İYİLERLE OTUR HAKK’A KULAK VER

 

Dr. Mahmut KAYIŞ

DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı




وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ اَنْ اِذَا سَمِعْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَاُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا ف۪ي حَد۪يثٍ غَيْرِه۪ۘ اِنَّكُمْ اِذًا مِثْلُهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ جَامِعُ الْمُنَافِق۪ينَ وَالْكَافِر۪ينَ ف۪ي جَهَنَّمَ جَم۪يعًاۙ

 

 

“Oysa Allah size Kitapta (Kur’an’da), ‘Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz.’ diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır. ”

 

(Nisa, 4/140.)



Müslümanın bulunduğu ortam, imanı ve toplumsal kimliği açısından çok büyük önem arz etmektedir. Çünkü bulunulan mekân ve maruz kalınan söylemler, onun kişiliği ve inanç dünyası üzerinde büyük etki oluşturur. “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe, 9/119.) emr-i ilahisinin bu hususa dikkat çektiği söylenebilir. Müminin doğru ve iyi insanlarla beraber olması, her daim hayır ve güzel sözlere kulağını ve gönlünü açması; imanını korumasına ve kulluğunu yerine getirmesine yardımcı olur. Kur’an’ı bizlere tebliğ eden Allah Resulü’nün meclisleri Kur’an, zikir, ilim, hikmet ve güzellikler ile doluydu. Sahabe efendilerimiz de buralarda yetişmiş ve İslam’ı öğrenmişlerdi.

Allah’ın Elçisi’nin ve onun sahabesinin bulunduğu meclislerde kelamullah, “Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.” (Araf, 7/204.) emri gereğince can kulağıyla dinlenirdi. İlahi kelamın buyrukları, hemen hayata geçirilip tatbik edilirdi. Onlar, yollarını aydınlatan bu vahiy ile hem kalplerini hem de akıllarını tezyin eder, kendilerini yaratana daha iyi kul olabilmek için ellerinden gelenin en iyisini ve güzelini yapmaya gayret ederlerdi.

İlahi vahyin hayat veren mesajlarından istifade edemeyip inkâr edenler ise Kur’an’ı dinlemedikleri gibi onun başkaları tarafından duyulmasını da istemezlerdi. Bu inkârcılar ve özellikle ileri gelenleri, ilahi vahyin hem anlam hem de söz bakımından mükemmelliğini bilirlerdi. Onun benzersizliği karşısında hayranlık duyar ancak toplumsal konumlarını ve nüfuzlarını kaybetme endişesiyle Kur’an’a iman etmezlerdi. İnsanların ilahi mesajı duymasını engellemek için çeşitli şeyler yaparlardı. Allah’ın kelamı okunurken yüksek sesle bağırır, ıslık çalar, anlamsız konuşmalar yaparak gürültü çıkarırlardı. Amaçları Resulullah’ın sesini bastırmak ve böylece okunan ayetlerin insanlar tarafından anlaşılmasını önlemekti. (Fussilet, 41/26; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, 7/174.)

İman etmeyenler, bazen bununla da yetinmez, Allah’ın ayetlerini inkâr etmelerinin yanı sıra onlar ile alay ederlerdi. Batıla dayanarak hakkı ortadan kaldırmak için mücadeleye girişirlerdi. Allah’ın emirlerini ve kendilerine yapılan uyarıları alay konusu yaparlardı. (Kehf, 18/56.) Zaten kendilerine gönderilen elçilerle istihza etmek, kâfirlerin ortak vasıflarından birisidir. (Hicr, 15/11.)

Vahiy, Müslümanlara Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiği ve alaya alındığı meclislerde oturmayı yasaklamıştır. Zira müminler, “Boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve ‘Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz de size. Selam olsun size (bizden size zarar gelmez). Biz cahilleri istemeyiz.’ derler.” (Kasas, 28/55.) Günahların ve haramların açıkça işlendiği, özellikle Allah’ın indirdiği buyrukların tahfif edildiği bir mecliste bulunmak, bir mümin için asla kabul edilemez bir durumdur.

