DOĞU BATI ÇATIŞMASI BAĞLAMINDA ZAMAN ALGISI: SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ


Sema BAYAR


Tanpınar’ı Tanpınar yapan, Türkçeyi kullanma gücünün yanında Tanzimat’tan başlayarak nitelikli bir toplum okuması yapmasıdır. Onun kalemini güden temel meseleler vardır ve bu meselelerin başında Doğu-Batı ikileminde arada kalmış insan gelir. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde Tanpınar, Doğu-Batı hattını, gücünü ironiden devşiren bir rüzgârla kateder. Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi absürt bir kurumu ciddiyetle anlatır. Romanın merkezinde iki katmanlı bir anlatım görülür. İlk katmanda genç cumhuriyet için bürokrasinin işleyişi, ikinci katmanda ise yükselen Batı’nın karşısında Doğu’nun geç kalmışlık hissi işlenir.

Romandaki katmanların tahliline geçmeden önce dönemin panoramasını iyi okumak gerekir. Osmanlı entelektüel çevresinin son temsilcilerindedir Ahmet Hamdi Tanpınar. Çocukluğu ve gençliği, hasta adam olarak nitelendirilen Osmanlı İmparatorluğunda geçmişti. Cihan imparatorluğunun yıkımını görmüş, cumhuriyetin ayak seslerini duymuştu. İki ayrı kültürü, iki ayrı devlet yönetimini, imparatorluk ve ulus devletini, saray bürokrasini ve Ankara bürokrasisini tanıdı. Tanzimat’tan beri süre gelen Batılılaşma hareketlerine tanıklık etti. Westernizasyon’un kıyıcı tavrına karşı, ati ve mazi arasında bir köprü inşa etmeye gayret eden Yahya Kemal’e büyük hayranlık besledi. Bir devrin son, bir başka devrin ise ilk temsilcilerindendi.

Batılılaşma bir veçhesiyle zamanı yakalama gayretiydi. Osmanlı için gerçek sorun bir zaman problemiydi. Yükselen Batı fenni ve ekonomisi karşısında Osmanlı, geri kalmışlık hissine kapılmıştı. Şair ve ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun dizeleri o dönemin neslini, bu geri kalmışlık hissini çok güzel anlatır:

“…

Çünkü sen ne tarih ne coğrafya

Ne şu ne busun

Oğlum Mernus

Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.”

Otobüs kaçmıştı. Bu yüzden koşmak, modern dünyaya yetişmek gerekiyordu. Saatler ayarlanmalıydı. Tanpınar da ölümsüz kahramanları Hayri İrdal ve Halit Ayarcı ile “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nü kurdu. Çünkü gelenek ve modern çatışması zaman kavramında düğümlenmişti. Saatlerin ayarı bozulmuştu. Zaman Fatih’te başka, Beyoğlu’nda başka akıyordu. İnkılaplar yapılmış; saatler, takvimler değişmişti. Ancak insanların çoğu buna zihinsel olarak uyum sağlayamıyordu. Yine kılık kıyafette yapılan değişiklikler büyükşehirlerde uygulansa da Anadolu’nun pek çok şehrinde tereddütle karşılanıyordu. Eğitim alanında getirilen yeniliklere de Anadolu insanı şüpheyle bakıyordu.

O dönemlerde yazılan romanların çoğunda Doğu-Batı çatışması işlenmişti. Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanında Anadolu’ya giden öğretmen Feride’nin hikâyesini hatırlayalım. Gittiği yer çok ücra bir yer de değildir üstelik. Bursa’nın Zeyniler köyü dönemin taşrasıdır. İstanbullu Feride, o köyde Anadolu ile karşılaşır. Romanda Doğu-Batı arasında sıkışmış aydınlar ve toplum perde önüne çıkartılır.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü ise bu çatışmayı, Doğu-Batı ikilemini, mizahı kullanarak anlatır. Romanın içeriğini kısaca hatırlayalım. Hayri İrdal’ın hayat hikâyesinde iki evre vardır: Gelenekle iç içe çocukluk ve gençlik. Hatta yetişkin yaşlarında da yine geleneğe bir süre bağlı kalmıştır. Ardından modern zamana ayak uydurma arzusu gelir. Bu ikinci evredir. Arzusunu gerçekleştireceği yolda Halit Ayarcı onun rehberidir. İşte tam bu noktada geçmişi ile kurmak istediği geleceği çatışmaya başlar. İrdal modernleşme yolunda süslü yalanların havada uçuştuğunu görür ve o da bir yalanla tüm hayatını değiştirir. Uydurduğu karakter Ahmet Zamani Efendi birdenbire çok önemli bir kişiye dönüşür. Onun zaman konusundaki engin birikimi üzerine insanlık zamanın kıymetini anlamış ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü fikri bu şekilde çıkmıştır. Roman boyunca toplumsal dönüşüm hem enstitünün işleyişi hem de Hayri İrdal’ın değişimi üzerinden işlenir. Ayrıca çarpık bürokrasi de enstitünün işleyişinde kendini gösterir.

