Aylık Dergi

Aylık Dergi

Mayıs-2026

TAKDİM

Hamza BAYRAM

Yüce Allah yeryüzünün halifesi kıldığı insanı kadın ve erkek olarak yaratmış, birbirlerine karşı aralarında sevgi ve merhamet lütfetmiştir. Nikâh akdiyle kurulan yuvalar için ilahi kelamda “Allah, size evlerinizi huzur ve dinlenme yeri yaptı…” buyrulur. (Nahl, 16/80) Yuva, esenlik mekânıdır. Evlilik insana sükûnet bahşeden bir nimettir. (Rum, 30/21) Eşler arasında Rabbin “Vedud” ismi meveddetle tecelli eder. Birbirine gönülden bağlı ailelerin kurduğu yuvalar, bir yandan eşlerin gönlünü şad eden mekânlarken diğer yandan yeni neslin yetiştiği ocaklardır. Bu nedenle aile, toplumu ayakta tutan, insanı her türlü beladan ve günahtan koruyan temel sığınaktır. Eşler birbirleri için müşfik bir dost, hayat yolcuğunda hilm sahibi bir refik, ömrün çetrefilli yokuşlarında birlikte düze çıkacağı sağlam bir dayanaktır. Hz. Peygamberimiz de evliliği teşvik etmiş, kundakta merhamet, çocukluk çağında sevgi, gençliğinde ise anlayış ve hoşgörü ile büyütülen evlatların yuva kurmalarını ve toplumun da bu konuda onlara hem rehberlik etmelerini hem de destek olmalarını salık vermiştir. (İbn Hanbel, VI, 340; Müslim, Fedail, 64; Müslim, Fedail, 52; Tirmizi, Nikâh, 18)

Ailenin sağlam temeller üzerine inşa edilmesi için öncelikle aile kavramını tanımak, eş seçiminden, hayatın karşımıza çıkaracağı sorunlarla baş etme yöntemlerine kadar bir yuvayı ayakta tutan değerleri idrak etmek gerekir. Merhamet ve meveddetin, saygı ve sevginin hâkim olduğu aile ilişkileri hiç şüphesiz sadece bir yuvayı değil bir toplumu abat edecektir. Geçmişten bugüne aile, toplum nezdindeki değerini korumakla birlikte postmodern dünyada yeni bir imtihan vermektedir. Aileye, neslin emniyetine, nikâh akdiyle kurulan sağlam birlikteliklere yönelik tehditler giderek sesini yükseltmekte, gençlerimize ve ailelere yönelik rehberlik çok daha büyük önem arz etmektedir.

Diyanet Aylık Dergi olarak mayıs sayımızda “Meveddet ve Merhametin Vücut Bulmuş Hâli: Aile” dosyasını sayfalarımıza taşıdık. Dr. Hüseyin Hazırlar “Aileyi Bir Arada Tutan Değerler” yazısıyla dosyamızda yer aldı. Prof. Dr. Halit Çalış “Sevgiye Dayalı Huzur ve Şefkat Yuvası” konusunu ele aldı. “Kur’an’ı Kerim’de Aile Kavramı ve Aile Yaşantıları” mevzusuna ise Prof. Dr. Abdullah Çolak değindi. İlahi Kelam’da aileyi ifade sevgi, şefkat ve huzur üzerine inşa edilen aileyi tanımlamak için “ehl”, “âl” ve “zevç” gibi terimlerin kullanıldığını belirten Çolak, zevç kelimesinden mülhem olarak eşlerin birbirini tamamladığını ve birinin mutluluğunun diğerine bağlı olduğunu vurguladı. “Postmodern Dünyada Aile: ‘Yuva’yı Tahkim Etmek” meselesini ise Dr. Elif Arslan kaleme aldı. Arslan, hızlı yaşam temposunda yaşanan stres ve iletişim eksikliklerinin aileye verdiği zararları gündeme getirirken sabır, fedakârlık ve emek gibi değerlere bugün her zamankinden daha sıkı sarılmamız gerektiğinin de altını çizdi.

