazze ve Kudüs olmak üzere mazlum coğrafyalardaki kardeşlerimizin kurtuluşuna, İslam âleminin vahdetine ve insanlığın hidayetine vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim. Ayrıca 6 Şubat 2023’te meydana gelen acı ve yıkıcı afette hayatını kaybedenlere de bilvesile rahmet dilerken, Allah Teala’dan ülkemizi ve milletimizi her türlü afetten muhafaza etmesini niyaz ediyorum. Berat Gecenizi ve ramazan ayınızı tebrik eder; bereketin hanelerinizden ve sofralarınızdan, huzurun gönüllerinizden eksilmemesi temennileriyle bütün okurlarımıza hayırlı okumalar dilerim.

Hamza BAYRAM

İletişimde Nebevi Ahlak

İletişimde Nebevi Ahlak

Ocak-2026

İnsan, doğduğu andan itibaren bütün varlıklarla sürekli bir iletişim hâlindedir. Yüce Allah’ın kendisine bahşetmiş olduğu dil ve konuşma yetisi ile diğer yaratılmışlardan ayrılan insan; fikirlerini, hislerini ve bütün sosyal ihtiyaçlarını temel iletişim vasıtası olan dil ve konuşma nimeti sayesinde gerçekleştirir. Başta aile içinde olmak üzere bütün sosyal ve toplumsal ilişkilerin sağlıklı ve uzun ömürlü sürdürülebilmesi ancak kuvvetli bir iletişim bağıyla mümkündür. Üstelik iletişim, sadece sözlü ve yazılı olarak gerçekleşmeyip beden dili, muhatabın hâline ve durumuna göre hitabet, ortam, zaman, mekân gibi pek çok etkenin bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Hâl böyle olunca “Müslümanlar olarak iletişim hususunda nasıl bir metot izlemeliyiz?” sorusu karşımıza çıkmaktadır.

Üsve-i hasene olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), her konuda olduğu gibi iletişim alanında da müminlerin en güzel örneği ve yegâne rehberidir. O, gençliğinden itibaren toplumla iletişimini sağlıklı ve doğru bir zemin üzerine inşa etmiş, risalet döneminde ise bütün insanlığı İslam’a davet ederken muhataplarının hâlini, durumunu, yaşını, cinsiyetini, bulunduğu ortamı vb. bütün etkenleri göz önünde bulundurarak hareket etmiştir. İletişim dili, üslubu ve ahlakında Müslümanların yolunu aydınlatan ve iletişim alanının en güzel örnekliğini sergileyen Peygamber Efendimiz; yargılamadan, kırmadan, üzmeden, kucaklayıcı, açıklayıcı, aydınlatıcı ve yapıcı bir iletişim üslubuyla davet, tebliğ, irşat ve terbiye faaliyetlerini gerçekleştirmiştir. Merhamet temelli bir nebevi iletişim ortaya çıkmış, Hz. Peygamber’in etrafında toplanan insanların inşa ettiği İslam kültür ve medeniyeti aynı hassas iletişim diliyle tüm cihanı sarmıştır. Bu medeniyetin temeli olan nebevi iletişimin özüne de Allah Teâlâ şöyle dikkat çekmektedir: “Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi.” (Âl-i İmran, 3/159)

Diyanet Aylık Dergi olarak yeni yayın dönemimizi bu hassasiyet üzerine inşa edelim ve 2026 yılının ilk sayısına nebevi iletişimin önemine dikkat çekerek başlayalım istedik. Dolayısıyla bu sayımızda, “İletişimde Nebevi Ahlak” konusuyla karşınızdayız. Doç. Dr. Bayram Köseoğlu, “İletişimde Nebevi Örneklik”; Prof. Dr. Cafer Acar, “Hz. Peygamber’in Farklı İnanç Gruplarıyla İletişimi”; Prof. Dr. Hasan Yerkazan, “Peygamber Efendimizi Anlatmada Kullandığımız İletişim Yolları” başlıklı yazılarıyla bu ayki dosya konumuza katkıda bulunan kıymetli isimlerdi.

Söyleşimizi ise Prof. Dr. Zekeriya Güler ile gerçekleştirdik. “Dil ve üslup, davet ve tebliğin anahtarı durumundadır. Ne var ki muhatabın gönül dünyasına dokunan bir dil ve üslup beklenir.” diyen Güler, Hz. Peygamber örnekliğinde iletişim ahlakı, dili ve üslubunun önemini vurgulayan açıklamalarda bulundu.

