TAKLİT Mİ
ÖRNEK ALMAK MI?

Doç. Dr. Bayram KÖSEOĞLU
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı


وَاِذَا قٖيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُون


“Onlara ‘Allah’ın indirdiğine ve Peygamber’e gelin.’ dendiğinde, ‘Atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter.’ derler. Ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda gitmeyen kimseler olsa da mı?”
(Maide, 5/104)
İnsan, diğer canlılardan farklı biçimde akıl sahibi bir varlık olarak yaratılmıştır. Bu özellik aynı zamanda insanın sorumlu oluşuyla doğrudan ilişkilidir. Zira akıl ve irade, yapıp ettiklerimizi bilinçli ve isteğe bağlı olarak yaptığımızı ifade eder. Bir başka deyişle insan, aklını kullanarak hareket etmeli, yaptıklarını ölçüp tartmalı, faydasına olan fiilleri işlerken zararına olanlardan kaçınmalıdır. Bu, insanın ilahi emir ve yasaklara muhatap olarak sorumlu tutulmasının bir gereğidir.
Yüce Allah, insana verdiği akıl ve irade yanında gönderdiği peygamberler ve ilahi kitaplarla da ona yol göstermiş, rehberlik etmiştir. İyi ve doğrunun yanında olmasını, hak ve hakikati örnek almasını istemiştir. “Allah Resulü’nde sizin için güzel bir örneklik vardır.” (Ahzab, 33/21) buyurarak insanları Hz. Peygamber’in (s.a.s.) örnekliğine ve rehberliğine yönlendirmiştir. İnsanların hakkın ve hakikatin peşinden gitmelerini isterken diğer taraftan yanlışları da göstererek şeytana tabi olmaya, kötünün peşine takılıp gitmeye karşı onları uyarmıştır. “Şeytanın peşinden gitmeyin.” (Bakara, 2/168 vd.) ayetinin ifade ettiği hakikat de budur. Zira şeytan, insanın düşmanıdır (Bakara, 2/168) ve edepsizliği, kötülüğü emreder. (Nur, 24/21)
Burada şu hususu vurgulamakta fayda vardır ki örnek almak ile taklit etmek arasında hassas bir çizgi vardır. Öyle ki örnek almak, iyi ve güzelin peşinden gitmek iken taklit etmek her ne olursa olsun peşine takılmaktır. Örnek almak araştırmayı, incelemeyi, doğru ise ona uymayı ifade ederken taklit sorgusuz, soruşturmasız tabi olmayı ifade eder. Örnek almak akıl ve düşünmeyle birlikte olurken taklit muhakemeden bağımsız bir teslimiyet şeklinde olur. Bu yüzdendir ki örnek almak gerekliyken taklit ve körü körüne bağlılık kaçınılması gereken bir husustur. Taklit etmenin daha ilerisi ise taassup ve fanatizmdir. Bu ise Kur’an’ın ısrarla sakındırdığı bir konudur. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) tevhide daveti karşısında putlara tapınmakta ısrar eden müşriklerin, “‘Tanrıları tek tanrıya mı indiriyor? Bu gerçekten şaşılacak bir şey!’ Onların ileri gelenleri harekete geçip şöyle dediler: ‘Yolunuzda yürüyün! Tanrılarınıza bağlılıkta direnin! İşte (sizden) istenen budur. Bildiğimiz son dinde böyle bir şeyi işitmedik, bu uydurmadan başka bir şey değil. İlahi uyarı içimizden ona mı indirildi şimdi!...’” (Sad, 38/5-8) şeklindeki itirazları bunun bir örneğidir. İnkârdaki ısrarlı tutumları nedeniyle cehennemi hak edenleri tasvir eden, “Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar, gözleri vardır ama onlarla göremezler, kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.” (Araf, 7/179) mealindeki ayet, hak ve hakikati görmezden gelen, kulak tıkayan, kalp