RAHMET PEYGAMBERİ’NİN
DÜNYAYI TEŞRİFİ
MEVLİT KANDİLİ


Müseffa AKBULUT
Erzurum İl Müftülüğü Uzman Vaizi


Yüce Rabbimizin âlemlere rahmet olarak gönderdiği Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.s.) dünyayı teşriflerinin yıl dönümüdür Mevlit Kandili. Hz. Âdem’den (a.s.) itibaren Yüce Rabbimizin ilahi mesajını bizlere ulaştıran tüm peygamberlere ve peygamberlerin sonuncusu Hâtemü’l-Enbiya Hz. Muhammed’e (s.a.s.), onun âl ve ashabına sonsuz salat ü selam olsun.
Ümmeti olmakla şeref duyduğumuz Resulullah Efendimiz (s.a.s.), Allah’ın sevgilisi Habibullah’tır. İsmi, yerde ve gökte övülen Muhammed’dir, Ahmed’dir. Allah’ın ilahi vahyini insanlığa ulaştıran, Allah’ın mübarek elçisi Resulullah’tır; bize Kitab’ı, Hikmet’i, Furkan’ı, Zikr’i getirendir. Yüce Rabbimizin, “Andolsun, Allah’ın Resulü’nde sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 33/21.) ayet-i kerimesinde ifade buyurduğu gibi insanlığa “üsve-i hasene” olarak takdim ettiği ve hayatıyla en güzel şahsiyet inşası örneklerini bizlere sunan en iyi örnektir. İnsanlığı, küfür, şirk, nifak, zulüm, cehalet karanlığından, imanın ve hidayetin aydınlığına kavuşturan “Sirac-ı Münir”, aydınlatıcı bir kandildir. Allah’ın rızasını umarak yaşayan takva ehli için cenneti müjdeleyen bir “Beşîr”, müjdecidir. Allah’ın varlığından ve ahiret hayatının varlığından habersiz yaşayanlar için ve her an gaflete düşebilme, ilahi azaba müstahak olma ihtimali olan müminler için daimi bir “Nezîr”, uyarıcıdır. Hidayet yolunun rehberi ve önderidir. Müminlerin annesi Hz. Aişe’nin, “Onun ahlakı Kur’an’dı.” şeklinde veciz bir surette ifade ettiği, getirdiği vahiy ile eksiksiz amel eden, yapılmasını emrettiği her şeyi herkesten önce tatbik ederek önder olan ve Kur’an’ı yaşayan bir hayata dönüştürendir.
O, Yüce Rabbimizin, kendisiyle beraber mutlak itaat edilmesini istediği, sevgisini kazanmayı Resulü’nü sevmeye ve ona itaat etmeye, gazabına müstahak olmayı da ona tabi olmamaya bağladığı, müminleri kendinden çok düşünen, şefkat ve merhamet timsali peygamberdir.
Allah’ın Elçisi’nin örnekliği ile insan, Rabbi ile ve diğer insanlarla, kâinatla nasıl bir iletişim kurması gerektiğini öğrendi. Resulullah (s.a.s.), güzel ahlakı tamamladı. Müminler arasında benzeri hiçbir yerde görülmemiş İslam kardeşliğini tesis etti. Fakirle zengini, hür ile köleyi, mevki ve şöhret sahibi olanla olmayanı aynı hizada buluşturdu ve üstünlüğün Allah katında ancak takva ile olduğunu en güzel biçimde ortaya koydu. Hayatı ve ölümü anlamlandırabilmeyi ve anlamlı yaşamayı tüm insanlığa o öğretti.
O, peygamberlik silsilesinin son incisi, “Hâtemü’n-Nebiyyîn”dir. Onun varlığı, müminlere huzur ve güven kaynağıdır, göğsü daraltan her türlü sıkıntıya karşı inşirah sebebidir. Varlığı müminler için ümit; kâfirler, hainler ve zalimler için ise korku sebebidir. Müminler, Allah’a ve Resulü’ne olan inançlarıyla dünya hayatının elemine teselli, her türlü musibet ve zorluğuna karşı kendilerinde direnç bulurlar.
Peygambere olan sevgi ve muhabbet, imanın gereğidir. Müminler, yaratılmışlar içinde en çok Resul-i Zişan’ı severler; ona olan muhabbetlerini dünya ahiret göz aydınlıkları olan evladına, tıpkı onun gibi yaşasın, ona benzesin, onun yüce ahlakı ile ahlaklansın diye Resul-i Ekrem’in isimleri ve sıfatları olan “Muhammed, Ahmed, Mahmud, Mustafa, Emin” isimlerini koyarlar. Nebiyy-i muhterem, hem dillerde hem gönüllerde yaşar. Ayrıca asker ocağının adı, Müslüman Türk kültüründe peygamber ocağı; ocaktaki, cephedeki askerin adı da “küçük Muhammed” manasında Mehmetçik’tir. Allah Resulü’nün ismine hürmeten Muhammed yerine Mehmet ismi söylenegelmiştir.
