Kendi görüşlerini mutlak doğru kabul eden aşırı gruplar, farklı düşünenleri ötekileştirerek toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir.
Söyleşi: Mustafa BERK
Bireyin hakikate değil de aidiyete tutunarak düşünsel özgürlüğünü yitirmesine sebep olan; toplumları içten içe kemiren ve birlikte yaşamanın düşmanı olan fanatizm, maalesef çoğu zaman bir inançtan değil de onun çarpıtılmış mutlakçılığından beslenmektedir. Bir sapma ve çürüme biçimi olarak karşımızda duran fanatizm olgusunu Prof. Dr. Abdülkerim Bahadır’a sorduk.
Fanatizm nedir, kişilikteki zihinsel ve ruhsal yansımaları nasıldır? Çeşitleri nelerdir?
Güncel bir tanımla fanatizm, “benimsenen bir görüş, düşünce veya tavrın tartışmaya açılmadan, bütün eleştirilerin dışında tutularak şiddete başvuracak ölçüde katı bir biçimde savunulması, ateşli taraftarlık, körü körüne bağlılık” şeklinde şiddet vurgusuyla gündeme getirilmektedir. Fanatizm, hoşgörünün tam karşıtı olarak aşırılık, dışlayıcılık, karşıtlık, inatçılık, köktencilik ve köktendincilik niteliklerinin temsil ettiği merkezî bir kavram olup genel anlamda bağnazlığa; dinî anlamda ise yobazlığa karşılık gelmektedir. Fanatizmin dinî bağlamını işaret eden yobazlık, kendi inandığı dinden başka dinleri görmezlikten gelen; başka dinî yaklaşımlara ya da başka bir dinî inanca sahip olanlara yaşama hakkı tanımayan; sadece kendi dinî öğretilerine körü körüne bağlı kişilerin hastalıklı dinî yaklaşımını temsil eder.
Fanatizme temel teşkil edebilecek biyo-psiko-sosyal pek çok kaynaktan bahsedilebilir. Bununla birlikte üzerinde durulması gereken en önemli kaynak dogmatizmdir. Mevcut anlamıyla dogmatizm, “fizik ya da metafizik ilke ve öğretileri eleştirmeksizin doğru kabul eden, temelde skolastik gelenekten beslenen, değişmeye ve gelişmeye kapalı tüm öğretileri içine alan geniş kapsamlı zihinsel yaklaşım” olarak literatüre geçmiş bulunmaktadır. Dogmatizmi psikopatolojik zihinsel bir sorun olarak ele alan önemli araştırmacılardan Rokeach’ın tespitlerine göre, dogmatiklerin kişilik nitelikleri şu şekilde sıralanabilir: Farklı inanç ve düşünceleri büyük ölçüde reddetme; kendi inanç sistemleri arasında güçlü bağlar geliştirememe; çelişik bilgileri kabul etmeme ya da özümsemede zorluk çekme; belirsizliklere karşı düşük tolerans gösterme; kapalı ya da birden fazla anlama gelebilecek olgular karşısında tek boyutlu somut yorumlar getirme; hayata yönelik paranoid tutumda artış ve kendini kabul eğiliminde düşüş kaydetme.
Her ne kadar bazen dogmatizm ile aynı ya da benzer anlamlarda kullanılıyorsa da fanatizm, özellikle yıkıcı-fiilî boyutu açısından dogmatizmi aşan, daha derin bir kişilik ve davranış bozukluğudur. Fanatizmin yaygın olarak kabul edilen çeşitleri şunlardır:
Dinî Fanatizm: Bir dine veya mezhebe aşırı bağlılık.
Siyasi Fanatizm: Belirli bir ideolojiye, partiye veya lidere aşırı bağlılık ve siyasi rakiplere karşı acımasız bir tutum.
İdeolojik Fanatizm: Bilimsel, felsefi veya etik bir görüşe aşırı bağlılık ve bu görüşün dışındaki her türlü fikri dışlama.