Bu ayki söyleşimizi Prof. Dr. İhsan Çapcıoğlu ve Doç. Dr. Fatma Çapcıoğlu ile gerçekleştirdik. Çapcıoğlu ailesi ile ailenin dünü ve bugününü, eşler arasındaki uyumu ve çocukların manevi hayatını inşa ederken ebeveynlere düşen sorumlulukları konuştuk.

Sizleri birbirinden kıymetli yazılarla baş başa bırakırken meveddet ve merhamet üzerine inşa edilen yuvalarımızın her türlü musibetten korunmasını Yüce Allah’tan diliyor, sağlıklı aile ortamında yetişen yeni neslin sadece İslam dünyası için değil tüm dünya için birer kazanç olacağını hatırlatmak istiyorum. Bu ay içerisinde idrak edeceğimiz Kurban Bayramı’nızı da en içten dileklerimle tebrik ediyor, İslam coğrafyası başta olmak üzere tüm insanlığın barış ve esenlik içinde yaşamasını, dünya üzerinde devam eden zulümlerin bir an önce son bulmasını Rabbimizden niyaz ediyorum.


Aylık Dergi

Aylık Dergi

Nisan-2026

TAKDİM

Hamza BAYRAM

İnsanoğlu, varlık sahnesine çıktığı günden beri bilinmeyene duyduğu merak ve kutsal olana sığınma ihtiyacıyla hep bir arayış içerisinde olmuştur. Ne var ki bu merakla ilgili arayış ve kaygılar, bizatihi fıtratın kendisinden ve gayet tabii karşılanmaktadır. Bu arayış yolculuğunun yegâne güvenli limanı ise vahiyle aydınlanan akl-ı selim, imanla nurlanan kalb-i selimdir. Ancak şu da var ki beşeriyet, tevhidin ve vahyin berrak ufkundan uzaklaştığı her dönemde; hakikatin yerine ikame edilen sahte tesellilerin, hakkın yerini almaya heveslenen batıl itikatların, hurafelerin ve gizemli öğretilerin pençesine düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Dolayısıyla insanın kadim arayış yolculuğu, ilahi vahyin belirlediği çerçevede kaldığı sürece kalpleri ve zihinleri hakikat ışığının aydınlığında tutacak, aksi takdirde batılın ve hurafenin karanlık koridorlarında sahte adımlarla devam edecektir. Bu da “kendisine şah damarından yakın” olan Rabbinden uzaklaşan insan için ne hazin bir serüvendir!

İçerisinde bulunduğumuz modern çağa gelindiğinde dijitalleşmenin ve modernitenin getirdiği imkânlar, insanoğlunun metafizik yönelimini ve varoluşsal arayışını, eski hurafelerin “yeni” maskeleriyle sekteye uğratmaya devam etmektedir. Üstelik hiç de rasyonel olmayan bilgilerin “bilimsel” kılıfla, vahyin çizdiği hakikatten uzak ilkel inançların da “İslami” kisvesiyle pazarlandığı bir güncel hurafe dünyası, modern insanın kutsal ve mana boşluğunu istismar etmektedir. Spiritüalizmden dijital falcılığa, astrolojinin bütün hayatı kuşatan iddialarından modern enerji ritüellerine kadar pek çok akım... Oysa İslam, ne aklı devre dışı bırakan bir teslimiyeti ne de ruhu ihmal eden bir maddeciliği kabul eder. Kur’an ve sünnet; bireysel ve toplumsal huzurun inşasında, dünya ve ahiret saadetinin teminatına her türlü hurafe ve aşırılıktan uzak, sahih bilgi ve istikamet üzere bir hayatı idealize eder.

