BERA B. MALİK
ŞEHADETİYLE ŞÜŞTER’E DEĞER KATAN SAHABİ
Enbiya YILDIRIM
Allah Resulü’nün (s.a.s.) vefatından sonra sahabilerin çok büyük kısmı İslam davetini insanlığa ulaştırmak için Arap Yarımadası’nın dışına çıktılar. Bir kısmı bu çerçevede akla hayale gelmeyecek kadar uzak bölgelere gittiler. O dönem şartlarının zorluğunu düşünecek olursak kutlu insanların bu uğurda çektikleri meşakkatin azametini daha iyi anlarız. Hiç şüphesiz, onlardan biri de sonraki kuşaklar için Allah yolunda cihadın sembol isimlerinden biri olan Bera b. Malik’tir.
Her daim Allah Resulü’nün yanında
Bera (r.a.), Medine’deki Hazrec kabilesinin Neccaroğulları sülalesine mensup idi. Peygamberimizin işlerinde yardımcı olan Enes b. Malik’in (r.a.) de kardeşiydi. Dolayısıyla Allah Resulü’nün yakından tanıdığı bir insandı ve dinimizle kucaklaşması çok hızlı oldu. Hiç şüphe yok ki Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) onun Müslüman olmasından dolayı çok mutlu olmuştur. Zira sonrasında hep yanında olmuş, anlık gelişen Bedir Savaşı hariç komuta ettiği bütün gazvelere bu yiğit sahabi de katılmıştır. Nitekim Hendek Savaşı’nda canla başla hendek kazanlardan biri Bera idi. (İbnü’l-Esir, Usdü’l-Ğâbe, I, 363) Keza Huneyn Savaşı’nda da büyük yararlılıklar göstermiş ve cesaretiyle müşriklerin korkulu rüyası olmuştur.
Hicretin altıncı yılında, Hz. Peygamber (s.a.s.) ashabıyla birlikte umre yapmak amacıyla Mekke’ye doğru yola çıktı. Yanlarına silah olarak sadece kılıç aldılar. Hudeybiye’ye geldiklerinde Mekkeliler bir birlik göndererek önlerini kestiler ve şehre girmelerine müsaade etmediler. Sadece Allah Resulü’ne izin vereceklerini söylediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber, görüşmeler yapmak üzere Hz. Osman’ı (r.a.) Mekke’ye gönderdi. Geri gelmesi gecikince, üstelik katledildiği haberleri de yayılınca beraberindeki sahabiler Resulullah’a kayıtsız şartsız itaat edeceklerine, ne derse yerine getireceklerine, gerekirse yanlarındaki kılıçlarla Mekkeli müşriklerle savaşacaklarına yemin ederek Allah Resulü’ne bağlılıklarına ant içtiler. Zor zamanda gerçekleşen ve Rıdvan Biatı olarak adlandırılan bu mecliste Bera da vardı. Daha sonra Resulullah Mekkelilerle, Hudeybiye diye bilinen antlaşmayı yaptı. Ardından da umreyi sonraki yıla erteleyerek Medine’ye dönüşe geçti. Yolda Mekke’nin fethini müjdeleyen Fetih suresi nazil oldu. Surenin on ve on sekizinci ayetlerinde Rıdvan Biatı’ndan bahsedilerek Resulullah’a bağlılıklarını ifade edenler övüldü: “Sana biat edenler ancak Allah’a biat etmiş olurlar. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükâfat verecektir.” (Fetih, 48/10) “Şüphesiz Allah, ağaç altında sana biat ederlerken inananlardan hoşnut olmuştur...” (Fetih, 48/18) Böylece biata katılan herkes gibi Bera da Rabbimiz tarafından övülme şerefine nail oldu.
