Aylık Dergi

Aylık Dergi

Temmuz-2026

TAKDİM

Hamza BAYRAM

Yüce Allah, insanı vahiy nimetiyle müşerref kılmış, ona akl-ı selim ile doğruluktan ayrılmamayı, kalb-i selim ile vicdanlı olmayı, zevk-i selim ile de yeryüzünü İslam ahlakıyla müzehher kılmayı bahşetmiştir. Dünya ve ukba saadetini ihdas edecek İslam dini aynı zamanda insanın anlam arayışına rehberlik eder. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.s.) tebliğinin çağlara taşınması, mümin gönüllerde makes bulması ise sahih bir din dilinin inşasıyla mümkündür. İslam’ın asli kaynakları olan Kur’an ve sünnete dayalı, merhamet ve samimiyetle bezeli bir din dili, insanları dışlamadan kalplere dokunur. Fakat geçmişte olduğu gibi günümüzde de dinî söylemde zaman zaman eksen kayması yaşanmakta; dinî tekelciliğe varan oluşumlar, kişisel ihtiraslarını din adına meşrulaştırmaya yeltenmektedir. Kendini dinin biricik hamisi, şaşmaz otoritesi yahut yegâne sözcüsü olarak lanse eden kişi ya da gruplar, asıl zararı dine ve o dinin mensuplarına vermektedir. Yakın tarihimizde yaşadığımız acı tecrübe de kendi din anlayışını mutlak hakikat olarak dayatan bir oluşumun, arka planda menfaatçi bir yaklaşım sergileyerek insanları nasıl terörize ettiğini göstermiştir. Zihinleri iğfal eden bu oluşumlar hem dinî müesseselere hem topluma hem de vahdet bilincine zarar vermişlerdir. Kavramları manipüle eden, Müslümanların samimiyetini sömüren, din istismarıyla sapkın ideolojilerini din gibi dayatan oluşumların önüne geçmek için sağlam ve sahih bilgiye dayalı bir din dilinin inşası elzemdir. Bugün din istismarının yeni zemini olan sosyal medya ve sanal ağlar da aynı hassasiyetle ele alınmalı, dijital dünyada dinî otorite oluşturmaya çalışan kişilere karşı dikkatli olunmalıdır. 

Diyanet Dergi olarak temmuz sayısı dosyamızda “Din Üzerine Konuşanlar” konusuna yer verdik. Prof. Dr. Hatice Kelpetin Arpaguş, “Din Dilinin İnşası: Dinî Tahribe Giden Yolda ‘Din Adına Konuşmak’ mı ‘Din Hakkında Konuşmak’ mı?” yazısıyla dosyamızda yer aldı. Arpaguş, topluma hitap eden bir Müslüman’ın, dinî konuşmalarında din adına konuşmakla din hakkında konuşmak arasındaki farkın gerektirdiği sorumluluğu idrak etmesinin önemini vurguladı. Prof. Dr. Halil İbrahim Bulut “Hakikat Arayışında Çıkmaz Sokak: Dinî Tekelcilik” yazısıyla dosyamıza katkı sundu. Dinî tekelciliğin çoğu defa din istismarı üzerinden temellendirildiğini, dinî değerlerin ve kutsal varlıkların araçsallaştırılması yoluyla istismar edildiğini dile getirdi. Prof. Dr. Bahset Karslı, “Gelenekten Dijitale: Dijital Kültürde Dinî Otoritenin Dönüşümü”nü yazdı. Algoritmanın kurucu bir otorite figürüne dönüştüğünü aktaran Karslı, dijital ortamda paylaşılan dinî içeriklerin de doğruluktan ziyade algoritmaya uygunlukla nasıl yaygınlık kazandığının ve bunun sonucunda ortaya çıkabilecek tehlikelerin altını çizdi. 

Bu ayki söyleşimizi Prof. Dr. İhsan Toker ile gerçekleştirdik. Modern dünyayla birlikte her şeyin tüketim nesnesine dönüştürülmeye çalışıldığını belirten Toker, din alanında geleneksel sınırların aşılmasının ve bilincin yerini kontrolsüz bireysel çıkışlara bırakmasının da bir değer tüketimi olduğunu vurguladı. 

