İSLAM’IN
YETİMLERE BAKIŞI
Prof. Dr. Nihat YATKIN
Yetim; Arapça bir sözcük olup “ye-te-me” kökünden türemiş bir kelimedir. Çoğulu “eytâm, yetâmâ”dır. Sözlükte, “bir olmak, yalnız olmak, tek başına kalmak, benzeri bulunmamak, zayıflık ve muhtaçlık” gibi anlamlara gelmektedir. (Abdüsselam Arı, “Yetim”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, 43/501.)
Terim olarak yetim, büluğ çağına girmeden önce babasını kaybeden çocuk anlamında kullanılmıştır. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadis-i şerifinde, “Büluğa (ergenliğe) erdikten sonra yetimlik kalkar.” buyurmuştur. (Ebu Davud, Vesâyâ, 9.) Aslında yetim kavramı ile ilgili görüş farklılıkları vardır. Buna göre kimileri yalnız babası büluğ çağından önce vefat eden yahut kaybolan çocuğa yetim derken bazıları da annesi vefat eden için de yetim kavramını kullanırlar. (MEB İslam Ansiklopedisi, 8/461.) Anadolu’da genellikle, ister babası ister annesi vefat etmiş olsun, bu çocuğa yetim derler. Bazı yörelerde ise annesi vefat edene öksüz, babası ölene ise yetim derler. Hatta hem annesi hem de babası ölen çocuğa öksüz diyenler de vardır.
Sonuçta bir çocuk için hem anne hem de baba bağı son derece önemlidir, dolayısıyla bu bağlardan biri koptuğunda çocuk, ya annenin şefkat ve merhamet kucağından ya da babasının güçlü himayesinden mahrum kalacaktır. Hele ki her iki bağ koptuğunda çocuk bütünüyle mezkûr değerlerden mahrum kalacaktır.
Hz. Peygamber de bir yetimdi
Hz. Peygamber, doğmadan iki ay önce babasını, altı yaşına geldiğinde ise annesini kaybederek her iki bağdan mahrum kalmış bir yetim ve öksüzdü. Her ne kadar dedesi Abdulmuttalib (sekiz yaşına kadar) sonra da amcası Ebu Talib onu himayelerine alarak büyütmüş olsalar da muhtemeldir ki baba ve anne hasretini hep yüreğinde hissetmiştir. (İbn Hişâm, es-Siretü’n-nebeviyye, thk. Mustafa es-Sekâ (y.y.: Mektebe, 1955), 1/179.)
Altı yaşında yetim ve öksüz kalan Allah Resulü’nün (s.a.s.) empati kurma yeteneğinin son derece gelişmiş olması gayet doğaldır. Bu yetenek sayesinde yetimleri en iyi anlayacak olan, onların neler hissettiğini bilen Allah Resulü (s.a.s.), Cahiliye Dönemi’nden itibaren yetimlere sahip çıkmış, haklarını korumaya çaba sarf etmiştir. Zira Cahiliye Dönemi’ndeki kabile savaşları, yağmalamalar, çapulculuklar, adam öldürmeler neticesinde çok sayıda çocuk yetim kalıyordu. Her ne kadar yetimlerin velayetini kabile reisleri üstlense de onlar, ezilmekten, hor ve hakir görülmekten, haklarının gasp edilmesinden hatta mirastan mahrum bırakılmaktan dahi kurtulamıyorlardı. Özellikle de kızlar bu zulüm ve haksızlıktan en çok etkilenenler oluyordu. Öyle ki yetimin velayetini üstlenen kabile reisinin bizzat kendisi ona zulmediyor ve mirası dâhil haklarını büsbütün gasp ediyordu. (Hüseyin Ertunç, “İslam’da Yetimlerin Hukûkî Statüsü”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 16/31 (2009), 134.)
İslamiyet’in gelişi ile bu çirkin tablo değişmiş; gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse hadislerde yetimleri sahiplenen, onlara iyi davranılmasını ilke hâline getiren ve her türlü haklarının korunmasını emir ve tavsiye eden hükümler yer almıştır. Şimdi ayetler ve hadisler ışığında İslam’ın yetimlere bakışını, öz olarak görmeye çalışalım.
Yetimlere iyi davranılması
Çok sayıda ayet ve hadiste yetimlere, insan onuruna yakışır bir şekilde iyi davranılması emir ve tavsiye edilmekte; bunu yapmayanlar ise kınanmaktadır. Mesela Yüce Allah bu konuda İsrailoğullarından söz aldığını şöyle ifade etmektedir: “Hani, biz İsrailoğullarından, ‘Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz.’ diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz. ” (Bakara, 2/83.)
Bu ayet bize yetime iyilik yapmanın evrensel bir ilke olduğunu gösteriyor. Keza Nisa suresinde, “...onlara güzel söz söyleyin.” (Nisa, 4/5.) buyrularak yetimlerin incitilmemesi emredilmiştir.
