MİHRÎ HATUN
Günümüze Divanı Ulaşan Kadın Şair
Meryem DALĞIÇ
DİB Türk İslam Sanatları Daire Başkanı
Âdemoğluna ilk kelimeler verildi; hislerini, düşüncelerini kelama döksün diye. Ancak kelimeler, harflerden ibaret değildi. Derin anlamı olan, yüreğe dokunan, köprüler kuran, sınırlar koyan bir mana deniziydi. İnsan o deryadan inciler topladı, meramını en nadide kelimelerle ahenkle dizdi, adına da “şiir” denildi; divan şiiri… Zamandan azade, kelimelerin titizlikle işlendiği bir zarafet dünyası, bir medeniyetin aynası. Her dizesinde bir sarayın ihtişamı, bir dergâhın huzuru, bir aşkın inceliği saklı. O şiir yalnızca bir sözcük güzelliği değil; bir ruh disiplini, bir hayâ terbiyesi, bir aşk edebi. Fuzuli, Baki, Nedim, Nef’i gibi usta şairler bu edebi türün öncü isimleri. Ancak onların heybetli dizeleri arasında bir başka üslup daha vardı. Narin, kırılgan ama bir o kadar da dirençli. Divan edebiyatının bahçesinde nadide bir gül açmıştı; adı Mihrî.
15.yüzyılda şehzadeler şehri olan Amasya’da dünyaya gelir Mihrî Hatun. Divanında bu hususa “Geçmiş ki hayf Mihrî Amâsiyye’de ömrün” mısrasıyla işaret eder. Kadı olan babası Hasan Amasyevi, bir şairdir ve Belâyî mahlasıyla şiirler yazar. Dedesi ise Halvetî şeyhlerinden Pir İlyas’tır. Entelektüel bir aileden gelmesi hasebiyle küçük yaşta ilmin kapıları sonuna dek açılır Mihrî Hatun’a. Arapça ve Farsçayı öğrenir; hadis, fıkıh, tefsirle meşgul olur. Evliya Çelebi Mihrî Hatun’un; yetmiş cilt muteber kitabı ezberlediğini ve bütün âlimleri, bilgi sohbetlerinde âciz bıraktığını, İslam hukuku alanında bilhassa kadınlara ait özel hallerle ilgili konularda nazımla yazılmış risaleleri bulunduğunu kaydeder. Ancak onun gönlü şiirden yanadır, ruhu en dokunaklı kelimelerin biriktiği coşan bir deryadır. Duygularını nakış nakış döker mısralarına. Seçtiği kelimeler de sade, samimi, nahif, bir o kadar da kalbe dokunan üsluptadır. Onun kelimeleri ne sırf aşkı anlatır ne de dünya sevgisine ve ihtiraslarına değer. Mısralarında inancı, insanlığı, dinî ve ahlaki değerleri, muhabbeti, merhameti, şefkati bazen bir serzenişle bazen takdirle bazen de zarif bir ironiyle dile getirir. Nihayetinde şiir, onun için yalnızca ifade aracı değil inancın, kişilik ve kimliğin yansımasıdır.
Amasya, şehzadeler şehri olmasının yanı sıra kültür ve sanatın da merkezidir o dönemlerde. Mihrî Hatun’un yazdığı şiirler dilden dile dolaşır, şairlerin yer aldığı meclislerde mısraları yankılanır. II. Beyazıt başta olmak üzere Şehzade Ahmet ve Şehzade Süleyman’ın valilikleri süresince Amasya’daki konaklarında zaman zaman bulunan Mihrî Hatun, dönemin ünlü şairlerine nazire mahiyetinde beyitler kaleme alır. Yazdığı pek çok kaside ve gazeli bilhassa bayram tebrikleri vesilesiyle Şehzade Ahmet’e sunar. Yine Amasya’da iken tanıştığı II. Bayezid’e düzenli olarak kasideler gönderir. Divan’ını tamamladığında da ona takdim eder, karşılığında kendisine 3000 akçe ihsanda bulunulur.
Divan şairlerinin pek çoğu gibi Mihrî Hatun da Divan’ında, önce Allah’a sonra sırasıyla Peygamber ve padişahlara naatlar yazar, sevgi ve hürmetini dile getirir. Eserinde; Allah’a (c.c.), peygamberlere, meleklere, ahiret inancına dair beyitlere yer verir. Mısralarında ayet ve hadisleri de zikrederek şiirini zenginleştirir: “Bekâ oldur cihânda bî-güman / Hak buyurdı “Küllü men ‘aleyhâ fân”
Bir dönemin yaşayış biçimi ve kültürünü yansıtan en önemli eserlerden biri olan Mihrî Hatun’un Divan’ı, dilin inceliklerini barındırması bakımından oldukça kıymetli bir eserdir. Bu sebeple birçok araştırmaya da konu olan Divan’ın, bilinen ve günümüze ulaşan dört nüshası vardır. Söz konusu nüshalar; Millet (Ali Emin) Kütüphanesi, Ayasofya Kütüphanesi, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, Leningrand; Asya Milletleri Enstitüsünde bulunmaktadır. Elena Maştakova adlı Rus Türkoloğu, bu dört nüshayı tenkitli olarak hazırlar ve Divan-ı Mihrî adıyla 1967’de basılır.
Hiç evlenmeyen, edebiyle, iffetiyle örnek gösterilen Mihrî Hatun, şiirleriyle ve zarafetiyle yaşadığı yüzyıla bir kadın şair olarak damgasını vurur. Dönemin ünlü şairi Necati’nin şirine nazire yazacak kadar kendini yetiştirir. Dili, tarzı, içten söyleyişi, yaşanmışlık hissi veren şiirleri dönemin tezkire yazarlarınca methedilir. Şiirlerinde bir kadının duyarlılığını hissettiren Mihrî Hatun, divan şiirinde hoş bir sada bırakır.
Vefat tarihinin 1512 yılı sonrası olduğu tahmin edilen Mihrî Hatun, II. Bayezid tarafından yaptırılan Amasya’da Zevadiye namıyla anılan bir Halveti tekkesinin türbesinde medfun bulunan dedesi Pir İlyas’ın yanına defnedilir. (İsmail E. Erünsal, “Mihrî Hatun”, DİA, c.30, s. 37-38; Gülşen Kaya, “Mihrî Hatun’un Divanı’nın Tahlili”, Yüksek Lisans Tezi, s.10-65)