Dr. Elif ARSLAN:
“Toplum için çok önemli olan aile, özellikle içinde bulunduğumuz yüzyılda yaşanan çok hızlı ve çok yönlü değişmelerden etkilenmiş olsa da insan hayatındaki önemli yerini koruyor.”
Söyleşi
Sema BAYAR
Tüm insanlığın ortak değeri aile kurumunun önemine dair dünya ölçeğinde bir hassasiyet gözetilmesi gerekiyor. Sizce bir değer kaybı söz konusu mu?
Sizin de ifade ettiğiniz gibi insanlığın ortak değeri olan aile kurumu, çocukların fiziken ve manen yetiştirildiği, toplumun dini, dili, ahlaki kuralları ve değerlerinin öğrenildiği ilk yer olması yönüyle kişinin topluma uyumunu sağlar. Bu yönüyle toplum için çok önemli olan aile, özellikle içinde bulunduğumuz yüzyılda yaşanan çok hızlı ve çok yönlü değişmelerden etkilenmiş olsa da insan hayatındaki önemli yerini koruyor. Evet, günümüzde değişen toplumsal yapıyla birlikte aile kurumunda, ailenin yapısında ve işlevlerinde pek çok değişme yaşandı, yaşanmaya devam ediyor. Aile içi roller değişti, gelişen iletişim teknolojisiyle birlikte aile içi doğrudan iletişim zayıfladı. Ailenin bazı geleneksel rolleri devlete ve çeşitli kurumlara devredildi. Ancak insanın ait olma, güvende hissetme ve yakın ilişki kurma ihtiyacı gibi büyük oranda aile tarafından karşılanan ihtiyaçları kısmen başka kurumlarla giderilebilse de bu kurumların hiçbirinin ailenin yerini tutabildiğini söylemek mümkün değildir. “Özgürlük”, “kendini gerçekleştirme” gibi söylemler eşliğinde her türlü teknolojik imkân kullanılarak dünyanın dört bir yanına dayatılan “bireyselcilik”, toplumlara zarar verdiği gibi toplumun bir parçası olan aile kurumuna da zarar vermiştir. Ancak bu mühendislik çalışmaları fıtri bir kurum olan aileyi toplumun nezdinde değersizleştirmeyi başaramamıştır. Dolayısıyla insanın psikolojik, sosyal ve kültürel gelişiminde birincil öneme sahip olan aileye ihtiyaç hep devam edecektir.
Aile bir yandan toplumun en küçük yapı taşı, bir yandan da yeni nesli yetiştiren ilk mektep. Bu bağlamda toplumsal ve bireysel ahlakın inşasında ailenin rolü nedir?
Çocuğun toplumun normlarını, değerlerini, ahlaki kuralları ilk gördüğü, gözlemlediği ve öğrendiği yer ailedir. Aile fertlerinin günlük yaşamı, olaylar karşısında verdikleri tepkiler, eşyaya atfettikleri değer, birbirleriyle ve diğer insanlarla iletişim şekilleri, önemsedikleri konular, öncelikleri gibi hususlar o ailede yetişen çocuğu da etkiler. Çocuk, doğruyu yanlışı, toplumun değerlerini, kültürünü, örf ve âdetlerini önce ailede öğrenir. Bunlar çocuğun aynı zamanda toplumla uyum sağlaması için gerekli olan hususlardır. Ailede bunları öğrenemeyen çocuk, toplum içine girdiğinde birtakım sorunlar yaşar, toplum tarafından dışlanır. Ailede sevdirilerek, örnek olunarak öğretilen ahlaki değerler çocuk tarafından içselleştirilir. Bu noktada Hz. Lokman’ın (a.s.) oğluna nasihatlerini hatırlamakta fayda görüyorum: “Hani Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti: ‘Yavrum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.”; “(Lokman öğütlerine şöyle devam etti) ‘Yavrum! Şüphesiz, yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa Allah onu çıkarır, getirir. Çünkü Allah en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.’”; “Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir.” (Lokman, 31/13,16,17.) Kur’an-ı Kerim’de anlatılan Lokman’ın (a.s.) oğluna verdiği öğütlerin içerik ve üslubuna baktığımızda görüyoruz ki nasihatin üslubu bile bir babanın çocuğuna örnekliğini ortaya koymaktadır. Onun üslubu bize çocuğuyla kurduğu iletişimin şekliyle de ahlaki konuda nasihatten önce örnekliğinin ön planda olduğunu hissettirmektedir. Aile fertlerinin kendilerinin yaşamadıkları değerleri çocuğa öğretmeye çalışması elbette sonuca götürmeyecektir. Çünkü her çocuk, kendisine söylenenlerden önce gördüklerini, gözlemlediklerini ve aile ortamında hissettiklerini öğrenip benimser. Bu sebeple değerlerin ve ahlaki kuralların öncelikle ailede yaşanması gerekir ki çocuklara da öğretilebilsin. Çocuğun ailesinden öğrendiği davranış ve tavırlar toplumun kurallarıyla, değerleriyle ne kadar uyumluysa çocuk o kadar huzurlu olur.