Diyanet Aylık Dergi olarak bu ay, inanç dünyamızı tehdit eden güncel sapmaları ve modern görünümlü hurafeleri mercek altına aldığımız “Yeni Çağ Hurafeleri” dosya konusuyla huzurlarınızdayız. Prof. Dr. Metin Özdemir, “Gayba İman ve Tevhid İnancı Açısından İlm-i Ahkâm-ı Nücûm ve Havas İlmi” başlıklı makalesiyle gayb meselesinin itikadi ve tevhidî bütün yönlerini titizlikle tahlil etti. Prof. Dr. Mustafa Tekin, “Post/Modern Dünyanın İptidai Gelenekleri” yazısında, rasyonel olduğu iddia edilen günümüz dünyasının ilkel inançlarını dinî, psikolojik ve sosyolojik olarak ele alırken Prof. Dr. Asım Yapıcı da “Yeni Çağın Spiritüel Arayışlarına Karşı Dinî Bilinç ve Maneviyat” yazısıyla zihinlerin ve kalplerin manevi itminanına dair ufuk açıcı mütalaalarda bulundu.

Söyleşi konuğumuz Prof. Dr. İlyas Çelebi ise hem geleneksel hem de güncel inanç problemlerine ve yeni hurafe tehlikelerine dair bütün sorularımıza verdiği ayrıntılı cevaplarla meseleye vahiy, hakikat ve hikmet penceresinden bakmamızı sağladı.

Zihnimizi batıldan, kalplerimizi ve imanlarımızı her türlü hurafeden arındırdığımız bir idrak ile mümin vakarına yaraşır bir duruş sergilediğimiz dünya hayatı, ahiret saadeti ve ebedî kurtuluşu Yüce Mevla’dan âlem-i İslam için niyaz ederim. Bilhassa modern zamanların dijital hurafe masallarına karşılık vahyin ve ilmin manevi zırhını kuşanmak adına bütün okurlarımıza bereketli okumalar dilerim.


Diyanet Aylık Dergi

Diyanet Aylık Dergi

Mart-2026

TAKDİM

Hamza BAYRAM

İnsan, fıtratı gereği zıt kutupların muazzam terkibinden müteşekkil: Madde ile mana, beden ile ruh, arz ile sema, müspet ile menfi, zahir ve bâtın… Üstelik kâinatın yaratılışında ve nizamında da bu muhteşem uyum ve bütünlük hâkimdir. Bu farklılıkların bir arada yaratılışı, herhangi bir uyumsuzluğa, dengesizliğe, ifrat veya tefrite neden olmadığı gibi aksine bu birliktelik, tam bir itidal üzerinedir. Nitekim “…Rahman’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin…” (Mülk, 67/3) ayet-i kerimesi de hakikatin altını çizen ilkelerden biridir. İnsanın ve kâinatın yaratılışındaki olağanüstü ahengin muhafazasını ve devamını murat eden Allah Teâlâ, bireysel ve toplumsal denge ve huzurun teminatı, kullarının dünya ve ahiret saadetini kazanmaları için de bizleri hak din İslam’la şereflendirmiştir. Böylece insanın inanç, duygu, düşünce dünyasında ve ibadet hayatında bu hassas dengeyi korumasını istemektedir. Aslında bu, fıtratın muhafazasından başkası değildir: Zahir ile bâtın dengesini gözetmek. Başka bir deyişle mutedil olmak... Bu dengenin bizler için en güzel örneği de şüphesiz Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’dır (s.a.s.). “Böylece sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık.” (Bakara, 2/143) ayeti de nebevi örnekle bu itidalin ufkunu, önemini ve çerçevesini belirlemektedir.

