Hisaralan Kaplıca Camii İmam-Hatibi
Muhammet ÇETİN:
“Sanat, insanı hem beceri hem zihinsel hem de manevi anlamda geliştirir, sanatla ilgilenen bir din görevlisi insanlara daha etkili bir şekilde ulaşabiliyor.”
Söyleşi: Mahir KILINÇ
Günümüzde Anadolu’nun pek çok yerleşim yerinde de yapılan, kadim sanatlarımızdan biri olan çömlek sanatını icra ediyorsunuz. Öncelikle bu sanatla tanışmanız nasıl oldu ve bugüne değin süren sanat yolculuğunuz nasıl gelişti?
Çocukluğumdan beri sanata karşı bir ilgim vardı. Özellikle memleketim Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde dokunan Yağcıbedir halılarının motiflerini çizmeye çalışırdım. Annemin de bu halıları dokuyor olması, benim için hem estetik hem de kültürel bir ilham kaynağıydı. Sonrasında ilahiyat eğitimim esnasında kaligrafi ve hat sanatıyla tanıştım. Bu alanda kendimi geliştirerek profesyonel düzeye ulaştım. Ancak bu sanat yolculuğumda içimde hep daha derin bir arayış vardı. Bu arayışımın sürdüğü günlerin birinde “püf noktası” deyiminin hikâyesi karşıma geldi. Hikâyede çömleğe püflemek bana çok basit gelmişti ancak sonradan araştırdığımda gördüm ki bu yanlışmış. Çünkü çömlek ustalarının, fırından çıkan ürünün çatlamaması için içindeki sıcak havayı üfleyerek dışarı çıkarması gerekiyormuş. Rahmetli ustam da çamuru şekillendirmeye besmeleyle başlar ve çeşitli zikirlerle bu işi yapardı. Bu husus da bana çömlek sanatının sadece teknik değil aynı zamanda manevi bir boyutu olduğunu gösterdi. Ben de hem ismimin hem de yaşadığım kültürün etkisiyle bu sanatı tasavvuf temelli bir üretim ve terapi yöntemi olarak icra etmeye karar verdim. Çömlek toprağını “Ya Kaviyy” ile yoğururken besmeleyle çamuru çarka yapıştırıyorum. Çarkta “Ya Musavvir” ile onu şekillendirirken ve fırından çıkan çömleğin içindeki sıcak havayı “Hu” zikri ile çıkarıyorum. Ürünler fırındayken istiğfar getirip fırından sağlam çıktığı için de “Elhamdülillah” diyorum. Çamuru hazırlamaktan tornada şekillendirmeye, fırınlamadan son hâline kadar bütün süreçlerde bu tefekkür ve zikir hâlini yaşamaya çalışıyorum.
Sanatın manevi bir yolculuğa nasıl dönüşebileceğinden ya da sanatın tasavvufla ilişkisinden kısaca bahsedebilir misiniz?
Sanatçı, kendisine verilen kabiliyetle ilahi sanatın yeryüzündeki yansımalarını ortaya koyar. Bu yönüyle sanat, insana hem büyük bir imkân hem de ince bir imtihan sunar. Çünkü insan, ortaya koyduğu eserle zaman zaman nefsine kapılıp kibirlenebilir. Ancak sanat; zikirle, şükürle ve tövbeyle icra edildiğinde, nefsin değil ruhun dili olur ve doğru niyetle bir ibadet kıymeti kazanır.
İnsanın kendini terbiye etme yolculuğu olan tasavvufta da sanat önemli bir vesile olabilir. Mesela çömlek yaparken toprağa şekil veren kişi, aslında kendi nefsini de yoğurur. Sabır, dikkat, incelik ve tefekkür bu süreçte derinleşir. Her aşama, insanın iç dünyasına açılan bir kapıya dönüşür. Dolayısıyla da sanatçı, eserinden önce kendini inşa etmeye gayret eder. Bu yüzden mütevazıdır; bilir ki ortaya çıkan güzellik, kendisine lütfedilmiş bir emanettir. Bu idrakle yapılan sanat, estetik bir üretimin ötesine geçer ve insanı hakikate yaklaştıran bir yol hâline gelir.