Milliyetçi Fanatizm: Kendi milletini diğer milletlerden üstün görme, aşırı vatanseverlik.
Spor Fanatizmi: Bir spor takımına veya sporcuya duyulan aşırı ve bazen şiddete varan bağlılık.
Din ile fanatizm arasında karşılıklı bir ilişkinin varlığından söz edilebilir mi, buna dair örnekler var mıdır? İslam dininin bu noktadaki konumu nedir?
Fanatizm ile din arasında duruma göre kapalı ya da açık bir ilişkiden bahsedilebilir. Nitekim bu ilişkiyle ilgili literatürde lehte veya aleyhte birçok araştırma yapılmıştır. Batılı bir kısım araştırmalara göre dinî inanç, bazı durumlarda sorunlu bir kişilik gelişimine yol açabilir. Bu araştırmalara göre dinî görevlerini yerine getirenlerin getirmeyenlere göre; yine katı bir dinî gelenekten gelenlerin diğer dindarlara göre daha peşin hükümlü, daha dogmatik, daha fanatik, daha fazla otoriteye bağımlı, daha uyducu ve tutucu eğilimlere sahip oldukları gözlenmiştir. Buna karşılık, birçok araştırmanın bulgularına göre, özellikle samimi bir dindarlıkta yukarıda ifade edilen kişilik sorunları gündeme gelmemektedir.
Günümüzde fanatizm-dindarlık ilişkisi ardındaki psikolojik ve sosyal nedenlerle ilgili tartışmalar henüz netlik kazanmış değildir. Öne sürülen kaynak ve nedenler, konuyla ilgilenen araştırmacıların bulguları doğrultusunda şekillenmektedir. Konuya dinî yapıların katkısı açısından yaklaşıldığında daha gerçekçi sonuçlara ulaşılabilir. Dinler tarihi eleştirel bir gözle incelendiğinde dinlerin bir kısmı, ahlaki ilkelerin değerlerini kaybedip yerini çeşitli sapmalara bıraktığı toplumları yeniden düzeltmek amacıyla içinde doğdukları karmaşık düzen gereği şiddetin gölgesinde gelişmiştir. Zamanla şiddet, kanser virüsü gibi nüfuz ettiği dinin bünyesinde beslenmiştir. Öyle ki bazı dinlerde şiddet olayları, sonraki dönemlerde kutsallık atfedilecek kadar yüceltilmiş, ayinlerle canlı tutulmuştur: Bu bağlamda Yahudilerin Mısır’dan çıkışlarında ve sonrasında meydana gelen şiddet olayları; Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi ve engizisyon işkenceleri; Kerbela olayı ve Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi gibi din eksenli pek çok fanatik yöneliş, şiddetin din maskesi altında kazandığı güç ve boyutları gösteren örneklerden sadece birkaçıdır. Bulgulara dayalı yaygın kanaate göre Yahudilik, insanlık tarihinin karanlık sayfalarında dogmatizm ve fanatizmden sabıkalı dinlerin başını çekmektedir.
Konuya İslam dini açısından yaklaştığımızda hem Kur’an-ı Kerim’de hem de Hz. Peygamber’in yaklaşımlarında şiddete hiçbir şekilde onay verilmediği; hangi ırk, din veya mezhepten olursa olsun başkalarına karşı şiddetin yasaklandığı rahatlıkla tespit edilebilir. İstisnalar ve kişisel sapmalardan kaynaklanan keyfî uygulamalar bir tarafa bırakılırsa tarih boyunca İslam ülkelerinde, gayrimüslimlerin kendi dindaşlarından dahi göremedikleri engin hoşgörüyle muhataplıkları tarihî vesikalarla kayıt altındadır.
Aşırıcılığın toplumsal yapılar üzerindeki etkileri nelerdir? Özellikle toplumsal uyum ve birliktelik, birlikte yaşama kültürü üzerinde ne tür etkiler icra eder?
