KÂİNAT İNSANA EMANETTİR VE İNSANIN ASIL GÖREVİ YERYÜZÜNÜN İMARIDIR
Prof. Dr. Ali AKPINAR
Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Yüce Yaradan, el-Hâlık, el-Hallâk, el-Musavvir gibi isim ve sıfatlarının tecellisiyle melekleri, insanları ve cinleri yarattı. Yoktan var eden, mükemmel yaratma gücüne sahip olan gerçek yaratıcı O’dur. O, yarattığı her şeyi ölçülü ve mükemmel bir biçimde yaratmıştır. O’nun yarattığı hiçbir şey anlamsız ve boşuna değildir. O, devamlı ve en mükemmel bir biçimde yaratan Hallâk’tır ve Yaratanların en güzelidir. “İşte bu Allah sizin rabbinizdir. O’ndan başka tanrı yoktur. O her şeyin yaratıcısıdır. Öyleyse O’na kulluk edin…” (Enam, 6/102) “…Yaratanların en güzeli olan Allah çok yücedir!” (Mü’minun, 23/14) “O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah’tır.” (Haşr 59/24)
Varlık âleminde önce yer, sonra gök ve içindekilerle birlikte kâinat yaratıldı. Ardından insan topraktan yaratıldı ve yeryüzünün halifesi kılındı. Hasan Basrî’ye göre “Halife”, Hz. Âdem’in peşinden birbirinin yerine geçen ve her hak sahibine hakkını vererek hakkı hâkim kılma ve yeryüzünün imarı görevini yerine getiren anlamındadır. (Maverdi, el-Nüket)
Yeryüzünü imar görevi de insana verildi. Her şey insan için yaratıldı ve insanın hizmetine sunuldu. İnsan da Rabbi için yaratıldı, O’nun ölçüleri doğrultusunda sınava tabi tutulmak üzere yeryüzünde halife kılındı. “O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök hâlinde düzenleyendir.” (Bakara 2/29) “Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı ve dağlarda da sizin için barınaklar var etti. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar verdi. Böylece Allah, Müslüman olasınız diye üzerinizde olan nimetini tamamlıyor.” (Nahl 16/81) “Allah’ın, göklerde ve yerde bulunan şeyleri hizmetinize verdiğini, nimetlerini gizli ve açık olarak önünüze bolca serdiğini görmez misiniz?” (Lokman, 31/20)
Aslında yeryüzü dağıyla taşıyla, su ve diğer kaynaklarıyla, nebatat ve hayvanatıyla mamurdu. Çünkü onu yaratan Yüce Allah’tı ve O, her şeyi hakkıyla yaratırdı. “Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları ancak ve ancak hak ve adalet temelinde yarattık…” (Hicr, 15/85) “Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer, 54/49) Ayette geçen “hak ile yarattık” ifadesinde şunlar öne çıkmaktadır: Kâinatı yaratan Cenab-ı Hak’tır. O, her şeyi yerli yerince ve gerektiği gibi yaratmıştır. Yarattığı her şey, O’nun varlığına işaret eden birer ayettir. O, tüm bunları hakka ve hikmete uygun kullanılsın diye yaratmıştır.
Yaratılan her şey mükemmel yaratılmıştır ama insanı bekleyen görevler de vardır. Zira diğer var edilenler gibi insan da boşuna yaratılmamıştır. Üstelik insanın görevi daha önemli ve özgündür. Yeryüzünde var olan dengeyi koruma, var olan imarı daha mamur hâle getirme görevleri insanı beklemektedir. İnsan var olanı koruyacak, araştırıp yeni şeyler bulacak, geliştirip üretecektir. Bunun için peygamberler başta olmak üzere pek çok donanımlı kişi insana öncülük etmiş ve etmektedir.
Yüce Rabbimiz insanın yeryüzünü imar görevini hatırlatırken şöyle buyurur: “…Allah’a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir ilahınız yok. O sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı...” (Hud 11/61)
Ayette geçen “ista’mera” kelimesi tefsirlerde şöyle açıklanmıştır: Sizi oraya yerleştirdi, orada bir süre yaşamanıza imkân verdi ve sizi orada ummâr/sağlam işler yapanlar kıldı. Size mesken inşa etmek, ağaç dikmek gibi orada ihtiyaç duyacağınız bayındırlık faaliyetlerini yapmanızı emretti.
Yeryüzünde halife olarak yaratılan ve bu görevi nesilden nesile birbirinden devralan insana verilmek istenen mesaj şudur: Siz yeryüzünü imar görevini, birbirinizden devralarak gerçekleştireceksiniz. Buna göre siz dünyaya geldiğinizde, hizmetinize sunulanları nimet ve birer emanet olarak görecek, sizden öncekilerin yaptığının üzerine bir şeyler daha koyacak, yapılan güzel şeyleri koruyacak ve geliştireceksiniz. Yeryüzünü hem dünya hayatınız için hem de ahiret yurdunu kazanmak için hep hakta, hayırda kullanacaksınız, onları yanlış ve batıl işlere alet etmeyeceksiniz. Orada size sunulan gizli-açık imkânları değerlendirip insanlığın hizmetine sunacaksınız.
