SİNDİRİM SİSTEMİ SORUNLARI VE FİTOTERAPİ
Dr. Ahmet ÇELİK
Sindirim sistemi, ağızdan başlayıp sırasıyla yemek borusu-mide-ince ve kalın bağırsak-anüs şeklinde devam eden; tükürük bezleri, safra kesesi ve pankreas gibi organlarla da desteklenen koskocaman bir organlar sistemidir. Aldığımız gıdaların fiziksel ve kimyasal olarak parçalanıp emilerek kana karışmasında rol oynar. Yaşam enerjimizi sağlamak ve hayatımızı idame ettirebilmek için olmazsa olmaz bir sistemdir. Bu kadar büyük ve organize bir sistemin sağlıklı çalışması, genel vücut sağlığımız ve vücuttaki diğer sistemlerin sağlıklı çalışması için çok önemlidir. Fakat günümüz modern yaşam tarzında sağlıklı bir sindirimin olmasına engel çok şey vardır. Bunlara; hareketsiz yaşam tarzı, stres, düzensiz beslenme, yetersiz sıvı alımı, fast food ve işlenmiş gıda tüketimi örnek verilebilir.
Lifli gıdalarla beslenmek, yeterli miktarda su içmek, hareketli yaşam tarzını benimsemek ve düzenli egzersiz yapmak, gıda katkı maddesi ve koruyucu içeren işlenmiş gıdalardan uzak durmak, bağırsaklarımızdaki faydalı ve dost bakterileri arttırmak için prebiyotik ve probiyotik gıdalar kullanmak sindirim sorunu yaşama riskinizi azaltacaktır.
Sindirim sistemi hastalıklarında en sık görülen belirtiler arasında karın ağrısı, şişkinlik, mide yanması, hazımsızlık, bulantı, kusma, ishal ve kabızlık yer alır. Ayrıca yutma güçlüğü, iştah ve kilo kaybı, dışkıda kan görülmesi veya siyah renkli dışkı gibi anormal durumlar da yaygın olarak gözlemlenir.
İnsan hayatını, verimliliğini ve mutluluğunu önemli ölçüde etkileyen sindirim kaynaklı sorunlar genellikle sindirim sisteminin işlevindeki anormalliklerden kaynaklanır. Yani şikâyetler; tümör, kitle, ülser, enfeksiyon veya başka herhangi bir yapısal problem nedeniyle değildir. Büyük çoğunlukla, fonksiyonel sindirim bozukluğu dediğimiz durumdur. Bununla birlikte sindirim sorunlarının oluşmasını engellemek ya da tedavi etmek için bitkiler tarih boyunca hem gıda hem baharat hem de ilaç olarak kullanılmıştır. Fitoterapinin bu şifai gücünden faydalanılabilir.
Genel olarak cilt hastalıklarında kullanılan bitkiler, sindirim sistemi hastalıklarında da kullanılır. Sindirim sistemini döşeyen koruyucu epitel tabakasının benzeri cildimizde de vardır. Sadece kullanım şekilleri farklıdır. Kabaca, dâhilî yaraları iyileştiren bitkiler haricî yaraları da iyileştirir diyebiliriz.
Sindirim Sistemi Hastalıklarında Kullanılan Bazı Bitkiler
Sinir Otu: Avrupa tıbbında sinir otunun Eski Yunan ve Roma zamanından beri kullanıldığı bilinmektedir. Sinir otunun toprak üstü kısımları; içeriğindeki müsilaj ve tanenlerin etkileri nedeniyle dâhilen; ağız, boğaz, yutak ve tüm sindirim siteminin mukozasının inflamasyonlu durumlarında kullanılır. Bunun dışında karaciğeri koruyucu etkisi kanıtlanmıştır. Bu etki silimarinden (deve dikeni bitkisinde bulunan bir etken madde) daha kuvvetlidir. Bitkinin ekstresinin spazmolitik etkisi de gösterilmiştir.
Çay olarak hazırlanacaksa maserasyon yöntemiyle hazırlanmalıdır. Bu amaçla 1 tatlı kaşığı drog üzerine 1 fincan (150 ml) soğuk su ilave edilir. 1-2 saat ara sıra karıştırmak suretiyle bekletilir ve süzülür. Günde 3-4 defa içilir.
