HOŞ SADANIN ŞİFASI:
SULTAN II. BAYEZİD KÜLLİYESİ
SAĞLIK MÜZESİ

Sümeyra YAMAN

Edirne’de Tunca Nehri kıyısında bulunan Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, Trakya tarafına geçen okurlarımızın muhakkak görmesini tavsiye ettiğim ziyaretgâhlardan biridir. Mazhar olduğu uluslararası ödüllerle ismini yurt içi, yurt dışında duyuran ve ilgiyle ziyaret edilen bu külliye bir Osmanlı darüşşifasını günümüze müze olarak taşıyan tek yapıdır.
Osmanlı mimarisinin önemli yapılarından biri olan bu tarihî mekân, Sultan II. Bayezid tarafından 1488 yılında Edirne’de yaptırılmıştır. Külliyenin içinde yer alan darüşşifa ve hemen yan tarafına inşa ettirilen tıp medresesi, tarihimizden günümüze gelen eğitim ve sağlık kurumlarının içerisinde farklı mimari yapısı ile oldukça dikkat çeker. Külliye, büyüklü küçüklü yüze yakın sayıda kubbe ile kaplı olup muntazam yapısıyla şahane bir eserdir.
Vakıflar Genel Müdürlüğü, 1984 yılında külliyenin cami hariç diğer bölümlerini Trakya Üniversitesine tahsis ederek bu tarihî eserin yeniden ayağa kaldırılmasını sağlamıştır. 1997 tarihinde külliyenin şifahane ve tıp medresesi bölümü Trakya Üniversitesi tarafından İkinci Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesine dönüştürülmüştür.
II. Bayezid Külliyesi darüşşifa, tıp medresesi, cami, misafirhane, imaret, hamam ve köprü gibi çok sayıda bölümden oluşur. Çok amaçlı düşünülerek inşa edilen bu kompleks aynı zamanda dönemin sosyal devlet anlayışını yansıtır.
Darüşşifa, dikdörtgen planlı ana bina ile ona bitişik, altıgen planlı ruh ve sinir hastalıkları bölümü olarak iki kısımdan oluşmaktadır. Cümle kapısından girildiğinde ilk avlunun önünde revaklı yedi birim bulunmaktadır. Altı birim kubbeyle, yedincisi ise tonozla örtülüdür. Avlunun kuzey köşesinde hastane mutfağı yer alır ve arka tarafındaki sivri kemerli eyvandan ikinci avluya geçilir. Bu ikinci avludan aynı zamanda ruh ve sinir hastalıkları bölümüne girilir. Burası altıgen planlı bir oda şeklinde, havuzlu ve orta mekânın etrafına sıralanmış on iki odacık bulunmaktadır.
Külliyenin hastane kısmında, o günün şartlarında kendinden hayranlıkla söz edilen ve tıp kitaplarına da girmiş olan tedavi yöntemleri uygulanmıştır. Musikinin ve su sesinin huzur veren notalarının taş duvarlarda yankılanarak şifaya dönüştüğü yerdir burası. Tarihte sıkça kullanılan bu köklü müzik terapi anlayışı, fiziksel ve ruhsal hastalıkların tedavisinde başarı ile uygulanmıştır. Aynı zamanda farklı bir tedavi yöntemi olarak doğal kokular da tedavi amaçlı kullanılmıştır. Evliya Çelebi’nin “Orada öyle bir darüşşifa vardır ki dil ile tarif edilemez, kalem ile yazılamaz.” diyerek anlattığı bu hastane 400 yıl boyunca sürekli olarak hastalara şifa dağıtmıştır. Bu şifa yurdu daha sonraki yıllarda sadece akıl ve ruh hastalarının tedavi edildiği bir merkeze dönüşmüştür.