Bir yetim olan Hz. Peygamber’i (s.a.s.) himayesine aldığını belirterek; “O, seni bir yetim olarak bulup da barındırmadı mı!” diyen Yüce Allah iki ayet sonra, Hz. Peygamber’in şahsında bütün insanlardan bunun karşılık görmesini isteyerek şöyle buyurur: “Öyleyse sakın yetimi ezme!” (Duha, 93/9.) Maun suresinde yetimi şiddetle itip kakmanın, dini yalanlayan inkârcının vasfı olduğunu açıkça ifade eder. (Maun, 107/1-2.) Hane-i saadetlerinde çok sayıda yetimi bizzat himaye eden ve yetiştiren Hz. Peygamber de yetimlere şefkatli ve iyi davranılmasını tavsiye ederek; “Yetime karşı şefkatli bir baba gibi ol!” (Heysemi, thk. Hisâmüddîn el-Kudsî, Mecmeü’z-zevâid (Kahire: Mektebetü Kudsî, 1994), 8/163.) buyurmuş, diğer bir hadisinde ise “Müslümanlar içinde en hayırlı ev, içinde yetime iyi davranılan evdir. Müslümanlar içinde en kötü ev de yetime kötü davranılan evdir.” (İbn Mace, Edeb, 6.) uyarısı ile yetimin bulunduğu evin değerinin ona bağlı olduğunu belirtmek istemiştir.
Kız olsun erkek olsun, sorumluluğu altındaki yetimlere iyi davrananlara mükâfat olarak cennette kendisi ile yakın komşu olacağını beyan eden Hz. Peygamber, bunu söylerken iki parmağını yan yana getirmiştir. (Buhari, Edeb, 24.)
Yetimlerin hakları ve onlara karşı sorumluluklar
Yüce Allah, yetimlere iyi davranılmasını emrettiği gibi onların haklarının korunmasını da emretmiş, buna uymayanlar ise yeri geldiğinde uyarılmıştır: “Geriye eli ermez, gücü yetmez çocuklar bırakmış olmaları hâlinde onlar hakkında endişe duyacak olanların (başkalarının yetimleri için de) kalpleri sızlasın; Allah’tan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.” (Nisa, 4/9.) Enes b. Malik’in anlattığına göre vefatı esnasında Hz. Peygamber, emri altındaki insanlara nasıl davranılması hususunda keskin bir tavır sergileyerek şöyle vasiyet etmiştir: “… Emriniz altındaki insanlar hakkında Allah’tan korkun! İki zayıf hakkında Allah’tan korkun: Dul kadın ve yetim çocuk…” (Beyhaki, Şuabu’l-iman, thk. Muhtar Ahmet en-Nedvî (Hind: Mektebetü’r-Rüşd, 2003), VII, 477.)
Bilindiği üzere adalet, hukukun temel ilkesidir ve toplum düzeni ile bireylerin haklarının korunmasında çok önemli bir rol oynar. Özellikle de çocuk, yetim ve kadın gibi kırılgan kesimler için adalet daha da önem arz etmektedir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) de bu iki sınıfa dikkat çekerek sert bir uyarıda bulunmuştur: “Allah’ım! Ben yetimin ve kadının, bu iki zayıf insanın hakkını ihlal etmekten insanları şiddetle sakındırıyorum.” (İbn Mace, Edeb, 6.)
Yetimlerin mallarının korunması
Yetimlerin haklarının korunmasında, onlara iyi davranmanın ardından mallarının korunması gelir, denilebilir. Bu itibarla gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse hadislerde yetimin malının yenilmesi şiddetle yasaklanmış; bunun yanında veli-vasilerin yetimin malı hususunda titiz davranmaları istenmiştir. Yetimi himayesine alan veliler, mallarını da onlar rüştlerine erişinceye kadar korumakla mükellef oluyorlardı. Nitekim bu husus birçok ayette ifade edilmiş olup bunlardan en kapsamlı olanı şöyledir: “Dünya ve ahiret hakkında (düşünesiniz diye Allah size ayetlerini böyle açıklıyor). Sana yetimleri de soruyorlar. De ki: Onların durumlarını iyileştirmek hayırlı bir iştir. Onlarla içli dışlı olursanız zaten onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah düzelten ile bozanı bilir. Allah dileseydi sizi güçlüğe düşürürdü. Hiç şüphe yok ki Allah izzet ve hikmet sahibidir.” (Bakara, 2/220.)
Yetime veli olacakların otoriter, yönetici, kişilikli ve güçlü karakter sahibi olmaları, onların mallarının korunup nemalandırılmaları açısından önem arz etmekteydi. Bu konuda geçim kaynağı olan malların, onların beslenmesi, giydirilmesinde kullanılması hususu ifade edilir. (Nisa, 4/5.) Her ne kadar bu ayette doğrudan yetimler geçmiyorsa da önceki ve sonraki ayetler yetimlerle ilgili olduğundan, yetimlerin mallarının da böylesi kimselere verilmemesi tavsiye edilmektedir.
Aynı şekilde Resul-i Ekrem de (s.a.s.), zühd hayatını tercih eden, yöneticilik kabiliyeti güçlü olmayan Ebu Zer el-Gıfari’yi uyararak şöyle demiştir: “Ey Ebu Zer! Ben seni bu hususta zayıf görüyorum, kendim için istediğimi senin için de istiyorum. Sakın iki kişi üzerine amir olma ve yetim malının velayetini üzerine alma.” (Müslim, İmaret, 17; Ebu Davud, Vesaya, 4; Nesai, Vesaya, 10.)