Bireysel düzeydeki yıkıcı etkilerinin yanı sıra toplumsal yapılar üzerinde de etkiler bırakan aşırıcılık, bir toplumun dokusunu yıpratan, sosyal uyumu bozan ve barış içinde bir arada yaşama potansiyelini ciddi şekilde tehdit eden yıkıcı bir eğilimdir. Bu eğilim, birey-toplum etkileşimi içerisinde gelişir ve sorun odağı olur.
Kendi görüşlerini mutlak doğru kabul eden aşırı gruplar, farklı düşünenleri ötekileştirerek toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir. Böyle bir durumda toplumda dirençler oluşur, diyalog kanalları tıkanır ve insanlar arasında güven azalır. Diğer yandan aşırıcılık, hoşgörüsüzlüğü ve ayrımcılığı da besler. Farklı etnik, dinî, siyasi ve kültürel gruplara karşı ön yargıları ve nefreti körükler. Bu durum, toplumsal yaşamda ayrımcı uygulamaların artmasına, belli grupların marjinalleşmesine ve temel insan haklarının ihlallerine yol açabilir. Toplumda aşırıcılığın yaygınlaşması ise bireyler ve gruplar arası güveni zedeler. İnsanlar, farklılıklarından dolayı kendilerini tehdit altında hissedebilir; bu da toplumsal dayanışmayı ve etkileşimi azaltır. Güven eksikliği, nihai noktada toplumsal ilişkilerin bozulmasına ve beraberliği sağlayan kolektif eylemlerin zayıflamasına neden olur.
Aşırıcılık, genellikle şiddet eğilimi ile güç kazanır. Aşırı gruplar, kendi amaçlarına ulaşmak veya düşman saydıklarıyla mücadele etmek için şiddete başvurabilirler. Bu durum, toplumsal çatışmaların, terör eylemlerinin ve iç karışıklıkların artmasına zemin hazırlar. Aşırıcılık, ortak kimlik ve birliktelik hissiyatının zayıflamasına da neden olur. Bu durumda bireyler kendi fanatik grubuna çekilir ve böylece toplumun genelinde birleştirici değerler yerine ayrıştırıcı ideolojiler ön plana çıkar, birlikte yaşama kültürünün temelini oluşturan ortak paydalar güç kaybeder.
Modern dünyada sosyal medyanın ve dijital platformların etkinliği nedir, bunların bireylerin inanç dünyasının şekillenmesine olan katkısı nasıldır?
Günümüzde sosyal medya ve dijital platformlar iletişim ve etkileşim adına her türden bilgi, deneyim ve görüşün hızlı ve kolayca paylaşılıp aktarılmasında birincil rol oynar. Doğal olarak hemen her alanda olduğu gibi inanç dünyasının şekillenmesi bağlamında da bu platformların etkinliği, hem olumlu hem de olumsuz bir işlev görür. Konumuz özelinde, sosyal medyanın fanatizmi destekleyebilecek pek çok içeriği barındırdığı rahatlıkla gözlemlenebilir. Bu çerçevede sosyal medya, olumsuz içerikleriyle bireylerin hızla radikalleşmelerine katkıda bulunabilir. Aşırı görüşlere sahip topluluklar, online platformlarda kolayca bir araya gelebilir, birbirlerini destekleyebilir ve fikirlerini daha da radikal hâle getirebilirler.
Dijital platformlar, yanlış bilgilerin, komplo teorilerinin ve dezenformasyonun kısa sürede her kesime aktarılmasına aracılık eder. Aşırı gruplar, bu platformları kendi ideolojilerini yaymak, yeni üyeler kazanmak ve nefret söylemlerini meşrulaştırmak için aktif olarak kullanır. Doğal olarak yanlış bilgiler, inanç dünyasını manipüle ederek bireyleri aşırılığa sürükleyebilir.
