DR. MEMDUH CEMİL ŞİRİN
İLE SÖYLEŞİ
Söyleşi: Mahir KILINÇ
Özgün bir hukuk dalının varlığı kendine özgü ilke ve kavramların gelişmesiyle mümkündür. Diğer bir ifadeyle, mesele çocukla ilgili hukuki konuları derlemek değil; bu konuları çocuğun en az yetişkinler kadar hak sahibi insan ve yüksek yararının öncelikli ilke olduğu anlayışla yorumlayabilmektir. Bu özgün bakış geliştiği ölçüde müstakil bir çocuk hukuku alanından bahsedilmesi de mümkündür. Gayretim bir çocuk hukuku gönüllüsü olarak bu özgün alanın gelişmesine katkı sunmak.
Bir çalışmanızda çocuk hukukunun ne olduğunu bilmek için onun ne olmadığının anlaşılmasının gerekliliğinden söz ediyorsunuz. Çocuk kimdir, onu korumaya alan ve haklar sunan çocuk hukuku nedir, ne değildir?
Hukukta, on sekiz yaşını tamamlayana kadar her insan çocuk kabul edilir. Medeni hukuk, ceza hukuku gibi farklı hukuk dallarının çocuğu ilgilendiren konu başlıkları bulunmaktadır. Örneğin, medeni hukukta velayet gibi anne-baba-çocuk ilişkilerini veya ceza hukukunda suça sürüklenmiş çocukları inceleyen konular vardır. Böyle farklı hukuk dallarındaki çocukla ilgili konu başlıkları alt alta yazılıp bir derleme yapılarak bunların toplamına çocuk hukuku denmesinin yanlışlığına dikkat çekmek amacıyla çocuk hukukunun ne olmadığını tespit ile başlamalıyız diye düşünüyorum. Özgün bir hukuk dalının varlığı kendine özgü ilke ve kavramların gelişmesiyle mümkündür. Diğer bir ifadeyle, mesele çocukla ilgili hukuki konuları derlemek değil; bu konuları çocuğun en az yetişkinler kadar hak sahibi insan ve yüksek yararının öncelikli ilke olduğu anlayışla yorumlayabilmektir. Bu özgün bakış geliştiği ölçüde müstakil bir çocuk hukuku alanından bahsedilmesi de mümkündür. Gayretim bir çocuk hukuku gönüllüsü olarak bu özgün alanın gelişmesine katkı sunmak.
Çocuk hakları, evrensel bir değer olarak tüm toplumların ortak sorumluluğu kabul ediliyor. Evrensel düzeyde bu hakların önünde ne gibi engeller bulunmaktadır? Dünyadaki tüm çocuklar haklarını hangi düzeyde muhafaza edebilmektedir, kullanabilmektedir?
20. yüzyıl boyunca çocuk hakları alanında önemli gelişmeler oldu. Çocuk hakları, bir yandan uluslararası sözleşmelerin konusu olurken diğer yandan ülkeler mevzuatlarında çocuk haklarını esas alan önemli yenilikler yaptı. Bu önemli gelişmelerin çocukların hayatına aynı oranda yansıdığını söylemek ise pek mümkün değil. BM verilerine göre tedavi edilebilir hastalıklar ve kaçınılabilir sebeplerden her gün beş yaş altı 14 bin çocuk ölüyor. 10-18 yaş arası çocukların yüzde on üçü, takriben 170 milyon çocuk ruhsal sorunlar yaşıyor. Her beş dakikada bir, bir çocuk şiddetten hayatını kaybediyor. Okula giden her iki çocuktan birinin ilkokul eğitimi sonunda temel okuma ve matematik becerileri yetersiz. İnsanlığın dijitalleşme, yapay zekâ gibi ilerlemeleri iftiharla konuştuğu günümüzde dünya genelinde çocukların en çok öne çıkan taleplerinin şiddetten korunarak huzur içinde yaşamak ve kaliteli eğitim almak olduğu bilgisi karşısında biraz susup düşünmeliyiz.
Ülkemiz özelinde soracak olursak çocuk haklarının durumu hakkında neler söylersiniz? Son zamanlarda dünyaya paralel olarak ülkemizde de artış gösteren çocuk istismarı ve ihmal vakaları hukuk sistemini ne ölçüde zorluyor? Mevzuat ile uygulama örtüşüyor mu?
