FATIR SURESİ


Doç. Dr. Faruk GÖRGÜLÜ

Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi



Fatır suresi, Kur’an-ı Kerim’in Mushaf tertibinde otuz beşinci, nüzul sırasına göre ise kırk üçüncü suresi olup 45 ayetten oluşmaktadır. Mekke döneminin ortalarında, Furkan suresinden sonra indirilmiştir. (İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, Tunus: Dâru’t-Tûnisiyye, 1984, 22/247.) Surenin nüzulüne dair kesin bir rivayet bulunmamakla birlikte, muhtevası onun Mekkeli müşriklerin İslam’a karşı şiddete başvurdukları, Hz. Peygamber’i (s.a.s.) engellemeye çalıştıkları ve daveti başarısız kılmak için çeşitli hilelere başvurdukları bir dönemde nazil olduğunu göstermektedir. (Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’ân, İstanbul: İnsan Yayınları, 2005, 4/541.) Adını ilk ayette geçen, “yaratan, yoktan var eden” anlamındaki “Fatır” kelimesinden almıştır. Ayrıca aynı ayetlerde Allah Teâlâ’nın vahyini peygamberlere ulaştırmak üzere melekleri aracı kıldığının belirtilmesi sebebiyle sure, “Melekler” manasına gelen “Melâike” suresi olarak da anılmaktadır. (İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, 22/247.)

Surede genel olarak şirk anlayışının tutarsızlığı ortaya konulmakta, Allah’ın varlığına, birliğine, hikmet ve kudretine işaret eden kevnî deliller, kâinattaki olaylar, ölümden sonra diriliş, Allah’ın insana lütfettiği nimetler ve müminlerle kâfirler arasındaki temel farklılıklar ele alınmaktadır. Ayrıca Hz. Muhammed’in (s.a.s.), önceki peygamberler gibi Allah’tan vahiy getiren hak peygamber olduğu vurgulanmakta, öldükten sonra dirilişin kesinliği ve insanların dünyadaki amellerinin karşılığını ahirette mutlaka görecekleri beyan edilmektedir. (İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, 22/247, 248.) Surede, Allah’ın birliğini ve kudretini ortaya koyan ayetlerin bütünlüğe yayıldığı görülmektedir. Bu bağlamda surenin ana gayesi, Allah’ın varlığına, birliğine ve yaratıcı kudretine delâlet eden kevnî işaretleri tanıtmak, bunun yanında nübüvvet müessesesinin ve ahiret inancının önemini vurgulamak, hidayet ve dalaletin sebeplerini açıklamak, hak ile batıl mücadelesinin sonuçlarını ortaya koymaktır. (Emin Işık, “Fâtır Sûresi,” DİA, 12/240.)

Surenin ilk ayetlerinde hamdın yalnızca bütün varlıkların yaratıcısı ve sahibi olan Allah’a mahsus olduğu belirtilir. Melekleri yaratanın O olduğu, hayır kapılarını açıp kapamanın yalnız O’nun iradesine bağlı bulunduğu, bütün nimetlerin kaynağının da Allah olduğu ifade edilir. Ayrıca müşriklerin ithamlarına karşı Hz. Peygamber ve onun şahsında bütün müminler teselli edilerek önceki peygamberlerin de benzer tepkilerle karşılaştıkları hatırlatılır. Allah’ın her şeyden haberdar olduğu, herkesin hesabının görüleceği ahiret gününün mutlaka geleceği vurgulanır. Devam eden ayetlerde insanlara Allah’ın vaadinin kesinliği bildirilerek dünya hayatına ve şeytana aldanmamaları konusunda uyarılarda bulunulur. Şeytanın insana amansız bir düşman olduğu hatırlatılarak onun düşman edinilmesi gerektiği ifade edilir. Ardından inkârcılar için şiddetli azap, iman edip salih amel işleyenler için ise mağfiret ve büyük mükâfat müjdelenir. Daha sonra rüzgârları estiren, bulutları sevk eden ve yağmurla ölü toprağa hayat verenin Allah olduğu hatırlatılarak bütün güç ve hâkimiyetin O’na ait olduğu beyan edilir. (Fatır, 35/1-10.)