Nebevi iletişim vesilesiyle nebevi mirasın ve kutlu bir yolculuğun hatırası olan Miraç Kandilinizi tebrik eder; içerisinde bulunduğumuz üç ayların, Kudüs ve Gazze başta olmak üzere İslam coğrafyasında ve tüm cihanda huzur, esenlik, selamet, berekete kapılar açması niyaz ve temennileriyle bütün okurlarımıza iyi okumalar dilerim.

Hamza BAYRAM

Nesirden Nazma İslam Edebiyatı

Nesirden Nazma İslam Edebiyatı

Aralık-2025

İnsanları Allah’ın dinine çağıran peygamberlerin bütün çabaları, onları dünya ve ukba saadetine kavuşturmaktır. Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa da (s.a.s.) “Benim ve sizin durumunuz, (gece) yaktığı ateşe üşüşen pervanelere engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer.” (Müslim, Fedail, 19.) sözleriyle ümmetine olan sevgisini ve düşkünlüğünü ifade eder. Müslümanlar da kalpleri kirden arındıran, dualarını itmam eden salat ve selamlarla bu sevgiye karşılık verir. O, ilahi vahyi insanlara ulaştıran bir elçi, hikmetle konuşan bir uyarıcı, nübüvvet binasının ikmal taşı, ahlakı ile en güzel örnektir. Onun sevgisi her devirde mümin gönüllerde yer etmiştir.

Hattatlar onun mübarek adını yazdı, hilyesini sanatla buluşturdu. Müzehhipler o hilyeleri binbir desenle müzeyyen kıldı. Kelam sahibi edipler, şairler onun adına naatlar kaleme aldı. Nesirden nazma İslam edebiyatı, Peygamber Efendimizin sevgisi etrafında halelendi. Kasideler, divanlar Hz. Peygamber’e adanmış dizelerle çiçeklendi. Şairlerin sadrından dökülen mısralar, bestekârların notalarında makes buldu. İlahilerde, kasidelerde onun ism-i paki zikrolundu.

Diyanet Aylık Dergi olarak aralık ayı dosyamızda “Nesirden Nazma İslam Edebiyatı” na yer verdik. Doç. Dr. Alper Ay, “Türk İslam Medeniyetinde Peygamber Sevgisi ‘Adı Güzel Kendi Güzel Muhammed’” yazısıyla dosyamıza katkı sundu. Ay, kültür ve medeniyetimizi diğer toplumlardan ayıran en temel vasfın, hayatın merkezine Hz. Peygamber’i almamız olduğunu dile getirdi. Türk edebiyatı da bu bağlamda Hz. Peygamber’e bedii yakarışlar sunan bir sese sahipti. Naat-ı Şerif, Siyer-i Nebi, Hilye- i Nebi, Mevlid-i Nebi, Esma-i Nebi, Mirac-ı Nebi, Gazavat-ı Nebi, Hicret-i Nebi, Mucizat-ı Nebi, Ahlak-ı Nebi, Hadis-i Erbain gibi pek çok edebî türde eşsiz eserler kaleme alındı. Dr. İclal Arslan, “Peygamber Efendimizin Şairleri” yazısıyla dosyamızda yer aldı. Arslan, Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.s.) duyulan sevgi, saygı ve muhabbetin bir yansıması olan naat türünde hemen her şairin, bir iki şiir kaleme aldığını dile getirdi. Prof. Dr. Reyhan Keleş ise “İslam Edebiyatında Ana Hatlarıyla Nesir”i kaleme aldı. Edebî literatürü masaya yatıran Keleş, nesir türleri içerisinde Hz. Peygamber’i (s.a.s.) konu alan siyer ve megâzî eserlerine de değindi.

Bu ayki söyleşimizi Dr. Ömer Demirbağ ile gerçekleştirdik. Yazılı ve sözlü edebiyatın, insandaki kelam kabiliyetinin terbiye edilmiş, lezzetli hâle getirilmiş bir şekli olduğunu ifade eden Demirbağ, Peygamberimizin şahs-ı manevisi ve güzel ahlakının mısralar vasıtasıyla yüzyıllar boyunca övülmeye devam ettiğini dile getirdi. Bu vesileyle naat geleneği, kültür ve edebiyatımızda büyük yer tutan dinî, manevi ve tasavvufi şiirlerin gelişiminde ve geniş bir alana yayılmasına en önemli dayanaktı.

Sizleri birbirinden değerli yazılarımızla baş başa bırakırken Türk İslam edebiyatının, beşikteki bebeklere okunan ninnilerden kandillerde terennüm edilen mevlitlere, dimağlara nakşolunan naatlardan mümin gönüllerde akseden ilahilere kadar bizlere sunduğu o ulvi zenginliğin millî ve manevi değerlerimizin en önemli koruyucularından biri olduğunu dile getirmek istiyorum. Bu vesile ile ramazan ayının habercisi mübarek üç aylarınızı da tebrik ediyor ve hayırlara vesile olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum. Bereketli okumalar...