Cinsiyetsizleştirme politikalarının, nesil emniyetinin teminatı olan aileyi hedef almasını, insan fıtratına mugayir aile tanımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cinsiyetsizleştirme, doğuştan gelen biyolojik cinsiyetin gereksiz olduğunu iddia eden, yaratılıştan gelen cinsiyet özelliklerini yok sayarak cinsiyet tercihinin bireylere bırakılması gerektiğini ileri süren bir anlayış, bir ideolojidir. Böyle bir anlayışın insan fıtratına ters ve dinimizin esaslarına aykırı olduğu açıktır. Dinimiz fıtratı bozmaya yönelik her türlü müdahaleyi yasaklamıştır. Kur’an-ı Kerim’de şeytanın cennetten kovulduğunda insanları saptıracağını söyledikten sonra “… Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” dediği bildirilir. Bu ifadenin ardından ise ayet-i kerime şöyle devam eder: “Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsrana düşmüştür.” (Nisa, 4/118-119.)
Allah, insanı kadın ve erkek olarak iki farklı cinste yaratmış, “Şüphe yok ki biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık.” (Hucurat, 49/13.) buyurmuştur. Bu iki farklı cinsin meşru bir nikâhla bir araya gelerek aile kurmaları dinimizin özel önem atfettiği hususlardandır. Kadın ve erkek birbirinden farklıdır ama bu farklılıklarıyla birbirlerini tamamlar, neslin ve yaşamın devamını sağlarlar. Toplumun bir düzen ve huzur içinde devamı da aile kurumuyla mümkündür. Günümüz dünyasında ise cinsiyet ve aile kavramlarına sistemli ve güçlü saldırılar yapıldığını, eş cinsel sözde evliliklerin normalleştirilmesi ve yaygınlaştırılması için her türlü mecra ve propaganda yönteminin kullanıldığını görüyoruz. Dinlerin öğretilerinin yanı sıra, insan biyolojisiyle ilgili yapılan çalışmalar kadın ve erkek olarak iki cinsin dışında üçüncü bir cinsiyet olmadığını ortaya koymuştur. Buna rağmen cinsiyetsizleştirme ideolojisini savunanlar bu gerçeğe gözlerini ısrarla kapatmaktadır. Tabii sözü burada komplo teorilerine getirmeden, en temel şekliyle insan fıtratına karşı ısrarla bir savaşın yürütüldüğünü, bu savaşın amacına ulaşması durumunda insanlığı tehlikeye atacak, nesil emniyetini bozacak bir noktaya gelinebileceğini ve buna karşı dikkatli olunması gerektiğini söyleyerek bitireyim.