Sizleri birbirinden kıymetli yazarların kaleme aldığı metinlerle baş başa bırakırken Yüce Rabbimizden İslam dünyasının birlik ve beraberliğini muhafaza etmesini niyaz ediyor, yakın tarihte bir din istismarı neticesinde verdiğimiz büyük mücadelenin bir kez daha yaşanmamasını diliyorum. 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü münasebetiyle vatanımız için canını feda eden şehitlerimizi rahmetle anıyorum.


Aylık Dergi

Aylık Dergi

Haziran-2026

TAKDİM

Hamza BAYRAM

Âlemlerin Rabbi olan Allah, insanı yeryüzünün halifesi kılmıştır. Semada ve arzda her ne varsa hepsini, katından bir lütuf olarak insanoğluna musahhar kılan Rabbimiz (Casiye, 45/13), ona, verdiği nimetlerin karşılığı ve kulluk bilincinin gereği olarak yeryüzünü ıslah, inşa ve imar etme sorumluluğunu da yüklemiştir. Bu sorumluluk yeryüzündeki yaşamın devamının teminatıdır. Müslüman bireyin çevresi ile olan ilişkilerinde uyması gereken kurallar ve aşmaması gereken hudutlar vardır. İnsanoğlu doğumundan itibaren tabiatla bir etkileşim içerisindedir. Tabiat, ilahi kelamda güzelliği ile zikredilen, nimet olarak öne çıkarılan, tefekkür vesilesi olan kevni ayetlerdendir. Hayatı bir bütün olarak ele alan İslam dini, insanlığı tabiata karşı sorumlu tutmuştur. İslam medeniyetinde varlığın teessürü sömürüye değil sorumluluk bilincine dayanır. Kâinat, Rabbü’l-âlemin’in eseri olarak ihtirama, korunup kollanmaya layıktır. Yeryüzünün halifesi olmak güç merkezli hiyerarşik bir anlam ifade etmez, aksine halifelik makamı canlı cansız tüm varlıkların insana verilmiş birer emanet olduğunu gösterir. En güzel şekilde yaratılan insan varlık âleminin öznesi olduğu bilinciyle, yüklendiği misyonu idrak etmelidir. Ancak insanoğlu, kendisine emanet edilen tabiat üzerinde tasarrufta bulunurken israf ve savurganlığa varmış, tabiat maalesef ki tahrip edilerek küresel ölçekte çevresel bir krizin eşiğine gelinmiştir. 

Diyanet Aylık Dergi olarak çevre felaketlerinin yaşandığı modern dünyada “Tabiatla Yeniden Ahitleşmek” dosyamızla insan-âlem ilişkisine dair İslam’ın öngördüğü esasları yeniden hatırlamak ve hatırlatmak istedik. Prof. Dr. Ali Akpınar “Kâinat İnsana Emanettir ve İnsanın Asıl Görevi Yeryüzünün İmarıdır” yazısıyla dosyamıza katkı sundu. Kâinattaki dengeyi koruma ve imar olanı daha mamur hâle getirme görevinin insana verildiğini hatırlatan Akpınar, bunu mümkün kılacak şeyin de çevre bilincinin diri tutulması olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Mim Kemâl Öke ise “Organik Dünya Görüşünden Mekaniğe Giden Yol Ayrımı”nı okurlarımız için yazdı. Uygarlıkların sadece kültürel bağlamda bir kimlik etrafında bütünleşen kolektif birimler değil aynı zamanda kendilerine ve çevrelerine ilişkin ontolojik sistematiği içeren bir idrakin temsilcileri olduğunu vurgulayan Öke, Organik Dünya Görüşü’nün “tevhid” nazariyesinin, İslam tasavvufunda “vahdet” anlayışında ekolleştiğini dile getirdi. Prof. Dr. M. Asım Yediyıldız “İslam Medeniyetinde İnsan ve Çevre İlişkisi”ni kaleme aldı. Yediyıldız medeniyet ve çevre ilişkisini “İnsan, uluhiyetten bir nefha taşıdığı için ruhuyla ona yönelirken mekânla da üç yolla münasebet kurar: İhtiyaçları karşılamak üzere tüketmek, imar etmek için işlemek, anlamak için hissetmek ve düşünmek, yani zihnen ve ruhen bir bağ kurmak. Bunlar da inanç, değer ve düşüncelerle gerçekleşir. İşte İslam medeniyetini oluşturan mekanizma budur.” sözleriyle dile getirdi. 