Hamza BAYRAM

Allah'ın Emaneti Yetimler

Allah'ın Emaneti Yetimler

Kasım-2025

İslam dini ferdî ve içtimai hayatta huzuru önceler. Dinin esaslarından biri olan tevhid ilkesinin toplumsal karşılığı, birlik ve beraberlik içerisinde yaşayan, güven ortamı tesis edilmiş bir ümmet bilincine sahip olmaktır. Bu birliği sağlayacak şey hayatın zorlukları karşısında müminlerin el ele omuz omuza mücadele vermesidir. İlahi kelam, toplumsal huzurun inşası için yetime, öksüze, kimsesizlere iyilikte bulunmayı emreder. Zira yetimler, toplumun uhdesine tevdi edilmiş emanetlerdir. Örselenmiş bir çocuk vicdanı ise geleceğin yüzüne bırakılan kara bir lekedir. O çocukların faturasını bütün bir toplum öder. Geleceğe, toplumdan, insanlıktan alacaklı bir nesil bırakmak istemiyorsak önceliğimiz çocuklar olmalıdır.

“Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş dolduruyorlar…” (Nisa, 4/10.) ayet-i kerimesi, Kur’an-ı Kerim’de ısrarla üzerinde durulan yetim hakkının gözetilmesine çarpıcı bir örnektir. Kendisi de bir yetim olan Hz. Muhammed’in de (s.a.s.) üzerinde hassasiyetle durduğu bir konudur yetimlik. O, yetimlerin horlandığı, mal varlıklarına göz dikildiği, evlilik gibi temel konularda bile özgür iradelerinin ellerinden alındığı bir topluma uyarıcı olarak gelmiş; yetimleri, kimsesizleri himayesine almıştır. Bir gün ashabına dönerek işaret parmağı ve orta parmağını göstermiş, yetime iyilik eden kimse ile kendisinin cennette bu iki parmak gibi yan yana olacağını müjdelemiştir. (Müslim, Zühd, 42.) Müslümanlar da hem ilahi kelamın ışığında hem de “Müslümanların evlerinin en hayırlısı, içinde yetime iyilik edilen evdir.” (İbni Mâce, Edeb, 6.) buyuran Hz. Peygamber’in sünnetince yetimler konusuna büyük önem vermişler, kurdukları vakıf ve dernekler vasıtasıyla da bir yetimin yaşadığı yoksunluğu gidermek için gayret sarf etmişlerdir.

Diyanet Aylık Dergi olarak bu ayki dosyamızda, “Allah’ın Emaneti Yetimler” konusuna yer verdik. Prof. Dr. Nihat Yatkın dosyamız için “İslam’ın Yetimlere Bakışı”nı kaleme aldı. Bilhassa dünyanın içinde bulunduğu duruma mercek tutan Yatkın, ailesiz, korumasız ve savunmasız kalan Gazzeli çocukların sadece Gazze’nin değil bütün dünyanın yetimleri olduğunu dile getirdi. Doç. Dr. Safiye Kesgin, “Yetim’in Gözünden Dünya”, Prof. Dr. Ahmet İnanır, “Geçmişten Günümüze Yetimlerin Kurumsal Himayesi” yazılarıyla dosyamıza katkı sundu.

Bu ayki söyleşimizi ise Yetim Vakfı Başkanı Murat Yılmaz ile gerçekleştirdik. Yılmaz, yetimliğin sadece anne yahut babanın kaybıyla ilgili olmadığını, şefkat ve ilgiden yoksun her çocuğun aslında yetim bırakıldığını vurguladı.

Sizleri birbirinden kıymetli yazarlarımızın kaleminde makes bulan yazılarla baş başa bırakırken her biri cennete birer vesile yetimlerimizin daha müreffeh ve huzurlu bir hayata kavuşmasında, Müslüman toplumlara düşen görev ve sorumlulukları hatırlatarak Rabbimizden de bu çabalarımızda bizlere yardımcı olmasını niyaz ediyorum. Gazze başta olmak üzere dünyanın neresinde zedelenmiş bir çocuk ruhu varsa bunun üzüntüsünü yüreklerinde taşıyan tüm insanlara da şükranlarımı sunuyorum.