Halit Ayarcı’nın fikir babalığını yaptığı Enstitü, meydanlardaki saatlerden insanların cер saatlerine kadar zamanı kontrol eder, kimsenin ne geri kalmasına ne de ileri gitmesine izin verir. Geri kalmak da fazla ileri gitmek de problem yaratır. O dönemde Doğu-Batı çatışmasını, çarpık Batılılaşmayı anlatan Peyami Safa’nın kaleme aldığı Fatih Harbiye kitabı önemli bir referans değeridir. Harbiye, Beyoğlu, Nişantaşı gibi semtler Batılı hayat tarzının simgesiydi. Fatih ise geleneğe bağlı yaşamanın remziydi. Fatih Harbiye romanında bu iki semtin çatışması ile modernleşmenin getirdiği uyumsuzluklar, kafa karışıklıkları ve kuşaklar arası çatışmalar anlatılıyordu. İşte Tanpınar’ın romanında saatlerin şaşması, birinin beş dakika ileri, diğerinin on dakika geri kalması da bir tür çatışmaydı. Tabii burada mesele saat değildir. Tanpınar saat üzerinden ironi yapar. Üstelik mesele sadece Fatih ya da Beyoğlu da değildir. Cumhuriyet kurulmuştur. Ankara, başkent olması sebebiyle yeni düzene hızlı ayak uydurur. Ancak İstanbul’da her semtte farklı bir kültür, farklı bir zaman hâkimdir. Sadece İstanbul’da da değil. Zaman Konya’da başkadır, Antalya’da başka. İzmir’de başkadır, Erzurum’da başka. Tanpınar romanın merkezine koyduğu bu Doğu-Batı çatışması, toplumsal dönüşüm meseleleri haricinde ayrıca modern bürokrasiyi de alaya alır. Romanın katmanlarının birinin bu bürokrasi meselesi olduğunu söylemiştik. Bürokrasideki tuhaflığı fark ederek buradan kendine çıkar sağlayan karakter Halit Ayarcı’dır. O, zamanı ayarlar. Hayri İrdal, Halit Ayarcı’nın yakın adamı olur. Enstitü için çalışır, Ayarcı’nın fikirlerini savunur. Ayarcı saçma bir fikirden enstitü kuracak zekiliktedir. Kimse de sen ne yapıyorsun demez ona. Enstitü görevlileri yolda insanları çevirip saatlerini kontrol ederken, para cezaları kesilirken kimse “Kral çıplak” deme cesaretini göstermez. Bir akıl tutulması yaşanıyordur. Bunun en temel sebebi de toplumun, insanların ve o toplumu temsil eden Hayri İrdal’ın ne yapacağını bilememesidir.

Toplumsal dönüşüm ve Hayri İrdal örneği

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Hayri İrdal’ın kişilik değişimini anlatan bir romandır. İrdal, hatıratını yazan bir adam gibidir. Sanki ihtiyar çağında oturmuş geçmiş günleri bize anlatmaktadır. O, köklerini gelenekten alır, eski zamana göre yetişmiştir ama modernleşmek ve zamana ayak uydurmak zorundadır. İrdal silik bir karakterdir, görünür olmak ister; itibarı yoktur, toplumda saygın bir konuma yükselmek ister. Hayri İrdal’a bu süreçte biz eşlik ederiz. Onun hayatını satır satır okuruz. Ancak okuduğumuz sadece Hayri İrdal’ın hayatı değildir. Hikâyenin geçtiği dönemle birlikte Tanzimat’tan başlayarak Cumhuriyet’in ilk yıllarını kapsayan zaman diliminde toplumsal değişimi de okuruz. Sadece bir kişinin değil koca bir ülkenin, devlet düzeninin, bürokrasinin, yaşam tarzlarının değişimini de takip etme imkânı buluruz. Hayri İrdal bir temsildir. Modern dünyaya ayak uydurmaya çalışan Türk insanının temsilidir. Hayri İrdal’ın hayatında en önemli iki karakter babası ve muvakkit Nuri Efendi’dir. Tanpınar, romanda herkesin Nuri Efendi’ye saygı duymasını sağlar. Zira o, mazi ile barışıktır. Nuri Efendi, Osmanlı’dan kalma iyi bir insandır. Geleneğin temsilcisidir. Herkese iyiliği dokunmuştur. İrdal’ın manevi dünyasını şekillendiren odur. Hayri İrdal kendini, biçare bir meczup, yumuşak ve uysal karakterli bir âdem, merhametli bir insan olarak görür. Sıkı bir Müslüman terbiyesi almıştır. Ailesi cami yaptırma idealindedir ancak o cami için büyük ayaklı bir saat alınabilmiştir. Saate Mübarek adı verilir ve evde durur. İrdal, saate her bakışında o ideali anar. Ancak ortada bir cami yoktur.