Bu ayki söyleşimizi Prof. Dr. Muammer Erbaş ile gerçekleştirdik. Erbaş ile çevre ahlakının Kur’ani temellerini, varlığın teessüründe dikkat edilecek hususları, modern dönemde yaşanan sorunları ve insana düşen görevleri konuştuk. 

Siz değerli okurlarımızı birbirinden kıymetli yazılarla baş başa bırakırken, emanet bilinciyle tabiata yaklaşan insanlığın gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakabileceği gerçeğini, yeryüzünün imar ve inşası sorumluluğumuzu yerine getirmek için de kurdun kuşun hakkını gözeten İslam medeniyetinde ihtiyaç duyduğumuz örnekliğin var olduğunu hatırlatmak istiyorum.



Aylık Dergi

Aylık Dergi

Mayıs-2026

TAKDİM

Hamza BAYRAM

Yüce Allah yeryüzünün halifesi kıldığı insanı kadın ve erkek olarak yaratmış, birbirlerine karşı aralarında sevgi ve merhamet lütfetmiştir. Nikâh akdiyle kurulan yuvalar için ilahi kelamda “Allah, size evlerinizi huzur ve dinlenme yeri yaptı…” buyrulur. (Nahl, 16/80) Yuva, esenlik mekânıdır. Evlilik insana sükûnet bahşeden bir nimettir. (Rum, 30/21) Eşler arasında Rabbin “Vedud” ismi meveddetle tecelli eder. Birbirine gönülden bağlı ailelerin kurduğu yuvalar, bir yandan eşlerin gönlünü şad eden mekânlarken diğer yandan yeni neslin yetiştiği ocaklardır. Bu nedenle aile, toplumu ayakta tutan, insanı her türlü beladan ve günahtan koruyan temel sığınaktır. Eşler birbirleri için müşfik bir dost, hayat yolcuğunda hilm sahibi bir refik, ömrün çetrefilli yokuşlarında birlikte düze çıkacağı sağlam bir dayanaktır. Hz. Peygamberimiz de evliliği teşvik etmiş, kundakta merhamet, çocukluk çağında sevgi, gençliğinde ise anlayış ve hoşgörü ile büyütülen evlatların yuva kurmalarını ve toplumun da bu konuda onlara hem rehberlik etmelerini hem de destek olmalarını salık vermiştir. (İbn Hanbel, VI, 340; Müslim, Fedail, 64; Müslim, Fedail, 52; Tirmizi, Nikâh, 18)

Ailenin sağlam temeller üzerine inşa edilmesi için öncelikle aile kavramını tanımak, eş seçiminden, hayatın karşımıza çıkaracağı sorunlarla baş etme yöntemlerine kadar bir yuvayı ayakta tutan değerleri idrak etmek gerekir. Merhamet ve meveddetin, saygı ve sevginin hâkim olduğu aile ilişkileri hiç şüphesiz sadece bir yuvayı değil bir toplumu abat edecektir. Geçmişten bugüne aile, toplum nezdindeki değerini korumakla birlikte postmodern dünyada yeni bir imtihan vermektedir. Aileye, neslin emniyetine, nikâh akdiyle kurulan sağlam birlikteliklere yönelik tehditler giderek sesini yükseltmekte, gençlerimize ve ailelere yönelik rehberlik çok daha büyük önem arz etmektedir.

