NESİLLERİ BULUŞTURAN OTANTİK KÖPRÜ:
ET-TABAKÂTÜ’L-KÜBRÂ
Dr. Elif ERDEM
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
İslam’a gönül vermiş herkesin özlemle andığı saadet asrına uzanan, En Sevgili ve onun yolundan giden ashab-ı güzinin yaşantısına ayna tutan ve bizi öncü nesillerle buluşturan sağlam bir köprüdür et-Tabakâtü’l-Kübrâ.
et-Tabakâtü’l-Kübrâ, siyasi gerilimlerin şiddetine inat ilmî faaliyetlerin oldukça yoğun olduğu bereketli bir dönemde kaleme alınmış, türünün ilk örneği olan kıymetli bir eserdir. İbn Sa’d künyesiyle meşhur olan eserin müellifi Ebu Abdullah Muhammed b. Sa’d (ö. 230/845), İmameyn olarak bilinen İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed gibi seçkin âlimlerle aynı zaman diliminde yaşadı. Memleketi Basra’da tabiun ve tebe-i tabiun âlimlerinin elinde yetiştikten sonra Kufe’den Hicaz’a, Rakka’dan Dımaşk’a yaptığı ilmî yolculuklarla hadis, tarih, siyer ve nesep bilgisi (ensab) alanlarında araştırmalar yaptı. Âlimlerden aldığı derslerin yanı sıra Mekke ve Medine topraklarında, Hz. Peygamber’in gazve ve seriyyelerinin geçtiği yerlerde incelemelerde bulunması ona, şifahen ve yazılı kaynaklar aracılığıyla edindiği bilgileri kendi gözlemleriyle doğrulama imkânı vermiş, onun sahadaki yetkinliğini artırmıştı. Yolculuklarının son durağı olan Bağdat’ta İslam tarihinin öncü isimlerinden Vakıdi ile tanışması ise onun için muazzam bir dönüm noktası oldu. Hocası Vakıdi’nin uzun yıllar kâtipliğini yaptığı için “Kâtibü’l-Vakıdi, sahibü’l-Vakıdi” gibi lakaplarla anılan İbn Sa’d, bu sıkı birliktelik sayesinde Vakıdi’nin hem ilminden hem de kütüphanesinden istifade ederek engin bir birikim sahibi oldu. İlimle dolu geçen ömrünün en kıymetli hasılası da et-Tabakâtü’l-Kübrâ ismiyle can buldu.
“Tabakat,” İslam telif geleneğinde, tanınmış şahsiyetlerin biyografilerinin sunulduğu eser türüdür. Bu literatürün elimize ulaşan ilk örneği olan İbn Sa’d’ın eseri, aynı zamanda bu alandaki en geniş kapsamlı ve güvenilir kaynaklardandır. Resulullah’ın yaşam öyküsünü bir bütün hâlinde, ayrıntılarıyla sunan elimizdeki en eski eserlerden olması itibarıyla siyer alanında da vazgeçilmez bir kaynak niteliğindedir.