Resulullah nezdindeki konumu
Enes b. Malik, Sevgili Peygamberimize işlerinde yardımcı olurdu. Hiç şüphe yok ki bu vesileyle, onun gibi sürekli olmasa bile kardeşi Bera da Resulullah’ın yakınındaydı ve sohbetlerinden istifade ediyordu. Bunun yanında ashab-ı Suffe’den olması Allah Resulü’nün eğitiminden geçtiğinin bir başka göstergesidir. (İsbehani, Siyerü’s-Selef, s. 295)
Bera bazı seferlerde Hz. Peygamber’in devesini sürer, sesi güzel olduğundan Resulullah’a ve sahabi erkeklere nameler okur, develerin hızlı gitmesini sağlardı. (Ebu Nuaym, Ma’rifetü’s-Sahâbe, 1074-5; İbn Hacer, İsâbe, I, 269)
Tüm bunların yanında, Rıdvan Biatı’na katılan Bera’yı ayet nasıl övdüyse Resulullah da adını vererek methetmiştir. Bir anlamda çift taraflı tezkiye edilmiştir. Bu aynı zamanda onun manevi değerine ve Allah Resulü nezdindeki konumuna işaret etmektedir. Şöyle buyurmuştur: “Saçı başı dağınık olduğu, eski elbiseler giydiği için kendisine önem verilmeyen öyle kimseler vardır ki ‘şöyle olsun’ diye dua etseler Allah onların isteklerini geri çevirmez. Bera b. Malik de bunlardandır.” (Tirmizi, Menakıb, 55 [3854])
Hz. Peygamber’in ardından
Efendimiz vefat ettikten sonra Arap Yarımadası’nda İslam’dan kopanlar olduğu gibi kendince fırsatı değerlendirerek peygamber olduğunu iddia edenler de oldu. Hz. Ebubekir’in (r.a.) hilafetinin ilk zamanları bunlarla mücadele ile geçti. Askerî seferler düzenleyerek ayaklananların ve yalancı peygamberlerin üzerine gitti. Bu bağlamda en büyük seferi düzenlediği kişi Müseylimetülkezzab oldu. Büyük bir ordu kurarak Hz. Peygamber hayattayken başlattığı peygamberlik iddiasını pekiştirmeye çalışan bu sahtekârın sebep olduğu kargaşa önlenemezse büyük bir fitne doğacaktı. Tehlikeyi gören Hz. Ebubekir ona karşı art arda iki ordu gönderdi. Lakin Müseylime ikisini de mağlup etti. Bunun üzerine Halid b. Velid kumandasında yeni kuvvetler yolladı. Bera da orduya katıldı.
Yemame’deki harp başlamadan önce yiğitliği herkesçe bilinen Bera’dan askere hitaben bir konuşma yapması istendi. O da şöyle seslendi: “Ey Medine ahalisi! Bugün artık Medine’nizi yok farz edin! Bugün, sizin için sadece ve sadece Allah rızası vardır, cennet vardır.” (Ebu Nuaym, Ma’rifetü’s-Sahâbe, 1076) Savaş başlamadan önce de âdet olduğu üzere düello yapıldı. Müslümanlar tarafından meydana Bera çıktı. Karşısına da Himaru’l-Yemame (Yemame Eşeği) lakaplı, elinde beyaz bir kılıç olan güçlü bir savaşçı çıktı. Mübareze sırasında Bera büyük bir ustalıkla adamın iki bacağını keserek onu yere düşürdü ve hemen öldürdü. (İbn Hacer, İsâbe, I, 414)
Müseylime ve askerlerine gelince her yönden tahkim edilmiş ve içerisinde cereyan eden çetin savaş sebebiyle daha sonraları “Ölüm Bahçesi” diye anılan bir mevkide mevzilenmişlerdi. Müslümanlar uğraşmalarına rağmen buraya bir türlü giremediler. Ebu Cehil’in mücahit oğlu İkrime ile Halid b. Velid yüksek duvarları aşmak için çok çabaladılarsa da başarılı olamadılar. Çözüm arayışındalarken Bera yiğitliğini burada da göstererek mızraklar ucunda havaya kaldırılan bir kalkan içinde içeriye fırlatılmasını teklif etti. Tartışma sonunda bu önerisi kabul edildi. Düşmanı gafil avlayan bir yöntemle içeri girdikten sonra etrafını saran düşman askerleriyle çarpışa çarpışa giriş kapısına kadar ulaşmayı başardı. Kapıyı açtı ve Halid b. Velid komutasındaki müminlerin içeri dalmasını sağladı. Şiddetli geçen çarpışmalar sonunda düşman tarafına çok büyük zayiat verdirilerek zafer elde edildi. Elebaşları Müseylime de Vahşi ve Ebu Dücane tarafından öldürüldü. (İbn Kesir, Bidaye, IV, 21) Elbette bu kahramanlığın bir bedeli olacaktı. Nitekim Bera bu hengâmede irili ufaklı seksenden fazla yara aldı. Tedavisiyle bizzat Halid b. Velid ilgilendi ve ancak bir ay sonra iyileşebildi. (Zehebî, Nubelâ, I, 196)
Hz. Ömer dönemi
Bera, Hz. Ömer devrinde, Irak ile bugünkü İran sınırları içindeki Fars bölgesine yönelik gazvelere katıldı. Olağanüstü cesaretinin Müslümanların hayatını tehlikeye sokabileceğini düşünen Hz. Ömer bu savaşların hiçbirinde Bera’yı kumandan tayin etmedi. Hatta kumandanlarına gönderdiği mektupta ona bu tür bir görev verilmemesini tembihleyerek şöyle dedi: “Sakın onu bir ordunun başına komutan yapmayın. Çünkü bu onları felakete sürükler.” (İbn Abdilber, İstîâb, I, 363) Bununla birlikte o, bir asker olarak bu harplerde çok üstün başarılar gösterdi. Nitekim Sasani İmparatorluğu’na karşı Bahreyn’den (bugünkü Suudi Arabistan, Katîf’e bağlı) Darin Adası’na yönelik deniz seferine katıldı. Bu adadaki son savaşta Bera bölgenin Pers komutanı ile muharebe öncesi mübareze yaptı ve düşmanını öldürdü. (Sâbık, Fıkhu’s-Sünne, II, 679)
Onun kahramanlıklarından biri de şu olaydır: Farslılara karşı yürüttükleri savaşlardan birine kardeşi Enes’le birlikte katılır. Farslılar bu savaşta muhkem bir kalede savunma yapıyorlar ve zincirlere bağlı kızdırılmış kancalar atıyorlardı. Bu kancalar askerin vücuduna saplanıyor ve sonra onu yukarı çekiyorlardı. Böylesi kancalardan biri Enes’e isabet edince Bera hemen koşarak zinciri eliyle tuttu ve kardeşini kurtarana kadar bırakmadı. Nihayetinde başarılı olmuştu ancak elinin o kısmı yanmış ve kemik ortaya çıkmıştı. (İbn Hacer, İsabe, I, 414) Buna rağmen yılmayacak ve sonrasında da fetihlere devam edecekti.