ve vicdan gibi değerleri hiçe sayarak yanlışın peşine takılıp gidenlere yönelik ibretlik bir teşbihtir. Tarih boyunca inkârcı toplumların sergiledikleri taassup ve fanatizm öyle bir boyuta varmıştır ki kendilerine gönderilen peygamberleri yalancı, mecnun, sihirbaz gibi vasıflarla nitelemenin ötesinde onları tehdit etmek, taşlamak ve nihayetinde öldürmek gibi bir noktaya gelmişlerdir. Sahip oldukları toplumsal nüfuz ve hâkimiyeti kaybetmek istemeyen ileri gelenler bu işin öncülüğünü yapmışlardır. Firavun örneğinde olduğu gibi, kendini ilah olarak görme cüretini göstermek de (Naziat, 79/24) bu fanatizmin uç noktası olarak gösterilebiir.
Akıl ve irade sahibi bir varlık olan insan, hem dinî hem de sosyal hayatını şekillendirirken bu iki nimetin rehberliğinde hareket etmelidir. Ancak akıl ve irade de tek başına yeterli değildir. Bunların mutlaka peygamberler ve onların tebliğ ettiği vahiyle desteklenmesi gerekir. Vahyin rehberliğinde hareket edildiğinde akıl, insanı dünyada ve ahirette kurtuluşa ulaştıracak büyük bir sermeye olacaktır. Aksi halde salt akıl, İblis’in kibirlenerek yoldan sapması örneğinde olduğu gibi kurtuluş için yeterli olmayacaktır. O hâlde, bireylere ve toplumlara düşen vahyin rehberliğinde işleyen bir akıl ve muhakeme ile hareket etmek; insaf ve vicdanı elden bırakmamak; doğruyu ve güzeli aramak; sormak, sorgulamak ve soruşturmaktır. Kendi doğrularını mutlak doğru olarak görmemektir. Yapıcı eleştiriye, doğruyu gösteren telkinlere açık olmaktır. İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırt etmeye çalışmaktır. Her duyduğunun, her gördüğünün peşinden gitmemektir. Aksi hâlde, bireysel ve toplumsal anlamda bir çürüme ve yozlaşma kaçınılmaz olacaktır. Yeme içme alışkanlığından giyim kuşam tarzına, eğlenme kültüründen bütün bir yaşam tarzına varıncaya kadar kendi değerlerini üretemeyen toplumlar kendilerine sunulanı kabullenmekten, başkalarının peşine takılıp gitmekten başka yol bulamayacaklardır. Modanın esiri olmak, marka takıntısından kurtulamamak, bile bile hatada ısrar etmek bu yanlış tutumun neticeleridir. Hz. Peygamber’den (s.a.s.) nakledilen şu rivayet körü körüne taklit etmenin varacağı noktayı göstermesi adına oldukça dikkat çekicidir: “Muhakkak ki sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz. Hatta onlar bir kertenkele deliğine girmiş olsalar oraya siz de gireceksiniz.” Biz de dedik ki: Ya Resulallah! Bunlar Yahudiler ve Hristiyanlar mıdır? O şöyle buyurdu: “Ya kim olacak?” (Buhari, Ehadisü’l-Enbiya, 49)
Bugün, toplumsal olarak yüz yüze kaldığımız bidat ve hurafeler; giyim kuşamdan yeme içme alışkanlığımıza, eğlenme kültürümüzden harcama alışkanlıklarımıza, aile hayatımızdan dinî yaşantımıza kadar hayatımızın hemen her alanını kuşatan ancak bizden olmayan, bize yabancı olan dinî ve sosyokültürel uygulamalar Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bu uyarısını bir kez daha zihinlerimizde canlandırmaktadır. Bizim için en güzel örnek olan Hz. Peygamber’in (s.a.s.) yaşantısı, İslam’ın hayat veren ilkeleri önümüzde dururken başkalarını taklit etmek, sorgulamadan peşinden koşmak aklen ve mantıken doğru bir yaklaşım olmayacaktır.