Bugüne kadar sekiz ciltten on üç cilde kadar farklı baskıları yapılan et-Tabakât, temelde iki ana bölümden oluşur. Bunlardan birincisi Hz. Peygamber’in hayatına dair konuları içeren siyer ve megazi bölümü, ikincisi ise tabakat bölümüdür. Siyerle ilgili olan kısma başlarken İbn Sa’d, Hz. Peygamber’in diğer peygamberlerle ilişkisini kurarak konuya girer ve eski neseplerle ilgili önemli bilgiler verir. Ardından Resul-i Ekrem’in peygamberlik öncesi ve sonrası hayatına odaklanır. Bu minvalde Resulullah’ın soyu, doğumu, çocukluğu, gençliği, evlilik hayatı, risalet süreci ve Medine’deki yaşantısını ele alan müellif, okuyucusunu oldukça derinlikli ve ayrıntılı bir siyerle buluşturur. Hz. Peygamber’in önceki kitaplarda anılan özelliklerinden başlayarak ahlaki ve fiziki vasıfları üzerinde durulan bu bölümde konuşmasından yürümesine, yeme içmesinden giyinmesine Allah Resulü’nün her hâlini resmeden canlı bir anlatım vardır. Bu anlatım, o dönemi yansıtan ve hayalî tasvirleri somutlaştırmaya yardım eden somut öğelerle tamamlanmıştır. Kıyafetlerinden ayakkabılarına, yüzüklerinden tarağı ve aynasına, atlarından kılıçlarına kullandığı daha pek çok eşyası hakkında verilen detaylı bilgiler sayesinde Resulullah, yaşayan bir peygamber olarak karşımızdadır. Sadece Hz. Peygamber’in şahsı değil siyasi, idari, ticari ve ilmî ilişkileriyle saadet asrının tamamı ve bütün hatlarıyla siyer coğrafyası gözlerimizin önüne serilmiştir. Bu yönüyle siyer kaynakları arasında temayüz eden et-Tabakât’ta Resulullah’ın savaşları ayrıca işlenmekte, ömrünün son demlerine ve vefatına da geniş yer verilmektedir. Siyer ve megaziyle ilgili bu bölüm, İki Cihan Serveri’nin vefatı üzerine söylenen mersiyelerle son bulur. Siyer konularının kronolojik takibinin yanı sıra bazı tematik başlıklarla ele alınması, alanda yeni bir metot ortaya koyması bakımından kayda değerdir.
İkinci bölüm; sahabiler, sahabeyi takip eden tabiun, onlardan sonraki nesli ifade eden tebe-i tabiun ve sonrasında ilmin aktarılmasında rol üstlenen “ravi” diye adlandırdığımız önemli şahısların biyografik bilgilerine ayrılmıştır. Müslüman olma zamanlarını ve katıldıkları savaşları dikkate alarak ashabı beş tabakaya ayıran İbn Sa’d, daha sonrasında ise Medine’den başlamak suretiyle sahabeyi yerleştikleri şehirlere göre yeniden tasnif eder. Bu bakımdan isim tekrarları kaçınılmaz olsa da biyografileri ilk zikredildikleri yerlerde verir. Bu doğrultuda sahabenin kimlik ve nesep bilgileri, ahlaki ve şahsi özellikleri, katıldığı savaşlar ve Hz. Peygamber ile olan hatıraları, onun vefatından sonraki faaliyetleri hakkında malumat sunar. Halifelere ait anlatımlarda dönemin kurumsal yapısına, siyasi ve toplumsal olaylarına da temas ederken ashap sonrasındaki ravilerin hoca ve talebeleri, seyahatleri, ilmî açıdan yetkinlik ve güvenilirliklerini ifade eden “cerh ve tadil” durumlarını da kaydeder. Eserin son cildini hanımlara tahsis eden İbn Sa’d, Hz. Peygamber’in ailesindeki hanımlardan başlayarak söz konusu zaman diliminde ön plana çıkan kadınların biyografilerini verir. Sosyal hayatta üstlendiği roller ve ilmin aktarımındaki gayretleriyle Müslüman kadının konumunu ve örnekliğini göstermesi bakımından bu kısım ayrı bir önem taşır.
Günümüze ulaşmayan pek çok eserden yararlanılarak hazırlanan et-Tabakât, döneminin ilmî birikiminin sonraki nesillere yüksek verimle aktarılmasına hizmet etmiştir. Gerek siyer gerek tabakat bölümünde muhaddislerin usulüne uygun şekilde bilgilerin, isnat dediğimiz kaynakları gösteren atıf zincirleriyle verilmesi, kitabın güvenilirliğini artırmıştır. Neticede erken döneme dair teferruatlı bilgilerin yanı sıra birçok belge ve kayıt içeren, güvenilir bir eser olan et-Tabakâtü’l-Kübrâ, siyer ve tabakat başta olmak üzere İslam tarihi ve kültürüne dair tüm araştırmalar için asırlar boyu vazgeçilmez bir kaynaktır. Hz. Peygamber’in fiziksel ve ahlaki özelliklerine dair bölümleriyle kendisinden sonraki süreçte ortaya çıkan “delâilü’n-nübüvve, alâmâtü’n-nübüvve ve şemâil” türü eserlere de rehberlik etmiştir.