Çocuk hakları alanında Türkiye’yi dünyadan ayrı düşünebilecek durumda değiliz. Dünyadaki çocuk hakları sorunlarının iz düşümleri ülkemizde de karşımıza çıkıyor. Çocuk ihmali ve istismarı vakaları bunun en can yakıcı örneklerini oluşturuyor. Ülkemizde, sorunun mevzuattan değil daha çok uygulamadan kaynaklandığına ilişkin genel bir kabul olmakla birlikte genelleme gerçekle tam uyuşmuyor. Bu konuda söylenebilecek çok detaylı hususlar var ama ben hem mevzuat hem de uygulamadaki temel yaklaşım probleminden bahsetmekle yetineyim. İhmal ve istismar ortaya çıktıktan sonra ne yapılması gerektiğine odaklanıyoruz. Örneğin bir cinsel istismar vakası olduğunda failin en ağır şekilde cezalandırılması tek meseleymiş gibi gündem oluşturuyor. Oysa asıl olması gereken, vakanın hiç yaşanmaması için neler yapılabileceğine odaklanmaktır. Birçok ihmal ve istismar vakasının öyküsünü incelediğinizde göstere göstere gelen bir hadise olduğunu görüyorsunuz. Zamanında etkin müdahale yapılsa olayın hiç yaşanmama ihtimali söz konusu. Türkiye’nin çocuk koruma ve çocuk adalet sistemlerini popülizme teslim olmadan, sürdürülebilir ve etkin sonuçlar almaya yönelik derinlikli bir reforma tabi tutması gerekiyor.
Her alanda olduğu gibi çocuklar üzerinde de dijitalleşme ve sosyal medya etkisinin giderek arttığına tanıklık ediyoruz. Çocuklar, internet ortamında ne gibi risklere maruz kalmakta ve mevcut hukuki düzenlemeler buna hangi ölçüde karşılık vermektedir? UNİCEF’in dijital çocuk hakları kavramı hakkında neler söylersiniz?
Siber zorbalık, kişisel verilerin çalınması, mahremiyet ihlali, hedefli reklamcılık, cinsel suç mağduru olma gibi riskler internet ortamında yetişkinler için olduğu kadar çocuklar için de tehlike oluşturuyor. İlk olarak şu hususu vurgulamak isterim. Çocuk ve dijital dünya deyince aklımıza çocukların karşılaştığı tehlikeler ve çocukları bu tehlikelerden nasıl koruyabiliriz sorusu gelmekle birlikte dijital dünya sadece negatif etkileri olan bir mecra değil, orası çocuğun çeşitli haklarını hayata geçirebileceği bir platform da sunuyor. Yani madalyonun iki yüzü var. Biz, daha çok kötü yüzü ile sınırlı biçimde meseleyi değerlendiriyoruz. Katılım hakkı, çocuğun görüşlerine saygı hakkı, bilgiye erişim hakkı, ifade özgürlüğü, gelişim hakkı, barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüğü gibi hakların hayata geçirilmesinde dijital dünyanın çocuklara sunduğu imkânları da unutmamalıyız. BM ve UNİCEF’in de dijital çocuk hakları ile çocukları tehlikelerden koruma yanında bu noktaya vurgu yaptığını söyleyebiliriz.
Tehlikelerden koruma meselesine gelince; konunun kamuoyunda ağırlıklı olarak çocukların dijital dünyaya, sosyal medyaya erişim yasağı üzerinden tartışıldığını görüyoruz. Bu eksik bir yaklaşım. Bütüncül bir yaklaşım geliştirilmezse yasaklamayla sınırlı çözüm daha büyük sorunlara kapı açmanın ötesine geçmeyecektir. Bütüncül yaklaşımı üç aşamada şöyle özetleyebilirim. Çocukları tehlikeden uzak tutmak; bunun için yasaklarla çocuğun etrafında hareket edemeyeceği bir güvenlik çemberi oluşturmak yerine çemberi çocuğun değil çocuktan uzak tutmak istediklerimizin etrafına çizmeliyiz, onlara sınırlar getirmeliyiz, sınırları aşanlara etkin yaptırımlar öngörmeliyiz. Tehlikeler konusunda çocukları bilgilendirmek, tehlike ile karşılaştığında ne yapacağı konusunda yol gösterici olmak; bunun yolu medya okuryazarlığının okul öncesinden başlayıp bütün eğitim kademelerinde yaygınlaştırılması, aile ve yetişkin eğitimine kadar hayat boyu devam eden bir süreç olarak ele alınmasıdır. Son aşama ise bütün çabalara rağmen çocuk zarar gördüyse çocuğun rehabilitasyonuna yönelik hizmetleri sunmak.