Diyanet Aylık Dergi olarak mayıs sayımızda “Meveddet ve Merhametin Vücut Bulmuş Hâli: Aile” dosyasını sayfalarımıza taşıdık. Dr. Hüseyin Hazırlar “Aileyi Bir Arada Tutan Değerler” yazısıyla dosyamızda yer aldı. Prof. Dr. Halit Çalış “Sevgiye Dayalı Huzur ve Şefkat Yuvası” konusunu ele aldı. “Kur’an’ı Kerim’de Aile Kavramı ve Aile Yaşantıları” mevzusuna ise Prof. Dr. Abdullah Çolak değindi. İlahi Kelam’da aileyi ifade sevgi, şefkat ve huzur üzerine inşa edilen aileyi tanımlamak için “ehl”, “âl” ve “zevç” gibi terimlerin kullanıldığını belirten Çolak, zevç kelimesinden mülhem olarak eşlerin birbirini tamamladığını ve birinin mutluluğunun diğerine bağlı olduğunu vurguladı. “Postmodern Dünyada Aile: ‘Yuva’yı Tahkim Etmek” meselesini ise Dr. Elif Arslan kaleme aldı. Arslan, hızlı yaşam temposunda yaşanan stres ve iletişim eksikliklerinin aileye verdiği zararları gündeme getirirken sabır, fedakârlık ve emek gibi değerlere bugün her zamankinden daha sıkı sarılmamız gerektiğinin de altını çizdi.

Bu ayki söyleşimizi Prof. Dr. İhsan Çapcıoğlu ve Doç. Dr. Fatma Çapcıoğlu ile gerçekleştirdik. Çapcıoğlu ailesi ile ailenin dünü ve bugününü, eşler arasındaki uyumu ve çocukların manevi hayatını inşa ederken ebeveynlere düşen sorumlulukları konuştuk.

Sizleri birbirinden kıymetli yazılarla baş başa bırakırken meveddet ve merhamet üzerine inşa edilen yuvalarımızın her türlü musibetten korunmasını Yüce Allah’tan diliyor, sağlıklı aile ortamında yetişen yeni neslin sadece İslam dünyası için değil tüm dünya için birer kazanç olacağını hatırlatmak istiyorum. Bu ay içerisinde idrak edeceğimiz Kurban Bayramı’nızı da en içten dileklerimle tebrik ediyor, İslam coğrafyası başta olmak üzere tüm insanlığın barış ve esenlik içinde yaşamasını, dünya üzerinde devam eden zulümlerin bir an önce son bulmasını Rabbimizden niyaz ediyorum.


Aylık Dergi

Aylık Dergi

Nisan-2026

TAKDİM

Hamza BAYRAM

İnsanoğlu, varlık sahnesine çıktığı günden beri bilinmeyene duyduğu merak ve kutsal olana sığınma ihtiyacıyla hep bir arayış içerisinde olmuştur. Ne var ki bu merakla ilgili arayış ve kaygılar, bizatihi fıtratın kendisinden ve gayet tabii karşılanmaktadır. Bu arayış yolculuğunun yegâne güvenli limanı ise vahiyle aydınlanan akl-ı selim, imanla nurlanan kalb-i selimdir. Ancak şu da var ki beşeriyet, tevhidin ve vahyin berrak ufkundan uzaklaştığı her dönemde; hakikatin yerine ikame edilen sahte tesellilerin, hakkın yerini almaya heveslenen batıl itikatların, hurafelerin ve gizemli öğretilerin pençesine düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Dolayısıyla insanın kadim arayış yolculuğu, ilahi vahyin belirlediği çerçevede kaldığı sürece kalpleri ve zihinleri hakikat ışığının aydınlığında tutacak, aksi takdirde batılın ve hurafenin karanlık koridorlarında sahte adımlarla devam edecektir. Bu da “kendisine şah damarından yakın” olan Rabbinden uzaklaşan insan için ne hazin bir serüvendir!

