MUM IŞIĞINDAN AYDINLIĞA: ELEKTRİK
Alparslan AKÇA
Elektrik, modern dünyanın damarlarında akan kan gibi… Ama insanlığın bu görünmez gücü kontrol altına alması, bir sabah uyanıp “Buldum!” diyerek olmadı. Bu süreç, yüzyıllar süren bir macera.
Elektriğin serüveninde ilk kıvılcımlar: Statik elektrik ve bir uçurtma deneyi… İnsanlar aslında elektriği eski çağlardan beri biliyordu. Kehribarı kumaşa sürttüklerinde saçlarının havaya kalktığını görüyor ama bunu tanımlayamıyorlardı. Benjamin Franklin, o meşhur ve oldukça tehlikeli uçurtma deneyini gerçekleştirerek (1752) gökyüzündeki şimşeğin aslında statik elektrikten başka bir şey olmadığını kanıtladı. İnsanlık, kadim zamanlardan beri tanıdığı fakat adını koyamadığı elektriğin, doğanın bir parçası olduğunu gördü.
1800’lerin başında İtalyan fizikçi ve biyolog Luigi Galvani, ölü bir kurbağanın bacağına metal bir neşterle dokunduğunda bacağın seğirdiğini, kas ve sinir hücrelerinin elektrik ürettiğini fark etti. Onun arkadaşı (bir diğer fizikçi) Alessandro Volta ise “olay kurbağada değil metallerde” der gibi dünyanın ilk pili olan Voltaik Pil’i icat etti. Böylece insanlık, elektriğin öncüleri arasına adlarını yazdıran bu insanların buluşlarıyla elektriği sadece şimşek çaktığında görmüyor, onu bir kutunun içine de hapsedebiliyordu artık.
Volta’nın icat ettiği pilin iki ucuna bağlanan bakır teller hem elektriği iletiyor hem de ışık veriyordu. Bu ışık, ampule giden yolda ilham oldu. Zira insanlar aydınlatma aracı olarak mum, kandil, meşale veya gaz lambası kullanıyordu. Bunlar da güvenli ve pratik sayılmazdı.
İngiliz kimyacı Humphry Davy, ilk ampulü icat etti (1807) fakat bu ampulü çalıştırmak için çok fazla elektrik akımı gerekiyordu ve ışığı parlak sayılsa da yanma süresi çok kısaydı. İşlevseldi fakat uzun ömürlü değildi; evlerde kullanılamadı, madenlerde ve sokak aydınlatmalarında kendine yer bulabildi.
Thomas Edison’a gelene kadar irili ufaklı çok fazla denemeler gerçekleştirildi. Davy’nin öncül çalışmalarından sonra İskoç bilim insanı James Bowman Lindsay, İngiliz bilim insanı Warren de la Rue ve İngiliz kimyacı Joseph Swan’ın çalışmaları bunlardan bazılarıydı. Günün sonunda ise “Doğru Akım”ı (DC) bularak ampulü geliştiren Thomas Edison, elektrik direnci yüksek, karbon flamanlı bir ampul için patent aldı. (1880)
Thomas’ın DC sistemi, elektriği uzak mesafelere taşımakta çok verimsiz kalınca Amerikalı mucit Nikola Tesla, günümüzde yaygın olarak kullanılan “Alternatif Akım” (AC) sistemini geliştirdi. Böylece elektrik çok daha uzaklara, çok daha az kayıpla taşınabiliyordu.
Sonuç olarak ise bugün evlerimizdeki prizlerde Tesla’nın sistemi (AC) akıyor, telefonlarımız ve pillerimiz Edison’un sistemiyle (DC) çalışıyor.
Uzun bir sürecin ürünü ve insanlık tarihinin önemli kırılma noktalarından biri olan elektriğin icadı ve geliştirilmesiyle geceler aydınlanmakla kalmadı. Fabrikaların 24 saat çalışabilmesi, elektrikli motorların buharlı makinelerin yerini almasıyla seri üretimin artması; telgraf, telefon, radyo ve TV derken internetin hayatımıza girmesiyle iletişim, haberleşme ve küreselleşme hızının artması gibi pek çok değişim ve gelişime elektrik öncülük etti.