Bir diğer husus; hakiki manada bir kulluk için ibadetlerin fıkhi şartları, rükünleri, zahirî kuralları ve vakitlerini gözetmek ne kadar önemli ise bu eylemlerin bâtınını, yani ibadetlerin içindeki ihlas, takva ve huşuyu da aramak elzemdir. Zira dinin zahiri kulluğumuzu disipline ederken ibadetlerin iç yüzüne odaklanmak; bu disiplini, tam manasıyla rıza-ı Bari’ye, mutmain bir kalbe, nebevi ahlaka sahip bir şahsiyete ulaştırmayı kolaylaştıracak; aynı zamanda sürekli bir murakabe anının ve huzurun da kazanılmasına zemin hazırlayacaktır. Özetle Kur’an ve sünnetin idealize ettiği Müslüman kimliği ve barış toplumunun özünde, zahir ile bâtının dengede tutulduğu bir anlayış yatmaktadır.

Diyanet Aylık Dergi olarak “Zahir Bâtın Dengesi” dosya konusunu mart sayımıza taşıdık. “Allah’a tam bir yöneliş, insanın zahirî ve bâtıni cephelerini beraberce harekete geçirmesiyle ya da başka bir deyişle kalp ve kalıp bütünlüğü içinde maddi ve manevi bir yöneliş sergilemesiyle mümkündür.” diyen Prof. Dr. Soner Gündüzöz; “Zahir ve Bâtın Bütünlüğü Üzerine Bir Derkenar” başlıklı yazısıyla dosya konumuza katkıda bulundu. Dr. Hamdi Tekeli, “Zahir Bâtın Dengesine Mutasavvıfların Yaklaşımı” yazısında; zahir ile bâtın arasında bir çelişkinin bulunup bulunmadığı konusuna tasavvufi açıdan değinirken Abdurrahman Akbaş ise “Modern Zamanlarda Mutedil Kalabilmek” başlıklı yazısıyla bu meseleye daha güncel bir pencereden yaklaşarak dergimize zenginlik kattılar.

Söyleşi konuğumuz olan Prof. Dr. Mustafa Kara ise bilhassa, “Sakın dengeyi bozmayın!” emr-i ilahisinin altını çizerek sorularımızı yanıtladı.

Sırat-ı müstakim ve zahir bâtın dengesi üzerine bir yaşam için güzel bir fırsat olan ramazanın sonuna yaklaşırken Kadir Gecenizi ve mübarek Ramazan Bayramınızı içtenlikle tebrik ederim. Ayrıca ramazan ve orucun manevi iklimini de bu topraklar üzerinde hürce yaşayabilmemiz için gözünü kırpmadan ölüme yürüyen, başta Çanakkale Zaferi’nin kahraman şehitleri olmak üzere bütün ecdadımıza rahmet niyaz ve temennileriyle herkese iyi okumalar dilerim.


Ramazan Cami ve Hayat

Ramazan Cami ve Hayat

Şubat-2026

İnsan, varlık âlemi içerisinde hem bedeni hem de ruhuyla bir denge üzere halk edilmiştir. Bu dengenin muhafazası da nefsin bitmek bilmeyen arzularının dizginlenmesi ve ruhun asli hâline yönelmesiyle mümkündür. Yüce Allah’ın biz müminlere bir rahmet kapısı olarak bahşettiği ramazan ayı ve oruç ibadeti, meşakkatten ziyade bir arınma, durulma ve aslına rücu etme vesilesidir. Bu kutlu iklim, mümini sadece ferdî bir ibadet neşvesine değil aynı zamanda İslam’ın şiarlarından olan cami ve cemaat ruhuyla bir olmaya, bütünleşmeye ve kardeş olmaya davet eder. Zira ramazan mevsimi, orucun sabrıyla caminin huzurunu, vahyin nuruyla hayatın gerçeklerini harmanlayan muazzam bir mekteptir. Oruç, sadece imsak ve iftar vakitleri arasındaki zaman dilimine hapsedilemeyecek kadar derin bir ahlak okuludur.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), Mescid-i Nebevi merkezli yaşam formunu hayata geçirmesiyle ramazanı ve sosyal hayatı caminin merkeziyetinde, Kur’an-ı Kerim’in rehberliğinde ve ibadetin samimiyetiyle ihya etmeyi öğretmiştir. Allah Resulü, ümmetine ramazan ayını bir yardımlaşma, sosyalleşme, infak ve mukabele iklimi olarak miras bırakmıştır. Bu nebevi ruhun devamı olarak inşa edilen kültür ve medeniyetimizde camiler, mescitler ramazan ayında hayatın merkezi ve kalbi hâline gelmiş; müminler vahiyle burada tazelenmiş, cemaatle burada kenetlenmiştir. Sahur, iftar, teravih, mukabele, itikâf, yardımlaşma, birlik olma, cemaate devam etme gibi nimetlerin hayata daha fazla dâhil oluşuyla ramazan ayında camiler, sair zamanlarda olduğundan ziyade çok fonksiyonlu yapıya bürünür. Bütün toplumsal hayatımızı kuşatan camiler, ramazan ayında âdeta sosyal yaşam alanlarına dönüşür.