İçerisinde bulunduğumuz modern çağa gelindiğinde dijitalleşmenin ve modernitenin getirdiği imkânlar, insanoğlunun metafizik yönelimini ve varoluşsal arayışını, eski hurafelerin “yeni” maskeleriyle sekteye uğratmaya devam etmektedir. Üstelik hiç de rasyonel olmayan bilgilerin “bilimsel” kılıfla, vahyin çizdiği hakikatten uzak ilkel inançların da “İslami” kisvesiyle pazarlandığı bir güncel hurafe dünyası, modern insanın kutsal ve mana boşluğunu istismar etmektedir. Spiritüalizmden dijital falcılığa, astrolojinin bütün hayatı kuşatan iddialarından modern enerji ritüellerine kadar pek çok akım... Oysa İslam, ne aklı devre dışı bırakan bir teslimiyeti ne de ruhu ihmal eden bir maddeciliği kabul eder. Kur’an ve sünnet; bireysel ve toplumsal huzurun inşasında, dünya ve ahiret saadetinin teminatına her türlü hurafe ve aşırılıktan uzak, sahih bilgi ve istikamet üzere bir hayatı idealize eder.

Diyanet Aylık Dergi olarak bu ay, inanç dünyamızı tehdit eden güncel sapmaları ve modern görünümlü hurafeleri mercek altına aldığımız “Yeni Çağ Hurafeleri” dosya konusuyla huzurlarınızdayız. Prof. Dr. Metin Özdemir, “Gayba İman ve Tevhid İnancı Açısından İlm-i Ahkâm-ı Nücûm ve Havas İlmi” başlıklı makalesiyle gayb meselesinin itikadi ve tevhidî bütün yönlerini titizlikle tahlil etti. Prof. Dr. Mustafa Tekin, “Post/Modern Dünyanın İptidai Gelenekleri” yazısında, rasyonel olduğu iddia edilen günümüz dünyasının ilkel inançlarını dinî, psikolojik ve sosyolojik olarak ele alırken Prof. Dr. Asım Yapıcı da “Yeni Çağın Spiritüel Arayışlarına Karşı Dinî Bilinç ve Maneviyat” yazısıyla zihinlerin ve kalplerin manevi itminanına dair ufuk açıcı mütalaalarda bulundu.

Söyleşi konuğumuz Prof. Dr. İlyas Çelebi ise hem geleneksel hem de güncel inanç problemlerine ve yeni hurafe tehlikelerine dair bütün sorularımıza verdiği ayrıntılı cevaplarla meseleye vahiy, hakikat ve hikmet penceresinden bakmamızı sağladı.

Zihnimizi batıldan, kalplerimizi ve imanlarımızı her türlü hurafeden arındırdığımız bir idrak ile mümin vakarına yaraşır bir duruş sergilediğimiz dünya hayatı, ahiret saadeti ve ebedî kurtuluşu Yüce Mevla’dan âlem-i İslam için niyaz ederim. Bilhassa modern zamanların dijital hurafe masallarına karşılık vahyin ve ilmin manevi zırhını kuşanmak adına bütün okurlarımıza bereketli okumalar dilerim.


Diyanet Aylık Dergi

Diyanet Aylık Dergi

Mart-2026

TAKDİM

Hamza BAYRAM

İnsan, fıtratı gereği zıt kutupların muazzam terkibinden müteşekkil: Madde ile mana, beden ile ruh, arz ile sema, müspet ile menfi, zahir ve bâtın… Üstelik kâinatın yaratılışında ve nizamında da bu muhteşem uyum ve bütünlük hâkimdir. Bu farklılıkların bir arada yaratılışı, herhangi bir uyumsuzluğa, dengesizliğe, ifrat veya tefrite neden olmadığı gibi aksine bu birliktelik, tam bir itidal üzerinedir. Nitekim “…Rahman’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin…” (Mülk, 67/3) ayet-i kerimesi de hakikatin altını çizen ilkelerden biridir. İnsanın ve kâinatın yaratılışındaki olağanüstü ahengin muhafazasını ve devamını murat eden Allah Teâlâ, bireysel ve toplumsal denge ve huzurun teminatı, kullarının dünya ve ahiret saadetini kazanmaları için de bizleri hak din İslam’la şereflendirmiştir. Böylece insanın inanç, duygu, düşünce dünyasında ve ibadet hayatında bu hassas dengeyi korumasını istemektedir. Aslında bu, fıtratın muhafazasından başkası değildir: Zahir ile bâtın dengesini gözetmek. Başka bir deyişle mutedil olmak... Bu dengenin bizler için en güzel örneği de şüphesiz Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’dır (s.a.s.). “Böylece sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık.” (Bakara, 2/143) ayeti de nebevi örnekle bu itidalin ufkunu, önemini ve çerçevesini belirlemektedir.