Şehadetle kucaklaşması
Bera b. Malik, daima İslam yolunda mücadele ile geçen yaşantısını son kahramanlığıyla taçlandırdı. Şöyle ki Sasani İmparatoru Yezdicerd; Arapların, ülkesini fethetmeye başlamasından çok rahatsız oluyordu. Fars bölgesi ile Ahvazlıları galeyana getirerek, “Bir tedbir alın yoksa topraklarınızı kaybedeceksiniz.” diyerek kışkırttı. Onlar da yemin ederek hazırlanan orduya katılmaya ve saldırı hazırlıklarına başladılar. Amaçları Basra’yı geri alarak Müslümanları Arap Yarımadası’na doğru püskürtmekti. Durumu haber alan Hz. Ömer, Kûfe valisi Sa’d b. Ebi Vakkas ile Basra valisi Ebu Musa el-Eşari’ye ordu hazırlamaları emrini verdi. Ayrıca bu savaşta liderlik yapmasını istediği cesur askerlerin isimlerini de bizzat kendisi verdi. Zikrettiği isimler arasında, daha önce lider yapmayın dediği Bera b. Malik yanında Asım b. Amr, Meczee b. Sevr, Huzeyfe bin Husayn gibi yiğit savaşçılar vardı. Tehlikenin büyüklüğü nedeniyle onlara büyük iş düşecekti.
20/641 yılındaki savaşın ilk safhalarında, Kûfe ordusunun komutanı Numan b. Mukarrin, Erbil’de Fars ordularının komutanı Hürmüzan’ı yenilgiye uğratır. Bunun üzerine komutan, Ramhürmüz’ü terk ederek bugünkü İran’da yer alan Şüşter’e (Arapların deyişiyle Tüster) kaçar. Burada ise Kûfe ve Basra ordularının ortak kuşatmasıyla karşılaşır. Aylar süren bu kuşatma sırasında taraflar arasında birçok çarpışma yaşanır. Hz. Ömer’in isimlerini andığı mücahitler çok büyük kahramanlıklar gösterseler de fetih bir türlü gerçekleşmez. Bunun üzerine askerler, Resulullah tarafından Allah katında duası makbul biri olarak tanımlanan Bera’ya gelerek, “Ey Bera! Rabbimize yemin ederek niyaz et! Kesinlikle düşmanı karşımızda hezimete uğratacaktır.” diye ricada bulunurlar. Bera da şehadet şerbetini içme isteğini araya katarak şöyle dua eder: “Allah’ım! Onları bizim için mağlup et! Ve beni de şehitlik mertebesine ulaştır!” (İbn Hacer, İsabe, I, 413) Ardından müminler bir hâl çaresi bulmak üzere surların etrafında incelemelerde bulunmaya koyulurlar. Araştırma sırasında surların altından şehre uzanan su yolu tünelini keşfederler. Bunun üzerine ordu komutanı Ebu Musa el-Eşari, Bera b. Malik’i çağırır ve hemen bir grup oluşturarak geçide girmelerini ister. Bera da otuz beş kişilik bir ekiple geçidi geçer ve kalenin içine girmeye muvaffak olur. Muhafızları öldürdükten sonra kale kapısını açarlar. Kapıyı gözetlemekte olan Ebu Musa liderliğindeki Müslümanlar olan biteni görünce ileri atılırlar ve şehre girerler.
O gün kale içinde gerçekleşen çetin savaşta pek çok düşmanı öldüren Bera şehit düştü. Duası kabul olmuştu. Onu Fars ordusunun komutanı Hürmüzan öldürmüştü. (İbn Abdilber, İstiab, I, 363; Zehebi, Tarihü’l-İslam, II, 110) Kabri, İran’ın Huzistan eyaletinin Şüşter kentindedir.
Bugün bizler mümin isek; bunun İslam’ın davetini her yere ulaştıran böylesi kahramanlar sayesinde olduğunu unutmamamız ve onları her zaman rahmetle anmamız gerekir.