Diyanet Aylık Dergi olarak bizler de gönüllerin yumuşadığı, rahmetin sağanak sağanak yağdığı bu mübarek iklimin manevi dokusunu dergimizin sayfalarına taşımak istedik. Aynı zamanda Diyanet İşleri Başkanlığının, 2026 yılı ramazan teması da olan “Ramazan, Cami ve Hayat” dosya konusuyla karşınızdayız. Doç. Dr. Mehmet Ali Aytekin, “Ramazan-ı Şerif İkliminde Camide İbadet Neşvesi”; Dr. Rukiye Aydoğdu Demir, “Hilalin Aydınlığında”; Doç. Dr. Hasan Yücel ise “Vahyin Işığında Yeniden Doğmak” başlıklı yazılarıyla bu ayki dosya konumuza katkıda bulunan isimler.

Söyleşimizi ise Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş ile gerçekleştirdik. Ramazan ayının bireysel ve toplumsal hayatımızı dönüştüren etkisine ve manevi gücüne değinen Arpaguş; oruç, cami ve Kur’an ekseninde şekillenen bir hayatın, modern insanın anlam arayışına verilecek en kıymetli karşılık olduğunu vurgulayan açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Safi Arpaguş, özellikle de camilerin kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşma anlayışının canlı tutulmasında önemli bir fonksiyona sahip olmasının; camilerde, mescitlerde verilen vaaz u nasihatlerin, halkı irşat için yapılan sohbetlerin, okunan hatm-i şeriflerin, Kur’an, hadis ve ilmihâl derslerinin ramazan ayının manevi ağırlığına uygun olarak daha fazla anlam kazanmasının altını çizdi.

Rahmet, bereket ve mağfiret ayı ramazan-ı şerifin, başta Gazze ve Kudüs olmak üzere mazlum coğrafyalardaki kardeşlerimizin kurtuluşuna, İslam âleminin vahdetine ve insanlığın hidayetine vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim. Ayrıca 6 Şubat 2023’te meydana gelen acı ve yıkıcı afette hayatını kaybedenlere de bilvesile rahmet dilerken, Allah Teala’dan ülkemizi ve milletimizi her türlü afetten muhafaza etmesini niyaz ediyorum. Berat Gecenizi ve ramazan ayınızı tebrik eder; bereketin hanelerinizden ve sofralarınızdan, huzurun gönüllerinizden eksilmemesi temennileriyle bütün okurlarımıza hayırlı okumalar dilerim.

