ÇOCUKLAR KİMİNLE BÜYÜYOR?
DİJİTAL BAKICILAR
Rabia ÇAKMAK
Psikolog
Günümüzde çocuk yetiştirme pratikleri, dijitalleşmenin etkisiyle önemli bir dönüşüm geçirmektedir. Aile içinde çocukla kurulan etkileşim, giderek daha fazla dijital araçlar üzerinden şekillenmekte; çocukların bakım, eğlence ve öğrenme süreçlerinde ekranlar belirleyici bir rol üstlenmektedir. Özellikle küçük yaş grubundaki çocuklar için dijital medya, kimi zaman ebeveynin yerini alacak kadar merkezî bir hâle gelmektedir.
Bu durum yalnızca teknolojik bir yenilik değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik bir mesele olarak ele alınmalıdır. Çünkü çocukluk dönemi, bireyin duygusal bağ kurma, ilişki geliştirme ve benlik inşası açısından en kritik evredir. Bu evrede çocuğun, insani temasla değil ekranla karşılaşması; duygu, dikkat ve ilişki dünyasında derin etkiler bırakmaktadır.
Dijital medya sessiz bir ebeveyn mi?
Son yıllarda yapılan araştırmalar, okul öncesi yaş grubundaki çocukların günlük yaşamlarında ekran maruziyetinin giderek arttığını göstermektedir. Bu artış çoğu zaman ebeveynler tarafından “zorunlu” bir çözüm olarak görülse de uzun vadede ciddi gelişimsel sorunlara yol açabilmektedir. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Bağımlılık Psikolojisi kitabında bu durumu şöyle ifade etmektedir: “Ekran bağımlılığı yalnızca teknolojik bir alışkanlık değil, aynı zamanda duygusal bir yalnızlıktır.”
Çocuk ekran başında sessizleşir ama bu sessizlik huzur değil, içe çekilişin işaretidir. Oyun oynar gibi görünse de aslında yalnızdır. Ekran, çocuğa hazır görseller ve sesler sunar, ancak ona duygusal karşılık vermez. Oysa bir çocuğun gelişimi, karşılıklı ilişkilerle, göz temasıyla, ses tonundaki iniş çıkışlarla şekillenir.
Duygusal gelişim ve dijital müdahale
Dijital içeriklerin çocuk üzerindeki en önemli etkilerinden biri, duygularla baş etme becerisini zayıflatmasıdır. Yemek yemediğinde ya da ağladığında hemen ekranla “susturulan” çocuk, duygusunu tanımak ve düzenlemek yerine onu bastırmayı öğrenir. Bu da ileriki yaşlarda öfke kontrolü, sabır, empati gibi sosyal becerilerde eksiklik oluşturabilir. Tarhan bu konuda şu uyarıyı yapmaktadır:
“Çocuk, zor bir duygu yaşadığında hemen dijital bir uyaranla sakinleşiyorsa, o duyguya tahammül etmeyi hiç öğrenemez.” (Nevzat Tarhan, “Ailede Psikolojik Sağlamlık”, Son Sığınak Aile, 2019.)
Sabır, bekleyebilme ve duyguyu yönetebilme gibi beceriler, ancak ilişki içinde öğrenilir. Sürekli uyarılan bir zihin, dinginliği taşıyamaz. Bu da çocukların hayal gücünü, dikkat süresini ve üretkenliğini olumsuz etkiler.
Bağlanma kuramı açısından bakıldığında güvenli bağlanan çocukların ebeveynleriyle kurduğu sıcak temas, onlara ileriki yaşlarda daha sağlıklı ilişkiler geliştirme imkânı tanır. Ancak ekranın araya girmesi, çocuğun güvenli bağlanma deneyimini zayıflatmakta, yalnızlık hissini artırmaktadır.
Aile sosyolojisi perspektifinden
Geçmişte çocuk büyütme süreci geniş aile yapısının içinde gerçekleşirdi. Anne, baba, dede, nine, yakın akrabalar ve hatta komşular çocuğun sosyal dünyasını zenginleştiren birer figürdü. Bugün ise çekirdek ailelerin yoğun iş temposu, zaman darlığı ve şehirleşme gibi etkenler, çocukların bakımını büyük ölçüde dijital araçlara bırakmıştır. Bu nedenle dijital içerikler yalnızca eğlence değil bir tür “bakıcı” işlevi de görmektedir. Fakat bu bakıcı, çocuğa değer vermeyen, sabır göstermeyen, sınır koymayan ve en önemlisi sevgi sunmayan bir bakıcıdır.
Sosyolojik açıdan bu durum, aile içi rollerin zayıflamasına da yol açmaktadır. Ebeveynin rehberlik rolü, teknolojinin hızlı ve hazır çözümleri karşısında geri plana itilmekte; çocuk, sorularına dijital cevaplar aramaktadır. Oysa aile, değerlerin ve kimliğin aktarıldığı ilk yerdir. Bu aktarımın eksilmesi, toplumun geleceği açısından da ciddi riskler barındırmaktadır.
Ebeveynin dikkati: Görünmekten fazlası
Dijital bakıcılar yalnızca çocukları değil ebeveynleri de etkisi altına almıştır. Evde fiziksel olarak var olmak, çocuğun kendini değerli hissetmesine yetmez. Asıl belirleyici olan, ebeveynin dikkatidir. Cüceloğlu bu noktada şu ifadeyi kullanır: “Çocuklar anne babalarına değil onların dikkatine ihtiyaç duyar.” (Doğan Cüceloğlu, Gerçek Özgürlük, 2013.) Telefonla meşgul bir annenin ya da sessizce sosyal medyada gezinen bir babanın varlığı, çocuk için eksik bir temas anlamına gelir. Zaman geçtikçe çocuk bu durumu “önemsizim” ya da “görünmüyorum” şeklinde içselleştirir. Bu da çocuğun öz güven gelişimini doğrudan etkiler.
Çocuğun ebeveyn tarafından görülmesi, duygularının fark edilmesi ve önemsenmesi sağlıklı bir benlik algısının temelidir. Dijital dikkat dağınıklığı, bu temel ihtiyacı görünmez kılmaktadır.
Sonuç: Temasın yerini hiçbir teknoloji tutmaz
Dijital içerikler, çocuğun gelişimini destekleyecek şekilde bilinçli kullanıldığında fayda sağlayabilir. Ancak duygusal ihtiyaçların yerini alacak şekilde konumlandırıldığında, çocuğun iç dünyasında onarılması güç boşluklar oluşturur. Göz teması, fiziksel temas, birlikte geçirilen anlamlı zaman; çocuğun ruhsal bağışıklık sistemini güçlendirir. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu hakikati şu cümleyle özetler: “Çocuğun zihninde en çok iz bırakan şey, ne söylediğiniz değil ona nasıl baktığınız, onu nasıl dinlediğinizdir.” (Nevzat Tarhan, “Dijital Çağın Psikolojisi”, Metaverse Dijital Oyun Psikolojisi, 2021.)
Bu nedenle çocuklarımızı yalnızca ekranlardan değil ilgisizlikten, temassızlıktan, duygusal yalnızlıktan da korumalıyız. Ebeveyn olmak sadece bakım vermek değil rehberlik etmek, duygusal bağ kurmak ve iç dünyasına eşlik edebilmektir. Toplumsal geleceğimiz, çocukların bugün hangi ellerde ve hangi bakışlarda büyüdüğüyle doğrudan ilişkilidir.