SÖZCÜKLERLE

TANIKLIK



Mehmet KAHRAMAN

 

Direniş, insanlık tarihinin en kadim mücadelesidir. İnsan var olduğundan beri her türlü baskıya, haksızlığa, adaletsizliğe ve sömürüye karşı koymuştur. Direnişin biçimleri dönemlerin ve koşulların değişimine göre farklılık gösterir; kimi zaman gösterilerle kimi zaman açlık grevleriyle kimi zaman da sanat ve edebiyat aracılığıyla gerçekleşir. Her direniş kendi bağlamında değerlidir; önemli olan zulme karşı durabilme iradesidir.

Edebiyatın direnişteki rolü nedir?

Bellek oluşturarak hafızayı canlı tutmak

Edebiyat, yaşanan acıların, verilen mücadelelerin unutulmamasını sağlar. Savaşlar bir gün biter, acıların üstünden yıllar geçer. Gelecek nesiller o zulmü yaşamadıkları için hiçbir şey hatırlamazlar. Onlara o gün yaşananları anlatacak en kullanışlı araç edebiyattır. Şiir, öykü, romanlar sayesinde insanlar o gün yaşananları daima hatırlayacaktır.

Yazar çağının tanığıdır, bu tanıklık sorumluluk getirir.

Edebiyat zamanın tanıklığını yaparken geleceğe de seslenir. Çünkü yazılan her kelime bir sonraki kuşağın belleğine ekilir. Yazar, çağının tanığı olarak yazıya aldığı her kelimeyle geleceğe bir iz bırakır. Borges’in sözleriyle, “Hafıza, geçmişin değil geleceğin edebiyatıdır.” Cengiz Dağcı’nın Kırım için, Gassan Kenefani’nin Filistin için yaptıkları budur. Bosna’da Cevat Karahasan, Abdullah Sidran, İvo Andriç gibi yazarlar da yaşanan soykırımı unutulmamak üzere edebiyata taşımışlardır. Sadece edebiyat değil resim ve müzik de insanlığın acılarını dile getirmenin araçları olmuştur. Picasso’nun Guernica tablosu bunun en güçlü örneklerinden biridir.

Kimlik ve dayanışma bilinci oluşturmak

Toplumları bir arada tutmak için ortak değerlerin olması gerekir. Bu değerler geçmişten bugüne taşınan, bizi biz yapan değerlerdir. Bu değerler sürekli

yaşatılmazsa zamanla erozyona uğrayarak etkilerini yitirirler. Edebiyat bu değerleri her daim hatırlatır ve diri tutar. Kimlik oluşumunda, millî birliğin sağlanmasında anlatılan hikâyelerin yeri çok büyüktür. Dede Korkut Hikâyeleri, Yunus Emre ve Mevlana gibi kültürel miraslar, kimliğin inşasında kurucu rol oynamıştır.

Sözcüklerle direnmek

Zulme uğrayan tarafsanız fiziksel gücünüz yetmiyor demektir. Öyle ise elinizde kelimelerden başka dayanağınız yoktur. Böyle zamanlarda acınızı anlatmak, maneviyatınızı yükseltmek için sözcüklere ihtiyaç duyarsınız. Zorbalığa karşı koyacağınız en güçlü aracınız edebiyattır. Edebiyat sayesinde kendinizi ve toplumunuzu ifade edebilir, sesinizi tüm dünyaya duyurabilirsiniz. Sesiniz duyulduğunda ikna edebilir, gerekli desteği, yardımı görebilirsiniz.

Zor zamanlarda edebiyat her zamankinden daha derin anlamlar taşır. Kimlik oluşumunda, belleğin canlı tutulmasında, alternatif dünyaların mümkün olduğunu gösteren umut taşıyıcı konumuna geldiğinde edebiyatın değeri daha iyi anlaşılır. Edebiyatı basit bir şekilde söze, hayale, duyguya indirgediğimizde onunla elde edeceğimiz kazanımları da gölgelemiş oluyoruz. Edebiyat bugün gücünü yitirmiş, etki alanını kaybetmiş görünse de her tür kendi imkânları içinde değerlendirilir. Bugün konforlu hayatların içinde edebiyat fantezi addedilse de zor zamanlarda hayati fonksiyon üstlenebilmiştir.

Zor zamanlar nedir? Zor zamanları illa savaş, zulüm, açık bir baskı olarak değerlendirmemek lazım. Bütün hak arayışları bir direniştir, kültür emperyalizmine karşı durmak bir direniştir; ailenin, toplumun, geleneğin, değerlerin örselendiği bir zamanda değerlere sahip çıkmak bir direniştir. Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Mustafa Kutlu direnişin önemli kalemleridir. Zor zamanlarda edebiyat bir sığınak değil savunma ve tanıklıktır.

Sezai Karakoç, direnişi bir varoluş biçimi olarak görür. İnsanın kendisi olarak kalabilmesi buna bağlıdır. Zulme boyun eğdiğinde, kendisine reva görüleni kabul ettiğinde artık kendisi olmaktan vazgeçmiş. demektir. Baskı sadece bedene yapılmaz, zihne, fikre, ruha, duyguya yönelenler de baskıdır ve hatta bedene yapılandan daha şiddetlidir. Zihne ve ruha yönelik zulümler tüm toplumu etkileyebilir. Bu yüzden edebiyat yalnızca estetik bir uğraş, sözcüklerle kurulan bir oyun, bir hikâye anlatma sanatı değil bir varoluş biçimidir. Doğruları söylemenin zor olduğu dönemlerde semboller ve metaforlarla direnişi sürdürebilir hâle getirir.

Alternatif dünyaların hayalini kurmak

Direniş aslında bir zihin, moral savaşıdır. Bir toplumun düşünce yapısı çökmedikçe yıkılmaz. Edebiyat sadece direnmenin, savunmanın değil iyileşmenin aracıdır. Kelimeler zihin ve ruh dünyasında karşılık bulur.

Edebiyat, hayallere dalmak, hoş vakit geçirmek ya da kendini anlatmak, yüzleşmek için değil var olmak, sesini duyurmak için vardır. Yazı; olayları, olguları, duygu ve düşünceleri kayıt altına almak, paylaşmak, geleceğe taşımak için vardır. Yazarak bugünü ve geleceği inşa ederiz.

Edebiyatın, sanatın olmadığı bir direniş ne kadar dayanabilir? Ne denli kalıcı olabilir? Zira sloganlar geçer, çığlıklar diner, meydanlar boşalır, insanlar yorulur. Ama sözcükler hep kalır. Zamana direnir.