Hamza BAYRAM

Peygamberimiz Cami ve Namaz

Peygamberimiz Cami ve Namaz

Ekim-2025

Tevazu ile eğilmek, boyun bükmek anlamlarına gelir secde; secdegâh olan mescitlerimiz de müminlerin kulluk bilinçlerini ziyadeleştirdikleri ibadet mekânlarıdır. Resulullah (s.a.s.), “Kulun, Rabbine en yakın olduğu an, secde anıdır.” buyurmuş (Ebu Davud, Salat, 147.) ve namazı “gözümün nuru” olarak nitelemiştir. (Nesai, Işratü’n-Nisa, 1.) Zaman içerisinde bilhassa cuma namazında tüm Müslümanların toplandığı mescitlere “el-mescidü’l- câmi’” denilmiş, ardından bilhassa Anadolu’da cami adı yaygınlık kazanarak ibadethanelerin genel adı olmuştur. Her mescit, her cami yeryüzünün ilk mabedi Kâbe’nin iz düşümüdür. Kıblesi Kâbe’ye çevrili mescitler, yeryüzünün neresinde olursa olsun tüm Müslümanları ortak paydada bir araya getirir. Türk İslam geleneğinde şehirler cami merkezli inşa edilir, evler sokaklar halka halka o caminin etrafında büyüyüp serpilir. Camilerimiz de bu noktada insanı bireysellikten toplumsallığa, teklikten birliğe taşıyan mekânlardır. Yollar cami meydanına çıkar, insanlar cami avlusunda toplanıp bir araya gelir. Ferdî hayatla içtimai hayatın kesiştiği noktadadır cami. Hep birlikte varılan secdeler, “âmin” denilen dualar, birlik ve beraberliğin izlerini taşırken kul aynı zamanda birey olarak Rabbinin huzurundadır. Namaz müminin miracıdır. Hz. Âdem’den (a.s.) itibaren tüm peygamberlerin tebliğinde namazın ayrı bir yeri vardır. Hz. İbrahim’in duası bunun en veciz örneğidir: “Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.” (İbrahim, 14/40.)

Diyanet Aylık Dergi olarak Ekim sayımızda Camiler ve Din Görevlileri Haftası münasebetiyle dosya konumuzda “Hz. Peygamber, Cami ve Namaz” konusunu gündeme aldık. Prof. Dr. Talip Ayar, “İbadet Mekânından Toplumsal Yaşamın Merkezine Mescitler ve Camiler” yazısını kaleme aldı. İslam dünyasının en köklü yapısını camilerin oluşturduğunu ifade eden Ayar, Müslümanın anlam dünyasının mekâna yansımalarını anlattı ve camilerin toplumsal yaşamın merkezinde yer aldıklarını dile getirdi. Doç. Dr. İlyas Yıldırım, “Allah’ın İpine Namazla Sarılma” başlıklı yazısında günün farklı vakitlerinde kılınan namazın, insanı günlük telaşlardan kopararak varoluş gayesini düşünmeye sevk ettiğinin altını çizdi. Prof. Dr. Muhammet Yılmaz, “Ferdiyetten Büyük Birliğe” yazısında ümmet şuurunun cemaat ruhuna bağlı olduğunu vurguladı.

Bu ayki söyleşimizi ise Sultanahmet Camii İmam Hatibi Hasan Kara ile gerçekleştirdik. Kara, dünyevileşmenin hız kazandığı günümüzde aynı kubbe altında toplanmanın lezzetini yaşayan Müslümanları, cemaatle kılınan namazların feyiz ve bereketini anlattı.

Sizleri birbirinden kıymetli kalemlerden neşet eden yazılarla baş başa bırakırken Müslüman bilincin cami ekseninde cereyan etmesini Yüce Rabbimizden niyaz ediyor, bu vesileyle camilerimizde hizmet eden, ibadethanelerimizi her bir şehrin kalbine yerleştiren tüm din görevlilerimizi can-ı gönülden tebrik ediyorum.

Bereketli okumalar…

Cafer Tayyar DOYMAZ

Dergiler

74 dergi listelendi.

Ramazan Cami ve Hayat
İletişimde Nebevi Ahlak
Nesirden Nazma İslam Edebiyatı
Allah'ın Emaneti Yetimler
Peygamberimiz Cami ve Namaz
Hz. Peygamber ve Aile Ahlakı
Helal Gıda
İstismar Edilen Kavramlar
İşgal Altındaki Filistin'de Hayat
Arşın Gölgesindeki Gençlik
Hayatın Dengesi Akl-ı Selim, Kalb-i Selim, Zevk-i Selim
İyilik Ayı Ramazan
İslam'ın Şiârları
İslam'da İnsan Hakları ve Özgürlükler
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi