İYİLİK
KUMBARAMIZ DOLU MU?
Şükran KORKMAZ
Emir bi’l ma’ruf ve nehiy ani’l münker.
İyiliği yaymak, kötülüğü men etmeye çalışmak diye bildiğimiz Kur’an kökenli bir ifade. İyilik, insanlık tarihi kadar eskidir. Bu kavramı tanımlamak hiç de kolay değildir öyle. Nezaket, empati, paylaşmak, mutluluk gibi pek çok kavramları kapsasa da bunlardan daha fazlasıdır. İyilik yapma isteğinizi hiç sorguladığınız oldu mu? Yoksa iyilik yapmayı bırakın, sorgulamayı dahi düşün(e)medik mi?
Çağın insanı kıta ve ülke ayırt etmeksizin mutsuz, depresif, pasif agresif ya da gizli (maskeli) depresyonda. Yaralarımız ve acılarımız var elbette. Bir de üstüne yaşanan savaşlar, afetler ve bunların hepsini film izler gibi izliyor oluşumuz, iki kat daha sarsıcı olabiliyor bizim için.
Artık dünya küçük bir köye dönüştü, her şey gözümüzün önünde cereyan ediyor. Nerede ne yaşanıyor anbean takip edebiliyoruz. Belki bu da bizi iyice hasta ediyor. İnovasyondu, teknolojiydi derken hiçbiri bizi iyileştiremedi. İyileşmenin tek yolu iyilik yapmaktır. Mutlu olmaktan filan bahsetmiyorum. İyileşmek diyorum. İyilik yapa yapa iyileşeceğiz. İyilik yapan kişinin gönlü her zaman iyi olur.
İyi olabilmek, iyi kalabilmek, iyilik yapabilmek çok önemli bir haslet. Zaten akıl ve ruh sağlığı yerinde olan bir insan, bir başka insana iyilik yapmayı isteyebilir. İyi düşünebilir, iyide kalabilir ve niyetini iyiden, iyilikten yana kullanabilir.
Kötülük ve kötüler bitmeyecek tabii ki ama iyilik ve iyiler de bitmeyecek, bitmeyeceğiz. İnadına varolacağız. İyiden, güzelden yana olacağız hep.
“İyiler erken ölür.”, “İyilikten maraz doğar” gibi deyişlerle cümle kuran aklıevvellere karşı, “İyilik yap, denize at; balık bilmezse Halik bilir.” gibi teskin ve teşvik eden güzel atasözlerimiz var bizim.
İstanbul’da bir kahvecinin dükkânı her dinden insanla dolarmış. Bir gün, yeniçerilerden kabadayı biri kahvehaneye gelmiş, kılık kıyafetinden Rum olduğu anlaşılan kişiyi göstererek kahveciye, “Herkese benden kahve, bu Rum’a verme!” demiş. Kahveci herkese kahvesini vermiş, en son iki fincan kahveyi almış, Rum’un yanına oturmuş. Yeniçeri hiddetlense de kahveci, “Kahveler benden!” demiş. Aradan zaman geçmiş, Rumlar isyan çıkarmış. Hikâye bu ya, bu kahveci de isyanı bastırmaya giden askerler arasındaymış ve esir düşmüş. O zamanlar Rumlar, esirleri köle pazarında satarlarmış. Kahveci de köle pazarında satılmayı beklerken bir Rum onu satın almış. Bu Rum, kahveciyi ıssız bir sokağa götürmüş ve “Beni tanıdın mı? Ben, o yeniçeriye rağmen kahve ikram ettiğin kişiyim. Sen unutmuş olabilirsin ama kırk yıl geçse de ben unutmam. Şimdi özgürsün, yolun açık olsun!” demiş. İşte “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.” sözü buradan gelmekteymiş.
Yapılan hiçbir iyilik zayi olmaz. Zira amel defterimize de kaydolmakta. Küçüğü büyüğü de olmaz. Kötülüğe meydan okuyarak yapılan bir ikram, yıllar sonra özgürlük olarak çıkabilir insanın karşısına. Küçücük bir jest bile, birinin gününü güzelleştirmeye yetebilir. Bir gülümseme, tatlı bir söz, birine yol göstermek… Bunların hepsi iyilik yapmak için harika yollar. İyi niyetli bir eylem iyiliğin özüdür. Niyetin halis olması iyiliğin başlangıç noktasıdır.
Sosyolojik açıdan başat konulardan biri de iyiliğin hayatımızda neleri değiştirdiğidir. İyilik sosyal ilişkilerimizi bir düzene sokar, bizi mutlu eder, hayatımıza anlam katar. Depresyon ve anksiyete düzeyini de azaltabilir. İç huzur ve mutluluk katar, bu da zihin sağlığımızı olumlu yönde etkiler. Bir başkasına yardım etmek, değerli ve yararlı hissetmemizi sağlar. Bu da öz saygımızı ve öz güvenimizi artırır. Kendimizi daha güçlü ve yetkin hissederiz. Yine iyilik, hayatımıza anlam ve amaç katar. Bir başkasına faydalı olarak dünyada bir fark yaratma hissini yaşarız. Böylelikle; hayatımızın anlamını keşfeder ve daha tatmin edici bir yaşam süreriz.
Bir iyiliğe tanık olmak iyilik yapmaya ilham olabilir. …Ve iyilik bulaşıcıdır. İyilik yapmak, elbette güzel bir duygu ve bundan mutluluk duymamız doğaldır. Ancak, yapılan iyilikten dolayı kibirlenmeyi araç olarak kullanmak iyiliğin özünü bozar. İyilik, başkalarının ihtiyaçlarını düşünerek ve onlara yardım etmek isteyerek yapılmalıdır. Kibir, iyiliğin gerçek anlamını yitirmesine sebep olur. Karşılık beklemeden yapılan iyilik, iyiliktir. “Yapılan iyiliğin karşılığını beklemek manevi tefeciliktir.” der, Cemil Meriç. Öyle biliriz ki yapılan iyiliği başa kakmak da manevi hacizciliktir.
İyilik yaparken samimi ve içten olmak çok önemli. Yardımımızı beklentisiz ve gönüllü olarak sunmalıyız. Bundan mutlu olabiliriz evet ama bu mutluluk kendimizi övmek için bir araç olmamalı. Gösterişsiz, içten ve gizlice yapılmalı. Ancak içten bir iyilik, ihtiyaç duyanlara ulaşır ve kalıcı bir etki bırakır. Bu da toplumda daha güçlü bağlar kurmamıza ve daha iyi dünyada yaşamamıza vesile olabilir.
İyilik hayatta kalmaya değil hayatta iz bırakmaya yönelik bir seçimdir!
Çağın insanı kıta ve ülke ayırt etmeksizin mutsuz, depresif, pasif agresif ya da gizli (maskeli) depresyonda. Yaralarımız ve acılarımız var elbette. Bir de üstüne yaşanan savaşlar, afetler ve bunların hepsini film izler gibi izliyor oluşumuz, iki kat daha sarsıcı olabiliyor bizim için.
Artık dünya küçük bir köye dönüştü, her şey gözümüzün önünde cereyan ediyor. Nerede ne yaşanıyor anbean takip edebiliyoruz. Belki bu da bizi iyice hasta ediyor. İnovasyondu, teknolojiydi derken hiçbiri bizi iyileştiremedi. İyileşmenin tek yolu iyilik yapmaktır. Mutlu olmaktan filan bahsetmiyorum. İyileşmek diyorum. İyilik yapa yapa iyileşeceğiz. İyilik yapan kişinin gönlü her zaman iyi olur.
İyi olabilmek, iyi kalabilmek, iyilik yapabilmek çok önemli bir haslet. Zaten akıl ve ruh sağlığı yerinde olan bir insan, bir başka insana iyilik yapmayı isteyebilir. İyi düşünebilir, iyide kalabilir ve niyetini iyiden, iyilikten yana kullanabilir.
Kötülük ve kötüler bitmeyecek tabii ki ama iyilik ve iyiler de bitmeyecek, bitmeyeceğiz. İnadına varolacağız. İyiden, güzelden yana olacağız hep.
“İyiler erken ölür.”, “İyilikten maraz doğar” gibi deyişlerle cümle kuran aklıevvellere karşı, “İyilik yap, denize at; balık bilmezse Halik bilir.” gibi teskin ve teşvik eden güzel atasözlerimiz var bizim.
İstanbul’da bir kahvecinin dükkânı her dinden insanla dolarmış. Bir gün, yeniçerilerden kabadayı biri kahvehaneye gelmiş, kılık kıyafetinden Rum olduğu anlaşılan kişiyi göstererek kahveciye, “Herkese benden kahve, bu Rum’a verme!” demiş. Kahveci herkese kahvesini vermiş, en son iki fincan kahveyi almış, Rum’un yanına oturmuş. Yeniçeri hiddetlense de kahveci, “Kahveler benden!” demiş. Aradan zaman geçmiş, Rumlar isyan çıkarmış. Hikâye bu ya, bu kahveci de isyanı bastırmaya giden askerler arasındaymış ve esir düşmüş. O zamanlar Rumlar, esirleri köle pazarında satarlarmış. Kahveci de köle pazarında satılmayı beklerken bir Rum onu satın almış. Bu Rum, kahveciyi ıssız bir sokağa götürmüş ve “Beni tanıdın mı? Ben, o yeniçeriye rağmen kahve ikram ettiğin kişiyim. Sen unutmuş olabilirsin ama kırk yıl geçse de ben unutmam. Şimdi özgürsün, yolun açık olsun!” demiş. İşte “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.” sözü buradan gelmekteymiş.
Yapılan hiçbir iyilik zayi olmaz. Zira amel defterimize de kaydolmakta. Küçüğü büyüğü de olmaz. Kötülüğe meydan okuyarak yapılan bir ikram, yıllar sonra özgürlük olarak çıkabilir insanın karşısına. Küçücük bir jest bile, birinin gününü güzelleştirmeye yetebilir. Bir gülümseme, tatlı bir söz, birine yol göstermek… Bunların hepsi iyilik yapmak için harika yollar. İyi niyetli bir eylem iyiliğin özüdür. Niyetin halis olması iyiliğin başlangıç noktasıdır.
Sosyolojik açıdan başat konulardan biri de iyiliğin hayatımızda neleri değiştirdiğidir. İyilik sosyal ilişkilerimizi bir düzene sokar, bizi mutlu eder, hayatımıza anlam katar. Depresyon ve anksiyete düzeyini de azaltabilir. İç huzur ve mutluluk katar, bu da zihin sağlığımızı olumlu yönde etkiler. Bir başkasına yardım etmek, değerli ve yararlı hissetmemizi sağlar. Bu da öz saygımızı ve öz güvenimizi artırır. Kendimizi daha güçlü ve yetkin hissederiz. Yine iyilik, hayatımıza anlam ve amaç katar. Bir başkasına faydalı olarak dünyada bir fark yaratma hissini yaşarız. Böylelikle; hayatımızın anlamını keşfeder ve daha tatmin edici bir yaşam süreriz.
Bir iyiliğe tanık olmak iyilik yapmaya ilham olabilir. …Ve iyilik bulaşıcıdır. İyilik yapmak, elbette güzel bir duygu ve bundan mutluluk duymamız doğaldır. Ancak, yapılan iyilikten dolayı kibirlenmeyi araç olarak kullanmak iyiliğin özünü bozar. İyilik, başkalarının ihtiyaçlarını düşünerek ve onlara yardım etmek isteyerek yapılmalıdır. Kibir, iyiliğin gerçek anlamını yitirmesine sebep olur. Karşılık beklemeden yapılan iyilik, iyiliktir. “Yapılan iyiliğin karşılığını beklemek manevi tefeciliktir.” der, Cemil Meriç. Öyle biliriz ki yapılan iyiliği başa kakmak da manevi hacizciliktir.
İyilik yaparken samimi ve içten olmak çok önemli. Yardımımızı beklentisiz ve gönüllü olarak sunmalıyız. Bundan mutlu olabiliriz evet ama bu mutluluk kendimizi övmek için bir araç olmamalı. Gösterişsiz, içten ve gizlice yapılmalı. Ancak içten bir iyilik, ihtiyaç duyanlara ulaşır ve kalıcı bir etki bırakır. Bu da toplumda daha güçlü bağlar kurmamıza ve daha iyi dünyada yaşamamıza vesile olabilir.
İyilik hayatta kalmaya değil hayatta iz bırakmaya yönelik bir seçimdir!