ŞİDDET
AİLEYİ YIKAR TOPLUMU SARSAR
Dr. Halil KILIÇ
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı
خَيْرُكُمْ خَيْرُكُمْ لِأَهْلِهِ، وَأَنَا خَيْرُكُمْ لِأَهْلِى
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en iyi olanınızdır. Ben de aileme karşı en iyi olanınızım.”
(Tirmizi, Menakıb, 64.)
Yüce Allah, Hz. Âdem’i ilk insan olarak yaratmıştır. O, Allah’ın kudretiyle en mükemmel surette var edilmiş, ilahi ruhun üflenmesiyle şereflendirilmiştir. Ancak bütün bu mükemmelliğe rağmen insanın yaratılışına yerleştirilmiş fıtri bir gerçek vardır: İnsan, tek başına var olmakla yetinemez; hayatını paylaşacağı bir dostluğa, sevgiye ve yakınlığa muhtaçtır. Bunun üzerine Yüce Allah, Hz. Havva’yı yaratmış; böylece insanoğluna birlikte yaşamanın, paylaşmanın ve aile olmanın manasını yaşatarak göstermiştir. Bu yönüyle Hz. Âdem ve Hz. Havva, birbirine eş ve destek olan iki varlık olarak insanlığın ilk örneğini teşkil etmişlerdir.
İşte bu ilk örnek, insanlık tarihi boyunca değişmeyen bir gerçeği hatırlatır: Sevgi, şefkat ve dayanışma, insanın hem fıtratında hem de toplumsal varoluşunda vazgeçilmez unsurlardır. İslam dini de bu fıtri ihtiyacı merkeze alarak aile yuvasını sevgi ve merhametle örülü bir huzur mekânı olarak tanımlamıştır. Bu hususta Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur: “Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de O’nun kanıtlarındandır. Doğrusu bunda iyi düşünen kimseler için dersler vardır.” (Rum, 30/21.)
Bu ayet, ailenin sadece sıradan bir birliktelik değil, aynı zamanda Allah’ın varlığına ve kudretine dair en büyük delillerden biri olduğunu vurgulamaktadır. Aile, âdeta bu delilin ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Bu yönüyle aile, korunması ve sürdürülmesi son derece mühim olan kutsal bir bağdır.
Ne var ki çağımızda aile içi şiddet, bu kutsal bağı ve onun getirdiği huzuru derinden sarsmaktadır. Kadın ile erkek, Hz. Peygamber’in, “Kadınlar, erkeklerle birlikte bir bütünü tamamlayan diğer yarıdır.” (Ebu Davud, Taharet, 94.) buyruğuyla ifade ettiği üzere, bir elmanın iki yarısı gibi birbirinin tamamlayıcısıdır. Bu hakikate rağmen kadınlara yönelik fiziksel ve psikolojik şiddet, sadece bir insanlık suçu olmakla kalmamış, aynı zamanda Allah’ın koyduğu delilleri yok sayan, toplumu ahlaki temellerinden uzaklaştıran büyük bir ihlale dönüşmüştür. Bu yönüyle şiddet, ayette bahsedilen sevgi ve merhamet bağını koparan bir afet; ailenin temel direklerini yıkan bir felakettir. Bir evde sevgi yerine öfke, merhamet yerine acımasızlık hüküm sürdüğünde, orası huzur mekânı olmaktan çıkar ve Allah’ın varlığını gösteren en somut delillerden biri olan aile, anlamını yitirir ve varlık gayesini kaybeder.
Kadın ile erkek, yaratılışta denk kabul edilmiştir. Bu nedenle onların sevgi ve merhametle birbirini desteklemesi gerekirken erkeğin kadına şiddet uygulaması, Hz. Peygamber’in asla tasvip etmediği bir davranış olup hem ahlaki yozlaşmaya hem de manevi yıkıma yol açmaktadır. İşte bu noktada Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ümmetine en net ve en güçlü mesajı vermiş ve şöyle buyurmuştur: “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en iyi olanınızdır. Ben de aileme karşı en iyi olanınızım.” (Tirmizi, Menakıb, 64.)
Bu hadis, erkeğin gerçek erdemini ve manevi olgunluğunu, eşine gösterdiği muameleyle sınar; bir turnusol kâğıdı gibi onun hayırlı olup olmadığını ortaya çıkarır. Söz konusu hadis, sadece bir ahlak dersi değil, aynı zamanda insanlığın en temel değeri olan merhametin bir manifestosudur. Dolayısıyla gerçek hayır, dışarıda herkese nazik ve kibar davranırken evinde eşine şiddet uygulayanın değil evinin içinde sevgi ve merhametle hareket edenindir.
Aile, çocuklara inanç ve değerlerin aktarıldığı ilk mekândır; bu yönüyle de koruyucu bir kale mesabesindedir. Şiddetin hâkim olduğu yerde aile yoktur; aile yoksa kendini şeytanın tuzaklarına kaptırmaya hazır hâle gelen nesiller vardır. Şiddetin girdiği evde huzur ve güven biter, yerine korku ve güvensizlik hâkim olur. Böyle bir ortamda yetişen nesillerin sağlıklı bir kişilik geliştirmesi ve topluma faydalı bireyler olarak yetişmesi de zorlaşır. Zira şiddeti besleyen her tavır, ailedeki sevgi ve merhametin yok olmasına veya zayıflamasına sebep olabilecektir. Bu sebeple şiddetten uzak durmak sadece bir ahlaki sorumluluk değil, aynı zamanda Müslümanlığımızı muhafaza etmenin bir gereğidir.
Hiç şüphesiz İslam’ın hedefi, sevgi ve merhametle ayakta duran ailelerdir. Bu yüzden bizler, şiddetin her türlüsünü reddederek ailelerimizi Kur’an’ın işaret ettiği sevgi ve merhametle ayakta tutmak zorundayız. Aynı şekilde Hz. Peygamber’in örnekliğini bu konuda da kendimize rehber edinmeliyiz. Nitekim o, eşlerine ve hizmetindekilere karşı daima nazik, şefkatli ve anlayışlı olmuş; onlara hiçbir zaman el kaldırmamıştır.
Sonuç olarak İslam, kadını yücelten, ona saygı gösteren ve onu layık olduğu konuma getiren bir dindir. Hz. Peygamber’in bu konudaki söz ve davranışları, her mümin için bir yol haritası olmalıdır. Bu doğrultuda her bir Müslüman, eşine karşı merhametli, anlayışlı ve sabırlı davranarak gerçek hayır ehli olduğunu göstermelidir. Bu ölçülerin tam tersine, kadına yönelik şiddet ise İslam’ın ruhuna aykırı, aile huzurunu yok eden ve Peygamber ahlakıyla bağdaşmayan bir davranış olup ahlakımızın bağrında açılan derin bir yaradır.
Unutmayalım ki ailenin gerçek huzuru, ancak eşlerin birbirine sevgiyle yaklaşması, merhameti hayatın merkezine alması ve şiddetten uzak durmasıyla mümkündür. Bu huzuru korumak da hem Müslümanlığımızın hem insanlığımızın en büyük sınavıdır.