Yeryüzünde akarsular, göller, denizler vardır. Bir de sizin bulup çıkaracağınız yer altı/kaynak suları mevcuttur. Yeryüzünden kendiliğinden yetişen hüdayinabit/Allah vergisi bitkiler olduğu gibi bir de sizlerin ekip dikip yetiştirmesi gerekenler bulunur. Yeryüzünde görünen toprak ve taşlar vardır, bir de sizin bulup çıkaracağınız madenler vardır. Yeryüzünde dağıyla, ovasıyla, çölüyle, ormanıyla, mağarasıyla hazır yapılar vardır, bir de sizin üstüne koyup yeniden yapacağınız yapılar olacaktır. Kara ve deryaların görünen nimetleri vardır, bir de sizin araştırıp bulacağınız şeyler vardır. Yeryüzünde geçip gideceğiniz geçitler, yollar vardır; bir de sizin geliştirip yapacağınız köprüler, yollar olacaktır: “Taze etinden yemeniz ve mücevherini çıkarıp takınmanız için denizi hizmetinize veren de O’dur. Gemilerin denizi yararak gittiklerini görürsün ki, bu da O’nun lütfuna nâil olmanız ve O’na şükretmeniz içindir. Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar; yolunuzu bulmanız için de nehirler, yollar ve nice işaretler meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.” (Nahl, 16/14-16) “Allah’ın gökten su indirdiğini görmez misin? Sonra onunla renkleri ve çeşitleri farklı ürünler çıkardık. Dağların da farklı renklerde; beyaz, kırmızı, simsiyah yolları, kısımları vardır.” (Fatır, 35/27)
Bütün bunları gerçekleştirirken bir kısım hata ve kusurlarınız olacaktır. Bunun için de Rabbinize dönüp O’ndan af dileyeceksiniz. Zira size sunulan gizli açık tüm bu nimetlerden hesaba çekilmek için O’na döndürüleceksiniz.
Çevre bilincinin diri tutulması
Peygamberimiz (s.a.s.), kendi elleriyle beş yüzden fazla hurma ağacını diken (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 354, 440), “Sizden biriniz kıyamet koparken bile olsa elinde bir fidan varsa onu toprakla buluştursun” buyuran bir peygamberdir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 183, 191)
Kur’an-ı Kerim, Mekke’yi harem bölge ilan ettiği gibi Hz. Peygamber de Medine’yi harem bölge ilan etmiş, yeşiline zarar verilmemesini emretmiştir. Peygamberimiz (s.a.s.) bir ağacın yapraklarını dökmek için ağaca sopayla vuran birisine; “Ağaca vurarak, kırıp dökerek değil sallayarak yapraklarını dök” (İbnü’l-Esir, Üsdü’l-Ğâbe, VI, 351) diyerek ağacı incitmeme uyarısında bulunan rahmet elçisidir. Onun ağaç, hayvan, dağ, şehir sevgisi, Medine merkezli gerçekleştirdiği şehircilik anlayışı, kaynaklarımızda geniş biçimde ele alınmıştır. (Bayraktar Mehmet, “Asr-ı Saadette Çevre Bilinci”, Bütün Yönleriyle
Asr-ı Saadette İslam, V, 227/238) Onun gelişi yalnızca müminler yahut yalnızca insanlık için değil tüm âlemler için rahmettir. “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 21/107) Rahmet Peygamberinin varlıklara bu ince yaklaşımı şairlerin dilinde “Bir küçük meyve için, dalı incitme gönül” şeklinde kendini bulmuştur.
Bütün bunlara rağmen bugün insanlık bir çevre sorunu yaşıyor ve bunun sonucundan endişeye kapılıyorsa bunun temelinde yeryüzünü imar görevini layıkıyla yapmayışı ve bu konuda Yüce Yaradan’ın ölçülerine uymayışı yatmaktadır. Bunun önüne geçmek, çevresel felaketlere ve tabiatın tahribine dur demek, kâinat karşısında sorumluluk bilincimizi hatırlamakla mümkündür. Yeryüzü emanettir ve insan verilen emanetten sorumludur. O hâlde kâinatta var olan hiçbir şeyin boşuna yaratılmadığını, her varlığın Yüce Yaradan’ın varlığına delalet eden bir delil olduğunun bilincinde olmalıyız. Kâinatta var olan her şeyin bizim hizmetimize sunulan ilahi bir nimet ve emanet olduğunu düşünerek onları korumanın ve onlardan ancak hakka ve hikmete uygun şekilde, meşru sınırları aşmadan, israfa meydan vermeden faydalanmanın gereğini hatırlamalıyız. Unutmayalım ki bize bahşedilen bütün bu nimetlerden hesaba çekileceğiz. Onları helal ölçüler içerisinde sahiplenip kullanıp kullanmadığımızdan sorgulanacağız: “Nihayet o gün nimetlerden elbette sorguya çekileceksiniz.” (Tekasür, 102/8)