Bir diğer husus; hakiki manada bir kulluk için ibadetlerin fıkhi şartları, rükünleri, zahirî kuralları ve vakitlerini gözetmek ne kadar önemli ise bu eylemlerin bâtınını, yani ibadetlerin içindeki ihlas, takva ve huşuyu da aramak elzemdir. Zira dinin zahiri kulluğumuzu disipline ederken ibadetlerin iç yüzüne odaklanmak; bu disiplini, tam manasıyla rıza-ı Bari’ye, mutmain bir kalbe, nebevi ahlaka sahip bir şahsiyete ulaştırmayı kolaylaştıracak; aynı zamanda sürekli bir murakabe anının ve huzurun da kazanılmasına zemin hazırlayacaktır. Özetle Kur’an ve sünnetin idealize ettiği Müslüman kimliği ve barış toplumunun özünde, zahir ile bâtının dengede tutulduğu bir anlayış yatmaktadır.

Diyanet Aylık Dergi olarak “Zahir Bâtın Dengesi” dosya konusunu mart sayımıza taşıdık. “Allah’a tam bir yöneliş, insanın zahirî ve bâtıni cephelerini beraberce harekete geçirmesiyle ya da başka bir deyişle kalp ve kalıp bütünlüğü içinde maddi ve manevi bir yöneliş sergilemesiyle mümkündür.” diyen Prof. Dr. Soner Gündüzöz; “Zahir ve Bâtın Bütünlüğü Üzerine Bir Derkenar” başlıklı yazısıyla dosya konumuza katkıda bulundu. Dr. Hamdi Tekeli, “Zahir Bâtın Dengesine Mutasavvıfların Yaklaşımı” yazısında; zahir ile bâtın arasında bir çelişkinin bulunup bulunmadığı konusuna tasavvufi açıdan değinirken Abdurrahman Akbaş ise “Modern Zamanlarda Mutedil Kalabilmek” başlıklı yazısıyla bu meseleye daha güncel bir pencereden yaklaşarak dergimize zenginlik kattılar.

Söyleşi konuğumuz olan Prof. Dr. Mustafa Kara ise bilhassa, “Sakın dengeyi bozmayın!” emr-i ilahisinin altını çizerek sorularımızı yanıtladı.

Sırat-ı müstakim ve zahir bâtın dengesi üzerine bir yaşam için güzel bir fırsat olan ramazanın sonuna yaklaşırken Kadir Gecenizi ve mübarek Ramazan Bayramınızı içtenlikle tebrik ederim. Ayrıca ramazan ve orucun manevi iklimini de bu topraklar üzerinde hürce yaşayabilmemiz için gözünü kırpmadan ölüme yürüyen, başta Çanakkale Zaferi’nin kahraman şehitleri olmak üzere bütün ecdadımıza rahmet niyaz ve temennileriyle herkese iyi okumalar dilerim.


Aylık Dergi
Aylık Dergi
Aylık Dergi
Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Ramazan Cami ve Hayat
İletişimde Nebevi Ahlak
Nesirden Nazma İslam Edebiyatı
Allah'ın Emaneti Yetimler
Peygamberimiz Cami ve Namaz
Hz. Peygamber ve Aile Ahlakı
Helal Gıda
İstismar Edilen Kavramlar
İşgal Altındaki Filistin'de Hayat
Arşın Gölgesindeki Gençlik
Hayatın Dengesi Akl-ı Selim, Kalb-i Selim, Zevk-i Selim
İyilik Ayı Ramazan
İslam'ın Şiârları
İslam'da İnsan Hakları ve Özgürlükler
Diyanet Aylık Dergi