Aileyi örseleyen modern tehditlerin başında mahremiyet duygusunun zedelenmesi geliyor. Dijital dünyanın aile ve mahremiyet bilincine yönelik etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Günümüzde görsellik varsayılmanın ön koşulu hâline gelmiştir, diyebiliriz. Bu şekildeki bir kabul, insanların kendilerine özel durumları, mahremlerini kendi istekleriyle gözler önüne sermelerine yol açan bir teşhir kültürü oluşturmuştur. Bu teşhirden alınan haz, çoğunlukla maddi bir karşılığının olması sebebiyle daha da artmış, aile mahremiyetini de içine alacak şekilde genişlemiştir. İnsanlar sosyal medya mecralarından kendileriyle ve ailelerinin diğer üyeleriyle ilgili paylaşımlar yapmakta, aile içinde veya kişiye özel kalması gereken pek çok hususu kendi rızalarıyla paylaşıma açmaktadırlar. Böyle bir düzen içerisinde aile üyeleri arasında sevgi, güven, samimiyet, içtenliğe dayalı olarak var olması gereken ilişkiler kazanç getirici, eğlence ve haz vadeden birer gösteriye dönüşmüş olmaktadır. Bu durum da paradoksal bir şekilde aile içinde sözünü ettiğimiz bu değerlerin yaşatılmasını tehlikeye atmaktadır. Bir taraftan sosyal medya mecralarında paylaşabilmek için âdeta bir sahneye çevrilen aile ortamı, aile içi ilişkiler açısından bir risk oluştururken diğer taraftan da başkalarının aile mahremiyetine bu kadar şahit olan kişilerde ve ailelerde kıyaslamadan kaynaklanan pek çok sorunun da önü açılabilmektedir. Var olan veya olmayan bir huzurun, mutluluğun, muhabbetin, özlemin, varlığın gözler önüne serildiği bu teşhir kültürü içerisinde mahremiyet tüketilirken çok ince düşünce eseri olan başka kadim değerlerimiz de ciddi anlamda zarar görmektedir. Diğer yandan bu teşhir kültürü, gözetleme arzusunu beslemekte, insanlar kendileriyle ve aileleriyle ilgilenmekten çok başkalarıyla ilgilenebilmektedir. Bu da tatminsizlik, mutsuzluk, değersizlik, yetersizlik gibi eşlik eden pek çok duyguyla birlikte çeşitli aile problemlerine kapı aralamaktadır. Ailelerimizi ve değerlerimizi koruyabilmek için gerçekleştirilmesi gereken pek çok hususun yanı sıra teknolojinin ve özelde sosyal medyanın mevcut kullanım şekline eleştirel bakabilmek, akıntıya kapılmamak önemlidir. Bu mecraların mahremiyete zarar verecek şekilde kullanımını değiştirilemez bir durum olarak kabul etmeyip kendimiz, ailemiz ve toplumumuzun geleceği için her birimizin attığı olumlu ve olumsuz her adımın önemli olacağı düşüncesiyle hareket etmeliyiz.
Kur’an kıssalarında peygamber ailelerinin birer nasihat vesilesi olarak anlatıldığını görüyoruz. İlahi kelamda aileye dair hükümlerin yoğunluğunu da düşünürsek İslam dininin aileye verdiği değeri sizden dinleyebilir miyiz?
Evet, dinimiz aile kurumuna çok önem vermiş, Müslümanlar aile kurmaya çeşitli ayet ve hadislerle teşvik edilmiş, aile ile ilgili ayrıntılı hükümlere yer verilmiştir. Rum suresinin 21. ayet-i kerimesi, dinimizin aileye verdiği önemi çok net bir şekilde ortaya koyar. Bu ayet-i kerimede Rabbimiz, “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” buyurmaktadır. Ailede eşler arasında var edilen sevgi ve merhametin, Allah’ın varlığının delillerinden biri olarak sunulması çok dikkat çekicidir. Bunun üzerine düşünmemiz, ibret almamız istenir bizden. Peygamber Efendimiz de evlenmeyi ve gençleri evlendirmeyi ümmetine nasihat etmiş, bir hadis-i şerifinde, “Nikâh benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetimi uygulamazsa benden değildir. Evleniniz, ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar ederim...” (İbn Mâce, Nikâh, 1.) buyurmuştur. Hadis-i şerifin ifade ettiği hususlardan biri, evlilik kurumunun yani ailenin neslin devamını sağlamasıdır. Ailenin bir başka önemi de insanı zinadan korumasıdır. Kurulmasına dinimizce bu kadar önem verilen aile, insanın kendisini güvende hissettiği, korunup kollandığı, ait hissetme, sevme, sevilme, değer görme gibi önemli manevi ihtiyaçlarının ilk elden karşılık bulduğu huzur ortamıdır. Bu bakış açısıyla kurulup devam ettirilen, fertleri tarafından Allah’ın varlığının delillerinden biri olarak görülüp önem verilen aile, toplumlar için de çok önemli bir kazançtır.
Hz. Peygamber’in hem kurduğu aile yapısıyla hem de ashabının ailevi meselelerine yaklaşımıyla bizlere sunduğu örnekleri ve aileye verdiği değeri kısaca anlatır mısınız?