İnsan, kendi etrafındaki davranış kalıplarını gözlemleyerek öğrenmekte ve bulunduğu topluluk içerisindeki hâkim fikri, sosyal bulaşma yoluyla kabullenebilmektedir. Dolayısıyla Kur’an’a karşı yapılan alaycı ve inkârcı tavırlara maruz kalan kimse, zamanla bu bakış açısını içselleştirebilir, hatta farkında olmadan benzer tepkiler de geliştirebilir. Eğer bir kimse, Allah’ın ayetleriyle istihza edilen bir ortamda sürekli bulunursa zamanla o ortamdaki baskın kimliği benimsemeye doğru gidebilir. Değer yargıları aşınabilir, kişide günahlara karşı duyarsızlık meydana gelebilir. Böyle ortamlarda bulunmak yapılan isyan ve günaha karşı bir rıza gösterme hâlini doğuracağından, yapılan gayrimeşru fiilin sorumluluğunu da paylaşmak anlamına gelir. Haramları, kötülükleri ve gayrimeşru eylemleri işleyenlerle beraber bulunan kimse bu günaha ortak olur. Kendisi o kötü eylemi ve davranışı fiilen yapmasa da sorumlu kabul edilir. Ancak kötülüğü kalben kınadığı hâlde istemeyerek kerhen onlar ile aynı mecliste bulunmak zorunda kalmışsa bu kimsenin sorumlu olmayacağı ümit edilir.

Günah işlenen veya Allah’ın indirdiği vahiy ile alay edilen bir mecliste bulunan mümin, eğer imkânı varsa usulü çerçevesinde orada olanları uyarmalı, meselenin dinen doğru olmadığını anlatmalı ve onları irşat etmeye gayret etmelidir. Eğer uyarma ve anlatma imkânı kalmamış ise o meclisten uzaklaşmalıdır. Orada durmaya devam ederse kendini dinen tehlikeye atmış olacaktır.

Günümüzde insanı çevreleyen ortam, sadece mekânla sınırlı değildir. Televizyon, sosyal medya ve dijital platformlar da bir nevi sohbet meclisleridir. Bu vasıtalardan göze ve kulağa gelen her şey, kişinin düşünce yapısını etkilemektedir. Medyada sıkça vurgulanan söylemler, reklamlar ve popüler kültür içerikleri insanların değer yargılarını ve toplumun genel kabullerini etkileyip değiştirmektedir. Çünkü insan beyni, duyduğu şeyleri tekrar ettikçe içselleştirmekte ve düşünce de buna göre inşa edilmektedir. Dolayısıyla Müslüman, bu mecralardan gelen ve Allah’ın ayetlerine, dinine ve elçisine saygısızlık ve tahfif içeren her türlü içerikten uzak durmalıdır. Bazen farkında olmadan veya şeytanın unutturmasıyla bu tür içeriklere maruz kalırsa hatırladığında hemen tavır koymalı ve o ortamdan ya da içerikten uzaklaşmalıdır. (Enam, 6/68.)

Sonuç olarak müminin en önemli görevi, imanını ve Müslüman kimliğini korumaktır. Allah’ın Elçisi (s.a.s), “Kişi dostunun dini üzeredir. Bu yüzden her biriniz, kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin.” (Tirmizi, Zühd, 45, [2378].) buyurmuştur. Bu sebepten mümin kiminle oturduğuna, kimlerle vakit geçirdiğine, neyi dinlediğine ve neye kulak verdiğine dikkat etmelidir. Zira vakit geçirilen mekân, dinlenilen kişi ve kulağa ulaşan mesajlar; kişinin imanını, değerlerini, düşünce ve duygularını etkilemekte ve değiştirmektedir.