Hamza BAYRAM

İletişimde Nebevi Ahlak

İletişimde Nebevi Ahlak

Ocak-2026

İnsan, doğduğu andan itibaren bütün varlıklarla sürekli bir iletişim hâlindedir. Yüce Allah’ın kendisine bahşetmiş olduğu dil ve konuşma yetisi ile diğer yaratılmışlardan ayrılan insan; fikirlerini, hislerini ve bütün sosyal ihtiyaçlarını temel iletişim vasıtası olan dil ve konuşma nimeti sayesinde gerçekleştirir. Başta aile içinde olmak üzere bütün sosyal ve toplumsal ilişkilerin sağlıklı ve uzun ömürlü sürdürülebilmesi ancak kuvvetli bir iletişim bağıyla mümkündür. Üstelik iletişim, sadece sözlü ve yazılı olarak gerçekleşmeyip beden dili, muhatabın hâline ve durumuna göre hitabet, ortam, zaman, mekân gibi pek çok etkenin bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Hâl böyle olunca “Müslümanlar olarak iletişim hususunda nasıl bir metot izlemeliyiz?” sorusu karşımıza çıkmaktadır.

Üsve-i hasene olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), her konuda olduğu gibi iletişim alanında da müminlerin en güzel örneği ve yegâne rehberidir. O, gençliğinden itibaren toplumla iletişimini sağlıklı ve doğru bir zemin üzerine inşa etmiş, risalet döneminde ise bütün insanlığı İslam’a davet ederken muhataplarının hâlini, durumunu, yaşını, cinsiyetini, bulunduğu ortamı vb. bütün etkenleri göz önünde bulundurarak hareket etmiştir. İletişim dili, üslubu ve ahlakında Müslümanların yolunu aydınlatan ve iletişim alanının en güzel örnekliğini sergileyen Peygamber Efendimiz; yargılamadan, kırmadan, üzmeden, kucaklayıcı, açıklayıcı, aydınlatıcı ve yapıcı bir iletişim üslubuyla davet, tebliğ, irşat ve terbiye faaliyetlerini gerçekleştirmiştir. Merhamet temelli bir nebevi iletişim ortaya çıkmış, Hz. Peygamber’in etrafında toplanan insanların inşa ettiği İslam kültür ve medeniyeti aynı hassas iletişim diliyle tüm cihanı sarmıştır. Bu medeniyetin temeli olan nebevi iletişimin özüne de Allah Teâlâ şöyle dikkat çekmektedir: “Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi.” (Âl-i İmran, 3/159)

Diyanet Aylık Dergi olarak yeni yayın dönemimizi bu hassasiyet üzerine inşa edelim ve 2026 yılının ilk sayısına nebevi iletişimin önemine dikkat çekerek başlayalım istedik. Dolayısıyla bu sayımızda, “İletişimde Nebevi Ahlak” konusuyla karşınızdayız. Doç. Dr. Bayram Köseoğlu, “İletişimde Nebevi Örneklik”; Prof. Dr. Cafer Acar, “Hz. Peygamber’in Farklı İnanç Gruplarıyla İletişimi”; Prof. Dr. Hasan Yerkazan, “Peygamber Efendimizi Anlatmada Kullandığımız İletişim Yolları” başlıklı yazılarıyla bu ayki dosya konumuza katkıda bulunan kıymetli isimlerdi.

Söyleşimizi ise Prof. Dr. Zekeriya Güler ile gerçekleştirdik. “Dil ve üslup, davet ve tebliğin anahtarı durumundadır. Ne var ki muhatabın gönül dünyasına dokunan bir dil ve üslup beklenir.” diyen Güler, Hz. Peygamber örnekliğinde iletişim ahlakı, dili ve üslubunun önemini vurgulayan açıklamalarda bulundu.

Nebevi iletişim vesilesiyle nebevi mirasın ve kutlu bir yolculuğun hatırası olan Miraç Kandilinizi tebrik eder; içerisinde bulunduğumuz üç ayların, Kudüs ve Gazze başta olmak üzere İslam coğrafyasında ve tüm cihanda huzur, esenlik, selamet, berekete kapılar açması niyaz ve temennileriyle bütün okurlarımıza iyi okumalar dilerim.

Hamza BAYRAM

Dergiler

77 dergi listelendi.

Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi
Diyanet Aylık Dergi