Surenin bundan sonraki ayetlerinde, insanın topraktan ve bir damla sudan yaratıldığı, insanların ve diğer canlıların ömürlerinin Allah’ın ilim ve kudreti çerçevesinde belirlendiği ifade edilir. Tatlı ve tuzlu sular arasındaki farklara işaret edilerek her ikisinden de insanların yiyecek, giyecek ve süs eşyaları bakımından yararlandıkları beyan edilir. Denizlerin ulaşım imkânı sağladığı, gece ve gündüzün birbiriyle kaynaştırıldığı, bütün varlıkların Allah’ın emrine boyun eğdiği belirtilir. Böylece hayatın devamını sağlayan kozmik düzenin Allah’ın kudreti sayesinde varlığını sürdürdüğü hatırlatılır. İnsanoğlunun Allah karşısındaki mutlak aczi ve her açıdan O’na olan ihtiyacı dile getirilir. Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmadığı, dilediği takdirde bir toplumu yok edip yerine başka bir nesil getirebileceği vurgulanır. (Fatır, 35/11-17.) Bu ayetler, Mekke müşriklerine yönelik bir tehdit olduğu kadar putperest toplumun yok olup gideceğini ve Allah’ın izniyle onun yerine yepyeni bir iman topluluğunun doğacağına dair dolaylı bir müjde niteliği taşımaktadır. (Işık, “Fâtır Sûresi”, DİA, 12/ 240.)

Surenin bundan sonraki bölümünde (Fatır, 35/18-26.) günahın bireyselliği ilkesi hatırlatılır. Hiç kimsenin başkasının günahını yüklenmeyeceği, kıyamet gününde akrabalık bağlarının fayda sağlamayacağı ve herkesin kendi amellerinden sorumlu olacağı bildirilir. Peygamberin uyarmasının, görmediği hâlde Allah’tan korkanlar ve namaz kılanlar üzerinde etkili olduğu anlatılır. Manevi arınmanın, kişinin şahsi tercihi ve yönelişiyle gerçekleşeceği belirtilir. Kör ile görenin, karanlık ile aydınlığın, gölge ile sıcağın, diri ile ölünün eşit olmadığı örnekleri üzerinden mümin ile kâfir arasındaki fark, temsilî bir üslupla anlatılır. Peygamberlerin görevinin sadece tebliğ ve uyarı olduğu vurgulanır. Hz. Peygamber’e, kavminin yalanlamasından dolayı üzülmemesi telkin edilir. Her topluma mutlaka bir uyarıcı gönderildiği, peygamberlerin yalanlanmasının insanlık tarihi boyunca süregelen bir gerçeklik olduğu hatırlatılarak eski toplumların helaki örneğinden inkârcılar uyarılır. (Işık, “Fâtır Sûresi”, DİA, 12/241.)

Bunun ardından gelen ayetlerde canlı ve cansız kâinatın yaratılış ve işleyişine dikkat çekilir. Bu bağlamda gökten indirilen su ile farklı renklerde meyveler bitirildiği, dağların tabakalı yapıları ve çeşitli renklerde hayvanların yaratıldığı belirtilir. Allah’ın çok affedici olduğu ve şükrün karşılığını bolca verdiği vurgulanır. Tabiattaki farklılık ve güzelliklerin bahsedildiği 28. ayet-i kerimede Allah’a karşı ancak âlim kullarının huşu duyduğu ifade edilir.

Ancak âlimler tabiatın yaratıcısının azamet ve yüceliğini idrak edebilirler. Buna bağlı olarak Allah’ın kitabını okuyanların, namaz kılanların ve servetlerinden başkalarını cömertçe faydalandıranların Allah’ın lütuf ve keremine nail olacakları müjdelenir. Ardından cennet ve cehennem ehlinin hâllerinden bahsedilerek uyarıcı ve müjdeleyici bir metotla durumları tasvir edilir.

(Fatır, 35/27-37.)

Surenin son kısmında (Fatır, 35/38-44.) tevhid ve nübüvvet esasları çerçevesinde hidayet ve dalalet konusu ele alınır. Bu çerçevede göklerin ve yerin gaybını, kalplerde olanı Allah’ın bildiği belirtilir. İnsanların yeryüzünde halife kılınmaları, kâfirleri küfre sevk eden sebepler, Allah’ın değişmez sünneti ve geçmiş ümmetlerin helakinden çıkarılması gereken ibretler hatırlatılır. Sure, Allah’ın her şeye gücü yetmesine rağmen rahmetinin bir tecellisi olarak kullarını hemen cezalandırmadığını, onlara belirli bir süreye kadar mühlet verdiğini bildiren uyarıcı bir ayetle son bulmaktadır. (Fatır, 35/45.)