Resul-i Ekrem Efendimizin doğduğu gün olan ve ona duyulan sevgi ve muhabbetin zirveye ulaştığı Mevlit Kandili de bu sevginin bir tezahürü olarak ecdadımızdan bizlere miras mübarek gecelerdendir. Hz. Peygamber (s.a.s.) dünyaya gelenlerin en hayırlısıdır, müminlerin efendisidir. Bu nedenle dünyayı teşrif ettiği gün de günlerin en değerlisidir. Osmanlı padişahlarından Sultan II. Selim zamanında mübarek gecelerde camilerin minarelerinde kandil yakılması âdeti nedeniyle Resulullah’ın doğduğu gece ve diğer mübarek gecelere kandil gecesi denilmiştir. Bu gecede tıpkı Resulullah’ın dünyayı teşrifiyle dünyanın inkâr, zulüm ve cehalet karanlığından aydınlığa kavuştuğu gibi minarelerde yanan kandiller ile de karanlık geceler aydınlığa kavuşmakla kalmaz; bir araya gelen müminlerin de gönüllerinde nice kandiller yanar, kalp ve gönüllerde karanlık kalan noktalar bu kandillerle aydınlanır. Mevlit Kandili, Allah’ın kulu olma ve Hz. Peygamber’e (s.a.s.) tam ittiba ile ümmet olma hususunda verilen ahdin tazelendiği bir fırsat gecesidir. Mevlit Kandili yanlışlardan, günahlardan dönme, nefsin süflî arzu ve isteklerinden, hırs, bencillik ve cimriliğinden uzaklaşabilmenin yolunu açan değerli bir vesiledir. Kabuktan öze dönmek için, maddeden manaya yönelmek için, zahirden batına bakmak için önemli anları içinde barındıran, önemli fırsatlar sunan bir uyanış vaktidir. Fâni olanla baki olanı, hayrımıza olanla şerrimize olanı fark etme vaktidir. Yüce Rabbimizin, “Muhakkak ki ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır.” (Duha, 93/4.) kelamına kulak verme ve mucebince amel etme idrakine varılan zamanlardır.
Mevlit Kandili ruhlara şifa, gönüllere ziya olduğu kadar camilerde saf saf inci gibi dizilen müminlere bakan gözler için de hayranlık vesilesidir. Cemaat olmanın, birlik ve beraberliğin en güzel yaşandığı zamanlardandır. Her mümin gönül birliği, iman kardeşliği ile İslam şemsiyesi altında bir araya gelir. Allah ve meleklerinin salat ettiği Hz. Peygamber’e, sevgi ve özlemle salat ü selamlar hep birlikte getirilir.
Mevlit Kandili ellerin semaya açıldığı, her türlü istek, arzu ve ihtiyacın en yüce makama arz olunduğu, tövbelerin nasuh tövbeye dönüştüğü, gönüllerdeki güzel duyguların neşvünema bulduğu, ömürden geçen bir yılın daha muhasebesinin yapıldığı, kulluk bilincinin tazelendiği, Allah Resulü’nün ahlakıyla ahlaklanma hususunda gayretlerin tekrar gözden geçirildiği bereketli gecelerdendir.
Bütün güzel vasıfların kendisinde toplandığı Resulullah’ın müstesna hayatından; adaletin, şefkat ve merhametin, zulme ve zalime boyun eğmemenin, tevekkül, sabır ve metanetin, şükür ve kanaatin, Allah’a, peygamberlerine ve yaratılmışlara karşı sorumluluk bilinci içerisinde olmanın, ilme ve âlime verilen değerin, rahmet, meveddet ve sekinet ile bezenmiş bir aile olmanın, nezaketin ve zarafetin, kısa bir zamanda cahil ve zalim bir toplumdan dünyayı dönüştürecek medeni bir toplum oluşturmanın en calib-i dikkat örnekleri, müminlerin hafızalarında bu gece bir kez daha canlanır, tazelenir.
Tarih boyunca nice şairler, nice edipler Resulullah’a olan sevgi ve muhabbetlerini, kalbin ve gönlün tercümanı sadedinde satırlara, dizelere, kasidelere, naatlara işlemişlerdir. Gönüllerden dillere dökülenler iki cihan serverine olan muhabbetle, hürmetle, ona olan özlemle dile gelir. Süleyman Çelebi’nin Resulullah’a muhabbetini ifade eden ve “Kurtuluş Vesilesi” anlamına gelen, halk arasında yaygın ismi “Mevlid” olan “Vesîletü’n-Necat”ı, büyük bir teveccühle asırlara sâri bir gelenek olarak camilerde, mümin hanelerde daima her vesileyle yer bulur, baş tacı bir misafir olur.
Her devirde Peygamber âşıkları, bizlerin de duygularına tercüman olan nice eserler vücuda getirmişlerdir. Yüce Peygamberimizin, özlemle beklenen yağmura benzetildiği şu satırlar, ona duyulan özlemin dile gelmiş hâlidir:
“Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım,
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım,
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım,
Bahira’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım,
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım,
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım,
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım,
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım,
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım...”
Nurullah Genç
Bugün de Resulullah’a olan sevgimiz bir volkan gibi yanmaya devam ediyor. Kulluğumuz, vicdanımız, insanlığımızın çetin Gazze imtihanından geçtiği günümüzde, Allah Resulü’ne, onun hayat veren örnekliğine, bize getirdiği değerlere her zamankinden daha fazla sarılmaya ihtiyaç duyuyoruz. Zalimin zulmünün sınır tanımadığı, şiddetin her türlüsünün kol gezdiği bu zamanlarda, Sevgili Peygamberimizin mevlidinin; vatanımız, necip milletimiz, mübarek beldeler, mazlum coğrafyalar için hayırlar ve güzellikler getirmesi; zalimlerin zulmü altında inleyen kardeşlerimizin kurtuluşuna, Allah’ın yüce elçisini anarken aynı zamanda onu anlamaya, üzerimize düşenleri hakkıyla yerine getirmeye vesile olması niyazımızdır.