Malumunuz olduğu üzere içinde bulunduğumuz yıl “Aile Yılı” olarak ilan edildi. Bu kapsamda, Türkiye’de çocukların sosyal politikalarla desteklenmesi konusunda acil olan ihtiyaçları nelerdir? Aile yapısı, yoksulluk ve eğitim politikaları bu alandaki hak ihlallerini nasıl etkiliyor?
Aile, uzun yıllar boyunca sosyal yardımlarla güçlendirilecek bir yapı olarak görüldü. Aile ve aileyi oluşturan bireylerin ekonomik yardımlarla desteklenmesi ile aile sorunlarının aşılabileceği düşünüldü. Sosyal yardımlar önemsizdir demiyorum ancak merkezine sosyal yardımları alan bir yaklaşımla esaslı bir aile politikası inşa etmenin mümkün olmadığını geldiğimiz noktada görüyoruz. Aile sorunlarının çözülmesi eğitim, kültür ve sosyal hizmet odaklı yaklaşımlarla stratejiler geliştirilmesini gerekli kılıyor. “Aile Yılı” kongre, çalıştay, yarışma, sergi vb. faaliyetlerle sınırlı bir etkinlik yılı olmamalı. Aile ile ilgili mevzuatta ne gibi iyileştirmeler yapıldı, ailelerin iyi olma hallerinin geliştirilmesi için hangi faaliyetler yürütüldü, 2026 ve devamı yıllar için hangi faaliyetler programlandı gibi sorulara 2025 yılı sonu itibarıyla tatmin edici cevaplar verebilirsek 2025’in “Aile Yılı” olarak ilanı anlamlı hale gelir.
Kendi alanımın dışına fazla çıkmamak adına “Aile Yılı” vesilesiyle üçüncü sorunun cevabında bahsettiğim çocuk koruma sisteminde reform yapılması gerekliliğini biraz açabilirim. Böylece sorunuzun ikinci kısmına da cevap vermiş olurum. Ülkemiz mevzuatında bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç mağduru olan çocuklar korunma ihtiyacı olan çocuk olarak tanımlanıyor ve bu çocuklara yönelik faaliyetler ile bu faaliyetleri yürüten aktörlerin bütünü çocuk koruma sistemini oluşturuyor. Bizim sistemimiz, ülkemizdeki çocukların ihtiyaçlarını karşılamak bakımından yetersiz bir sistem. Çocuğun korunmaya ihtiyaç duyar hale gelmemesi için önleyici koruma faaliyetleri iyi bir sistemin önemli bir parçası ama bizim bu konuda daha çok yolumuz var. Çocuk koruma bir sosyal hizmet alanı olması sebebiyle sistemin insan kaynağı sosyal hizmet uzmanları üzerine inşa edilmesi gerekirken öğretmen, tüketici bilimleri, psikolojik danışma ve rehberlik (PDR) gibi alan uzmanları sosyal çalışmacı olarak çalışabiliyor. Merkezî idare içerisinde, başta Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olmak üzere farklı bakanlıklar, mahalli idareler, çocuk mahkemeleri gibi çok aktörlü bir sistemden bahsediyoruz ve bu aktörler arasında iş birliği ve koordinasyon sorunları dikkat çekiyor. Çocuk mahkemeleri demişken ülkemizde maalesef sadece otuz dört ilde çocuk mahkemesi var, bu mahkemeleri ülke genelinde yaygınlaştırmayı dahi başaramamışız. Bütün bu sorunları gidermek amacıyla hak temelli kapsamlı bir reform hazırlığı “Aile Yılı”nın önemli bir hedefi olmalıdır.
Öz Geçmiş
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde lisans eğitimini tamamladıktan sonra aynı üniversitede yüksek lisansını yaptı. Paris 1 Panthéon–Sorbonne Üniversitesinde, çocuk koruma idaresi konulu teziyle doktora eğitimini tamamladı. Hâlen İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Ana Bilim Dalında doktor öğretim üyesi olarak çalışan Dr. Memduh Cemil Şirin, çocuk hukuku dersleri vermektedir.