Bir söyleşi çerçevesinde Sevgili Peygamberimizin aileye verdiği değeri ve ailevi meselelere yaklaşımını teker teker örneklendirerek anlatmak mümkün olmadığı için genel bir bakış açısı sunacak şekilde bu sorunuzu cevaplayayım. “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.” (Tirmizi, Menâkıb, 63.) hadis-i şerifi, Sevgili Peygamberimizin aileye verdiği değeri en güzel şekilde ortaya koymaktadır. O vefalı bir evlat; anlayışlı, sabırlı, hoş görülü, değer veren, eşleriyle istişare eden, onların görüşlerini önemseyen, adaletli, sevgisini gösteren bir eş; ilgili, şefkatli, sevgi dolu bir baba ve dede olarak bizlere en güzel örneklikleri sunmuştur. “Bir kişi sevabını umarak ailesine harcama yaptığında bu harcama onun için sadaka olur.” (Buhari, İman, 41.) hadisi-i şerifiyle aile fertlerine yönelik yapılan her türlü iyiliğin önemini ve değerini anlatmıştır. Aile üyelerinin davranışlarına sebep olan duyguları anlayıp ona göre muamele etmeyi de Sevgili Peygamberimizin örnekliğinden öğreniriz. (Buhari, Nikâh, 108.) Hz. Peygamber, asla şiddet uygulamamış, kırıcı söz söylememiştir. Ailesiyle ilgili bütün rivayetler onun her konuda örnekliğine şahitlik etmektedir. Çocuklara yönelik tavır ve davranışlarıyla ilgili olarak kızı Hz. Fatıma geldiğinde ayağa kalkıp onu öpüp yerine oturtması (Ebu Davud, Edeb, 144.), kız ve erkek torunlarına sevgi ve şefkati, onları namaz kılarken omzuna alması (Müslim, Mesacid, 41-43.) çocuklara yönelik davranışlarıyla örnekliğini ortaya koyan birkaç rivayettir. Bize ayrılan yer itibarıyla burada anlatma imkânımız olmayan daha pek çok rivayetten öğrendiğimize göre Sevgili Peygamberimiz aile kurmayı, aile olmayı, ailenin bütün fertlerinin birbirine sevgi, saygı, ilgi, yardımlaşma, sorumluluk alma, adalet, dayanışma, duyguları anlama ve önemseme, zaman ayırma, yapıcı olma, sabır, tevekkül gibi değerler ve davranışlar çerçevesinde davranmasını önemsemiş ve ümmetine de bunu tavsiye etmiştir.
Öz Geçmiş
Dr. Elif Arslan, 1995 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesinden, 2009 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. 2012 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri (Tefsir) Anabilim dalında, “Vahiy Sürecinde Hnf Kökünün Semantik Açıdan İncelenmesi” isimli teziyle doktor unvanını aldı. 1997-2003 yılları arasında Kahramanmaraş ilinde öğretmenlik yapan Arslan, 2003 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı Dini Yayınlar Dairesi Başkanlığına naklen atandı. 2003-2010 yılları arasında Diyanet Çocuk Dergisi’nin ve 2010-2013 yılları arasında Diyanet Aylık Dergi’nin yayın koordinatörlüğünü yapan Arslan’ın koordinatörlüğünde Diyanet Aile Dergisi 2013 yılında yayın hayatına başlamıştır. 19.06.2013 tarihinde Diyanet İşleri Uzmanlığına atanmıştır. 29.03.2018 tarihinde atandığı Süreli Yayınlar ve Kütüphaneler Daire Başkanlığı görevini yürütmekte iken 27.01.2022 tarihinde Aile ve Dini Rehberlik Daire Başkanı olarak atanmıştır.
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız serisinde “Şiddet ve Çocuklarımız”, Ailem serisinde “Ailemde Merhamet İstiyorum” isimli çalışması bulunan, çocuklara yönelik İnanıyorum serisinin editörlüğünü yapan Arslan’ın bu seride “Bizim İçin Dua Eden Melekler” isimli kitabı ve çocuklara yönelik yayınlanmış başka kitapları vardır. Kadın Gözüyle 15 Temmuz isimli eserde “15 Temmuz’un Kınalı Kuzuları” , İslam Penceresinden Kadın isimli eserde “Eğitim ve Kadın: Kâmil İnsan Olma Yolculuğu”; Aile Penceresinden isimli kitapta “Ailenin İyilik Zemini: İhsan” isimli makaleleri; “Hac Deyince” isimli, söyleşilerin kitaplaştırıldığı eserde söyleşisi bulunan Arslan, evli ve üç çocuk annesidir.