Yine sosyal medya, bazı bireylerin gerçek hayatta söylemekten çekindikleri nefret söylemlerini veya aşırı görüşlerini daha rahat bir şekilde ifade etmelerine imkân tanımaktadır. Bu durum, sorumluluk duygusunu azaltır ve aşırıcılığın teşvik edilmesine zemin hazırlar. Aynı şekilde sosyal medya, rasyonel tartışmadan ziyade duygusal tepkileri ve öfkeyi tetikleyen içeriklerin daha fazla yayılmasında önemli bir işlev görür. Aşırı gruplar, bu mekanizmayı kullanmak suretiyle bireylerin duygusal tepkilerini yöneterek onları kendi ideolojilerine çekebilir. Propaganda, reklamcılık, dezenformasyon ve daha pek çok olumsuz yönlendirmeler aracılığıyla sosyal medya bireylerin algı, karar, muhakeme, kabul, yönelim, tüketim gibi biyo-psiko-sosyal özgür tercihlerini bloke ederek onları sürü psikolojisi mantığı üzerinden sömürebilir.
Dinî eğitim veya rehberlik sürecinde fanatizmin önüne geçebilmek için nelere öncelik verilmelidir? Bireylerin fanatizm ve aşırıcılık girdabından kurtulabilmesi için neler yapılmalıdır?
Çözüm bağlamında, insan tabiatında var olan saldırganlık güdüsünün yıkıcı yansıması olarak fanatik davranış tarzlarının gelişmesini önleme ve böylece kişisel ve toplumsal aşırılıkların ortaya çıkmasını engelleme ya da kontrol altına alma adına çok yönlü ve çok boyutlu bir yaklaşım benimsenmelidir. Bu noktada ortak bir düzlemde hem ailenin hem resmî kurumların hem de sivil toplum kuruluşlarının üzerine önemli görevler düşmektedir.
Fanatizm ile ilgili hem önlem hem de çözüm çerçevesinde din eğitiminin üstlenebileceği rol, kuşkusuz diğer pek çok değişkenden daha güçlü olabilir. Bu çerçevede gündeme gelebilecek önerileri şu şekilde sıralamak mümkündür:
Eleştirel Düşünce ve Sorgulama Yeteneğinin Geliştirilmesi: Din eğitiminde bireyler, dinî bilgileri aktarıldığı şekilde koşulsuz kabul etmek yerine bu aktarımları anlamaya ve bunların altındaki hikmeti, maslahatı ve maksadı idrake teşvik edilmelidir. Kutsal metinlerin ve dinî öğretilerin farklı yorumları, bağlamları ve tarihsel süreçleri öğretilmeli, tek doğru yorumun olmadığı vurgulanmalıdır.
Hoşgörü ve Empati Eğitiminin Güçlendirilmesi: Farklı inançları, kültürleri, dünya görüşlerini ve “öteki”ni anlamaya, saygı duymaya ve ortak değerler etrafında birleşmeye teşvik etmelidir.
Ahlaki Değerlerin ve Evrensel İlkelerin Önemsenmesi: Dinî öğretilerin temelindeki evrensel ahlaki değerler (adalet, merhamet, dürüstlük, sevgi vb.) vurgulanmalı ve şekilsel ibadetlere ilaveten bu değerlerin de hayata geçirilmesinin önemi anlatılmalıdır.
Medya Okuryazarlığı ve Kritik Bilgi Değerlendirmesi: Bireylere, dijital platformlarda karşılaştıkları dinî içerikleri sorgulama, bilgiyi ayırt etme ve kaynakları değerlendirme becerileri kazandırılmalıdır. Sosyal medyanın manipülatif etkilerine karşı farkındalık oluşturulmalıdır.
Dinî Modellerin ve Eğitimcilerin Sorumluluk Alması: Dinî modeller ve eğitimciler, kapsayıcı ve bilimsel düşünceye açık bir anlayışa sahip olmalı, kendi pratikleriyle iyi örnek teşkil etmelidirler. Fanatizmi teşvik eden söylemlerden kaçınılmalıdır.
Karşılıklı Etkileşimin Hedeflenmesi: Farklı dinî ve kültürel gruplar arasındaki ön yargıların kırılması ve karşılıklı anlayışın artırılması hedeflenmelidir.