Diğer taraftan yetim malına el uzatanların akıbetlerinin çılgın alevli ateşe girmekle noktalanacağını bizzat Yüce Allah belirtmektedir: “Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak ve ancak karınlarını doldurasıya ateş yemiş olurlar ve zaten onlar çılgın bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir. ” (Nisa, 4/10.)
Yetimlere infak edilmesi
Yüce Allah yetimlere her türlü maddi yardımların yapılmasını da emir ve tavsiye etmiştir. Bu bağlamda Allah Teâlâ, erdemli kişinin nasıl olması gerektiğini sıralarken inanç esaslarından sonra, sevdiği malını akrabasına, yetimlere… veren şeklinde buyurarak yetime infak etmenin önemini beyan etmiştir. (Bakara, 2/177.) Ayrıca Enfal suresinde geçen bir ayette ganimetlerden yetimlere de bir pay verilmesi ise yetimin maddi olarak desteklenmesinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Yüce Allah, bu konuda şöyle buyuruyor: “Bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir.” (Enfal, 10/41.) Belki daha dikkat çekici bir ayet de şudur: “Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa onlara da maldan bir şeyler verin ve onlara (gönüllerini alacak) güzel sözler söyleyin.” (Nisa, 4/8.) Peygamber Efendimiz de yetimin doyurulmasının karşılığının mutlaka cennet olduğunu şöyle beyan eder: “Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlaka cennete koyar.” (Tirmizi, Birr, 14.) Hz. Peygamber her zaman yetimi öncelemiştir. Nitekim öz kızı Hz. Fatıma, yanında iki hanımla birlikte gelerek savaş esirlerinden ev işlerinde kendilerine yardımcı olacak kadınlar tahsis etmesini istediklerinde, “Bedir’in yetimleri sizden daha önceliklidir.” (Ebu Davud, Harac, 19-20.) demiştir. Şu kısa, cevâmiu’l-kelim türünden hadis ne çok şey ifade ediyor: “Eğer kalbinin yumuşamasını istiyorsan fakiri doyur, yetimin başını okşa!” (İbn Hanbel, Müsned, 1/263, 387.) Çocuklara özellikle de yetim çocuklara şefkatle muamele edilmelidir.
Bu faslı, hadislerden mülhem şu dize ile bitirelim:
Her kim okşarsa yetim başı,
Olur Cennette Peygambere komşu.
Sonuç
Çocukların, ileride ruh ve beden sağlığı yerinde, kişiliğini kazanmış ve iyi bir fert olmalarında anne babanın rolü son derece önemlidir. Babadan veya anadan yahut her ikisinden mahrum kalan yetimin, rüştüne erinceye kadar korunup gözetilmesi; maddi ihtiyaçlarının karşılanması; sevgi ve merhamet duygularıyla sarılıp sarmalanarak yetiştirilmesi de o derece önemlidir.
İnsanlık tarihi ile başlayan yetim gerçeği, zaman ilerledikçe çok daha acı bir tabloya bürünmüştür. İslam, hayatın gerçeğini dikkate alarak yetimler başta olmak üzere kırılgan, hassas kesimlerin hukuklarının korunmasına dair çok sayıda hükümler vazetmiştir.
Hiç şüphe yok ki tamamının burada yer almadığı ilahi ve nebevi hüküm ve öğretilere bağlı kalındığı sürece, günümüzde yetimlerin sorunları aşılabilecek ve kişiliğini/kimliğini kazanmış fertler olarak toplumdaki yerlerini alacaklardır.
Günümüzde sözüm ona modern dünyanın gözleri önünde yaşanan bir insanlık dramıyla karşı karşıyayız. Gazze ve Doğu Türkistan başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde saldırı, soykırım, şiddet, zulüm ve gözyaşı hâkim. Bilhassa Gazze’de siyonist rejimin saldırıları sonucunda büyük yaralar alan, sakat kalan; yiyecek bir lokma ekmek, içecek temiz su bulmakta zorlanan; aç kalan, açıkta kalan; annesinden, babasından, kardeşlerinden olan; neredeyse bütün ailesinden geriye tek başlarına kalan yetim çocuklar var. Kuvözlerde ölümle pençeleşen, açlıktan öleyazan, en temel yaşam hakları olan sağlık ve eğitim hizmetlerinden mahrum bırakılan çocukların hâline şahit oluyoruz. Ailesiz, korumasız ve savunmasız kalan Gazzeli çocuklar, yalnızca Gazze’nin değil bütün dünyanın yetimleridir. Müslüman ülkeler başta olmak üzere bütün dünyanın sorumluluğunda olan bu yetimlerin, yaşadıkları bütün yoksunluk ve zorlukları aşabilmeleri için herkes elinden geleni yapmalıdır. Bireysel ve toplumsal olarak bütün insanların bu konuda gereken hassasiyeti göstermeleri son derece önemlidir.