Camilerdeki Kur’an kurslarında da mobil sanat atölyeleri kurarak çocuklara ve gençlere ulaşmaya çalışıyorsunuz. Bu atölyeler gerek çocuklar gerekse gençler üzerinde nasıl etkiler bırakıyor? Bu atölyelerin dışında da onlara ulaşmak için ne gibi faaliyetlerde bulunuyorsunuz?
Özellikle yaz Kur’an kursları, çocukların camiyle tanışması, Kur’an-ı Kerim’i öğrenmeleri ve millî, manevi değerlerimizi kazanmaları açısından önemli bir fırsat sunuyor. Biz de müftülüğümüzün önderliğinde Kur’an kursları ile camileri çocuklar ve gençler için daha cazip, canlı bir ortam hâline getirmek, aynı zamanda Türk İslam sanatlarını tanıtmak amacıyla mobil sanat atölyeleri kuruyoruz. Böylelikle farklı camilerde pek çok çocuğun ve gencin çömlek, ebru, hüsnühat ve tezhip gibi sanatları uygulamalı bir şekilde tanımasına vesile oluyoruz. Bu faaliyetler sayesinde çocuklar ve gençler üretmenin ve emek vermenin değerini yaşayarak öğreniyorlar. Aynı zamanda dikkat, sabır ve sorumluluk gibi önemli kazanımlar elde ediyorlar. Bu sanatsal faaliyetlerin kazandırdığı en önemli unsur da onların camiyle kurdukları bağın güçlenmesi oluyor. Çocuklar için eğlenceli olan bu tür faaliyetler, gençlerin boş zamanlarını daha verimli geçirmelerinin yanı sıra sanatla aralarında belki de hiç kopmayacak bir bağ oluşturuyor. Ayrıca kendilerini daha sağlıklı ifade etmelerine imkân sunuyor.
Türk İslam sanatlarıyla olan bu uğraşlarınız, gerçekleştirdiğiniz din hizmeti görevinde sizin hangi yönlerde gelişiminizi sağlıyor? Bu çalışmalarınız cemaatiniz ve çevreniz tarafından nasıl karşılanıyor?
Malumunuz olduğu üzere din hizmetini icra eden kimselerin manevi anlamda kendisini her an geliştirmesi ve yetiştirmesi gerekiyor. Türk İslam sanatları da bu anlamda gerçekten çok mümbit bir alan. Bana da bu noktada çok önemli hasletler kazandırdığını düşünüyorum. Çünkü sanat, ilahi güzellikleri fark edebilmemizi ve görebilmemizi sağlayan gerçekten iyi bir mürşit bizler için. Bir de sanatı öğrendiğiniz ustanız da bu inceliklere vâkıf biriyse tam anlamıyla da manevi bir yolculuğun içerisinde buluverirsiniz kendinizi. Bu bağlamda sanat evvela kendi manevi gelişimime katkılar sağladı. Ayrıca Türk İslam sanatlarının her birinin manevi bir terapi olduğunu bizatihi yaşamış olmam tasavvuf temelli sanat terapisini etkili bir yöntem olarak din hizmetinde kullanmama vesile oldu.
İnsanlar arasındaki mesafeyi azaltan ve âdeta bir köprü vazifesi gören Türk İslam sanatları, özellikle de çocuklarla ve gençlerle iletişimimi güçlendirdi. Bunları gören cami cemaatinden bu sanatlara hayranlık duyanların sayısı arttı. Bir din görevlisinin bu sanatları icra etmesi de onların zihninde imamlıktan öte farklı ve daha saygın bir anlam kazandı. Ayrıca caminin sadece ibadet edilen değil aynı zamanda öğrenilen ve paylaşılan bir mekân hâline gelmesi de onlara farklı bir bakış ve anlayış kazandırdı.
Öz Geçmiş
Muhammet Çetin, 1987 yılında Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde doğdu. 2024 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde göreve başladı. Çocukluk yıllarından itibaren sanatla ilgilenen Çetin; resim, ebru, hüsnühat, kaligrafi ve çömlek alanlarında eserler üretip sergiler açtı. Diyanet destekli projelerde koordinatörlük yaptı. Tasavvuf alanındaki yüksek lisansında geliştirdiği “manevi danışmanlıkta tasavvuf merkezli sanat terapisi modeli” ile akademik çalışmalar yürüttü. Kendi atölyesinde eserlerini sergilemekte ve çocuklar ile gençlere sanat eğitimi vermektedir.