Sarı Kantaron: Halk arasında çiçekli dallarından hazırlanmış çayların sedatif, spazm çözücü ve antihelmintik (kurt düşürücü) olarak kullanımı yaygındır. Sindirim sisteminde özellikle maserasyon yöntemiyle zeytinyağının içinde bekletilerek hazırlanan yağı kullanılmaktadır. Dâhilî olarak; mide bağırsak mukozasının inflamasyonlu durumlarında, gastrit, reflü ve enteritte kullanılmaktadır. Ayrıca dispeptik hastalıklarda ve proktitisde (makat iltihabı) de kullanım alanı vardır.
Mayıs Papatyası (Tıbbi Papatya): Tıbbi papatya dâhilî olarak; kramplardan kaynaklanan hastalıklar, mide-bağırsak sisteminin spazmları ve enflamasyonlu sindirim sistemi hastalıklarında kullanılır. Tıbbi papatyanın çay şeklinde, ülser gibi bazı gastrointestinal sistemi rahatsızlıklarında faydalı olabilmesi için uzunca bir süre kullanılması gerekir. Bu tedavi en az 2-3 ay devam etmelidir. Dönüş kürü uygulaması için yeterli miktarda hazırlanmış ılık papatya çayının termosta muhafaza edilmesi gerekir. Hasta 5’er dakikalık periyotlarla her seferinde birkaç yudum papatya çayı içer ve sırasıyla önce sırtüstü yatar, sonra sola, sağa ve yüzüstü yatarak döngüyü tamamlar.
Keten Tohumu: Alman E Komisyonu tarafından dâhilî olarak; kronik kabızlıkta, laksatif olarak irritabl kolon sendromunda, divertikülitte, gastrit ve enteritte müsilajlardan yararlanmak amacıyla kullanımı onaylanmıştır. Yetişkinler için günde 3 defa, her seferinde 1 çorba kaşığı (yaklaşık 10 g)
alınması önerilmektedir. Tohumları çatlatılarak alınırsa tohum çeperi parçalandığından müsilaj hücreleri doğrudan suyla temasa geçip 40 misline kadar şişme özelliği kazanır fakat tohumun çatlatılması sonucu sert kabuk kısmının uçları bağırsaktan geçerken tahriş edici olabilir. Sert kabuk kısmı ayıklanan ürünlerin kullanılması daha doğru olur. Keten tohumunun su tutma kapasitesi ve bozulan peristaltik hareketleri düzenlemesi kabızlık dışında ishallerde de kullanımını mümkün kılar. Kabuk kısmı ayrılmış olarak hazırlanan keten protein granüllerini, yemekten yarım saat kadar önce 1 çorba kaşığı alıp üzerine 1-1,5 lt su içilirse içindeki lifler şişer ve tokluk hissi oluşturur. Diyetlerdeki kullanım amacı da budur. Aynı zamanda granül içeriğindeki doymamış yağ asitleri bağırsaktaki faydalı bakteriler tarafından serbest hâle geçirilir. Bu sayede diyet yapan kişilerde sağlıklı ve yeterli enerji ihtiyacı da karşılanmış olur.
Enginar: Enginarın halk tababetinde hazımsızlık şikâyeti ve safra taşlarının oluşumunu önleyici etkilerinden faydalanılmıştır. Alman E Komisyonu tarafından sindirim güçlüğü ile ilgili hastalıklarda, iştahsızlıkta, karaciğer ve safra şikâyetlerinde kullanımı onaylanmıştır.
Ayrıca dispeptik şikâyetlerde ve gaz söktürücü (karminatif) ve spazmolitik olarak rezene, kimyon ve anason muhteşem üçlüsünü de unutmamak gerekir. Bu bitkiler ayrı ayrı kullanılabildiği gibi karışım olarak da kullanılabilir.
Hipokrat, 2500 yıl önce “Bütün hastalıklar bağırsaktan başlar. Bağırsak hasta ise vücudun geri kalan kısmı da hastadır.” sözüyle sindirim sisteminin önemini vurgulamıştır. Hekimlerin şahı İbn-i Sina da “Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş saat hiçbir şey yeme. Şifa, hazımdadır. Yani kolayca hazmedeceğin miktarı ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hâl, taam taam üstüne yemektir.” diyerek sindirim sisteminin vazifesinin sadece sindirimden ibaret olmadığını, sağlıklılık hâlinin sağlıklı bir sindirim sistemiyle mümkün olabileceğini bize bildirmiştir.