Külliyedeki tıp medresesi dikdörtgen planlı olup revaklı avlu etrafına üç yönden sıralanmış on sekiz oda ve bir dershaneden oluşmaktadır. Bütün bu birimler kubbeyle örtülüdür. Medresede derslikleri karşıdan gören bir mahfil inşa edilmiştir. Bu mahfil, öğrencilerin tıbbi uygulamaları doğrudan seyredebilmeleri için tasarlanmıştır. Külliyenin medresesi döneminin en önemli tıp okullarından biriydi ve hastaneye donanımlı hekim yetiştirirdi. Bu bölümdeki uygulamaların günümüzün eğitim ve araştırma hastaneleriyle benzer olduğunu söyleyebiliriz. Tıp medresesinde eğitim gören öğrenciler aynı zamanda darüşşifada uzman tabiplerle usta çırak ilişkisi içerisinde eğitimlerine devam ederlerdi. Evliya Çelebi tıp medresesi için: “Külliyenin içinde Medresetü’l Etıbba denilen ve odalarında talebeler bulunan bir bölüm vardır. Her bir tıp talebesi daima Pisagor, Sokrat, Eflatun, Aristo ve Galen gibi âlimlerden söz ederler. Talebeler hekimlik ilminde kıymetli kitaplardan ve hocalarından faydalanarak, âdemoğullarının derdine deva bulmaya çalışırlar.” diye yazmıştır. Bu medresede okutulan ve pek çoğu Sultan II. Bayezid tarafından bağışlanan tıp kitapları günümüze kadar ulaşmıştır. Dönemin hekimliğini anlatan otuz yedi adet kitap şu an Selimiye El Yazması Eserler Kütüphanesinde koruma altındadır.
II. Bayezid Külliyesinin dikkat çekici mimari yapılarından birisi de camisidir. Üç taraftan girişi olan caminin avlusu kubbeli revaklarla çevrilmiştir. Çift renkli taşlardan yapılmış revak kemerleri granit, beyaz mermer ve yeşil breşten yapılmış sütunlarla bütünleşmiştir. Avlunun dış duvarlarında çift sıra hâlinde pencereler açılmıştır. Ortada mermerden büyük bir şadırvan havuzu vardır. Caminin iki yanındaki kubbeler de içten spiral dilimlidir. Caminin mermer minberi eşsiz yapısıyla emsalleri arasında ayrı bir yere sahiptir. Osmanlı devri Türk sanatında ilk olduğu kabul edilen ve caminin sol tarafında yer alan hünkâr mahfili, çift renkli mermerlerden yapılmış kemerler üzerine kurulmuştur.
Külliye camisinin iki yan cephesine bitişik olarak birer tabhâne inşa edilmiştir. Hem caminin son cemaat yerine hem de yanlardan dışarıya kapıları olan bu tabhâneler Türk mimari geleneğinin alışılmış tarzında, dört eyvanlı ve dört odalı olarak yapılmıştır. Gelip geçen yolcuların misafir edildiği, sıcak yemek ikramının olduğu bu yerde birçok oda bulunur. Buradan nekahet dönemindeki hastalar, yolcular, işsizler ve konuklar ücretsiz olarak yararlanırlar.
II. Bayezid Külliyesinde görev alan personel, tabhânelerde misafir edilen konuklar, medresede barınan öğrenciler, darüşşifada tedavi edilen hastalar da hesaba katıldığında oldukça kalabalık bir topluluğun bir arada yaşadığı görülür. Bunlar için külliyenin dış avlusunun sol tarafına aşhane-imaret tesisleri inşa edilmiştir. İki ayrı yapıdan oluşan imaretin camiye yakın olan kısmı, kare bir avlunun etrafını saran mekândan ibaret olup üç kubbelidir. Avlunun diğer kenarında, ortada yekpare olan kubbeli dört bölümlü mutfak olduğu düşünülen bir alan mevcuttur. Dört kubbenin üzerlerinde aydınlık fenerleri görülür.
II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, Osmanlı darüşşifasını günümüzde gerçek anlamda yaşatan tek müzedir. Bu özelliğiyle geçmişteki Selçuklu ve Osmanlı darüşşifalarının tıp tarihimizdeki önemine ışık tutmaktadır. Döneminin en önemli sağlık, sosyal, eğitim ve dinî kurumlarından biridir. II. Bayezid Külliyesi; şifahanesinde hastalara bakılmış, medresesinde tıp öğrencileri yetiştirilmiş, camisinde ibadet edilmiş, tabhânesinde misafirler ağırlanmış, aşhanesinde ise fakir fukara doyurulmuş olan bir tür vakfiyedir. Günümüzde Sağlık Müzesi ismi ile kurulan ve dönemine has özelliklerin canlandırılmış olduğu bu müze dünyanın en prestijli müzecilik ödüllerinden biri olarak kabul edilen “Avrupa Konseyi Avrupa Müze Ödülü”’nü 2004 yılında kazanarak ülkemizde bu ödülü elde edebilmiş müzelerden biri olmuştur. Osmanlı toplumunda darüşşifa uygulamasının ayrıntılarını hikâyesiyle, tasarımıyla, kullanılışıyla ve işletmesiyle kendinde barındıran II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, yurt içinde ve dışında çokça teveccüh gösterilen müzelerden biri olmayı sürdürmektedir.