Romanda karakterlerin bir kısmı geleneğin bir kısmı da yeniliğin taraftarıdır. Abdüsselam Bey, Aristidi Efendi geleneğin insanlarıdır. Hayri İrdal’ın eşi Pakize, patronu Halit Ayarcı, kızı Zehra, oğlu Ahmet, Doktor Ramiz ise yeni dünya düzeninin insanlarıdır. Ancak burada dikkat edilecek mesele şudur: Her iki tarafın temsilcileri de temsil ettikleri yaşam tarzıyla uyumludur, kafaları büyük oranda nettir. İrdal ise arada kalmıştır. Eyüboğlu’nun Mernus’u gibi ne odur ne budur. Otobüse binmek ister ama otobüs kaçmıştır. Hayri İrdal eski adamların eğitiminden geçmiştir, sadakati, dürüstlüğü onlardan öğrenmiştir ancak kendini yeninin içinde bulur. O kaçan otobüsün arkasından koşarken yolu Halit Ayarcı’yla kesişir. Ayarcı, otobüsün içindedir. Bu yüzden ona büyük hayranlık besler. Halit Ayarcı’nın peşinden gitmesi onu gelenekten koparır. İrdal, bir yanda hayata bakışını inşa eden gelenek, diğer yanda modern zamanın gereklilikleri arasında bir o yana bir bu yana savrulur. Bunun temel nedeni de iradesizliğidir. Gelenekten gelse de ona tutunamaz çünkü gelenek sıfırı tüketmiştir. Osmanlı’nın modern dünyada geçerliliği yoktur.

Evindeki Mübarek adını verdiği saat bir tür yaşama tutunma çabasıdır. Ancak Mübarek’in zamanı geçmiştir. Kitapta Hayri İrdal’ın müflis babasının ümidi halasından kalacak mirastır ancak halanın mezardan çıkıp gelmesi tüm planları altüst eder. O sırada İrdal’ın elinde saat kadranı vardır. Bu bize Hayri İrdal’ın hâlâ yaşayacak zamanının olduğunu gösterir. Fakat elindeki bu zaman nasıl yaşanacaktır, eskisi gibi mi yoksa yeniye uyum sağlayarak mı?

Hayri İrdal, elinden tutanın peşine gider. Uydum akıllıdır. Kolay manipüle edilir. Her yalana inanır. Ancak insanların inandığı yalanlara da hayret eder. Kendi de bir yalan uydurur. Aslında burada Tanpınar yine ironi yapar. Modern dünyanın bize hayaller kurdurduğunu anlatmaya çalışır. Toplumun nasıl bir kafa karışıklığı içerisinde olduğunu göstermek ister.

Kitapta modernizm bir tür hayal ürünü olarak anlatılır. Bu yalanlardan dikkat çeken ilki “Şerbetçibaşı Elması”dır. İrdal böyle bir elmasın var olduğunu iddia eder ve herkes buna inanır. İlerleyen bölümlerde hayal, hakikatin yerine geçer ve elmasın aslında hiç var olmadığını dile getirse de kimse onu dinlemez. Asıl büyülü yalan ise “Ahmet Zamani Efendi”dir. Bu kişi aslında yoktur, tamamen uydurmadır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü onun var olduğu yalanı üzerine kurulur. İrdal ve Ayarcı, Ahmet Zamani Efendi ve zaman algısı üzerine felsefi çıkarımlarda bulunurlar. Öyle ki isimsiz bir mezar Zamani Efendi’nin mezarı olur. Yurt dışından bu kişiyi araştırmak için araştırmacılar gelir. İrdal, onu anlattığı bir kitap yazar. Ayarcı Zamani Efendi’nin gerçekte var olmadığının farkındadır ancak bu önemli değildir. “(...) Yalan veya hakikat diye bir şey yoktur. Asrına uymak, onun adamı olmak vardır.” der. Aslolan zamana uymaktır, zamanının adamı olmaktır. Bu modernizmin gerekliliğidir.

Tanpınar bu iki yalanla aslında modernizmin bir hayal dünyası olduğunu ifade eder. Modern insan süslü yalanlara inanmaya hazırdır. İçi boşaltılmış bir özgürlük tanımı, var olmayan eşitlikler ya da insan hakları gibi. Tüm bu yalanların üstünde ise yanlış işleyen bürokrasi yükselir. Bu tuhaf bürokrasi de Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi saçma sapan kurumların ortaya çıkmasına neden olur. Kimse sorgulamaz, kimse böylesine saçmalıkların üzerine kafa yormaz.

Modernleşmek zor bir şeydir. Bazı şeylerin feda edilmesi gerekir.