EZBERDEN ÖTE
KUŞAKLARI BİRLEŞTİREN EMANET

Feyzanur YELEN
Adana Çukurova Müftülüğü Kur’an Kursu Öğreticisi


Benim hafızlık hikâyem, 1988 yılında babamın Kur’an-ı Kerim’i ezberlemesiyle toprağa düşen bir tohumla başladı. O gün babam, yalnızca kendi hafızlığını tamamlamıyor, farkına varmadan benim yolculuğumun da temellerini atıyordu. Aradan tam otuz iki yıl geçti ve o tohum filizlenip çiçek açtı. Hafız bir babanın hafız kızı oldum. Hafızlık benim için Kur’an’ı ezberlemekten çok daha derin bir anlam taşıyordu. Niyetim, onu kalbimde yaşatmak, hayatıma yansıtmak ve başkalarının da bu nurdan pay almasını sağlamaktı. Hafız bir babanın hafız kızı olmak, nesiller arası bir emanet devrini bizzat yaşamaktı.
Öğrencilerimin, “hocam” hitabını ilk duyduğum o günü dün gibi hatırlıyorum. Yolun çok başındayım, beş yıl bile dolmadı henüz. Fakat hafız hocalığı öyle bir mektep ki her gün yeni bir ders, her öğrenci yeni bir cilt gibi insanın önüne açılıyor.
Bu yolda karşılaştığım her öğrenciden bambaşka şeyler öğrendim. Kimi sabrın tarifini yaptı, kimi azmin ne demek olduğunu gösterdi. Her biriyle birlikte ben de yeniden öğrendim Kur’an’a sarılmayı, teslimiyeti ve sadakati. Hocalık, yalnızca öğretmek değil, aynı zamanda kendini de terbiye etmekmiş. Her gün aynı ayetleri dinlemek, o ayetlerde farklı anlamları sezip ruhunu beslemekmiş. Hangi sureyi dinlersem dinleyeyim, ayetler âdeta farklı pencereler açıyor, kalbimde saklı duran duyguları aydınlatıyordu.
Yatılı öğrencilerle sabahın erken saatlerinde başlayan mesailer bana disiplini öğretti. Gündüzlü öğrencilerin akşam yorgunluğunda bile eksilmeyen gayreti ise azmin tarifiydi. Bir öğrencimin sadece tek bir harfi doğru telaffuz etmek için döktüğü gözyaşı, Kur’an’a olan sadakatin en saf ifadesiydi. Bu anlar, hafızlığın sadece bilgiyle değil; sabır, teslimiyet ve içten gelen bir bağlılıkla yapılabileceğini gösterdi bana.
“Hafızlığın yaşı yoktur.” sözünü ilk duyduğumda, bunu sadece motive edici bir cümle sanmıştım. Oysa zamanla bunun hakikat olduğunu gördüm. Küçük yaşta hıfzını tamamlayanlardan yetmişinde ezber yapan Anadolu’nun mütevazı insanlarına kadar nice örnek vardı. Kur’an’ı öğrenmenin önünde yaş, coğrafya, imkân gibi engeller duramıyordu. Yeter ki gönülde bir istek filizlensin, gerisi sabırla, azimle geliyordu.
Bu hakikatin canlı örneklerinden biri de Meryem Hanım idi. Kırklı yaşlarının başında, üç küçük çocuğuyla birlikte hafızlığa adım attı, en büyük kızı Zeynep’le aynı anda hıfz yolculuğuna başladı. Zeynep, proje imam hatip ortaokulunda hafızlığa devam ederken annesi gündüzlü bir kursta ezberine koyuldu. Günleri evi çekip çevirmekle, çocuklarını büyütmekle ve ayet ayet Kur’an’ı ezberlemekle geçiyordu. Önlerinde hem ev hem okul hem de ders yükü vardı. Hayat, hasta bir anne ile yoğun bir iş temposuna sahip bir eşin sorumlulukları arasında akıyordu. “Şüphesiz her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” (İnşirah, 94/6.) ayetini düstur edinen Meryem Hanım, bu zorlu süreçte en büyük desteği anlayışlı eşinden gördü.
Meryem Hanım ile yollarımız, kızı Zeynep’in benim sınıfıma gelmesiyle kesişti. Zeynep, hafızlığının ortalarında, günde iki üç ders verecek kadar çalışkan ve azimli bir öğrenciydi. Lise birinci sınıfta eğitimini dondurmuş, hafızlığını tamamlayarak vakit kaybetmeden okuluna dönmek istiyordu. O sırada Meryem Hanım da tüm “çiğlerini” bitirmişti ancak bir cüzü toplu vermekte zorlanıyordu. Bir yandan Zeynep’ten günde iki üç cüz dinlerken diğer yandan Meryem Hanım’dan sayfa sayfa bir cüz alıyorduk. Bu süreçte Meryem Hanım, hem kendi hafızlığını sürdürüyor hem kızının eğitimine destek oluyor hem de hafızlığa yeni başlamış ortanca çocuğunun hazırlık sürecine rehberlik ediyordu. Ve nihayet, sabırla yoğrulan bu çabalar meyvesini verdi. Bir yılın sonunda önce Zeynep’i, ardından da Meryem Hanım’ı hafız olarak mezun ettik. Şimdi sırada küçük oğlu var, belki yarın torunları da aynı yolda yürüyecek. Aile içinde başlayan bu Kur’an halkası, rahmetini evin her köşesine yaydı. Sükûneti, bereketi ve huzuru ardı arkası kesilmeyen bir zincir gibi nesilden nesile aktardı. İşte hafızlık böyle çoğalıyor, tıpkı berrak bir pınarın çağlayarak genişlemesi gibi… Zaten asr-ı saadetten günümüze kadar da böyle gelmedi mi?
Hazreti Peygamber’in (s.a.s.) etrafında halkalanan Hz. Abdullah b. Mesud, Hz. Muaz b. Cebel, Hz. Übey b. Kâ‘b, Hz. Osman b. Affan, Hz. Ali b. Ebu Talib, Hz. Zeyd b. Sabit, Hz. Aişe, Hz. Hafsa, Hz. Ümmü Seleme gibi yüce isimler, ilk Kur’an hafızları olarak bir zincir başlattılar. O zincir, onların talebeleriyle, tabiinle, tebei’t-tabiinle devam etti ve nihayet asırları aşarak bize kadar ulaştı.
1988’de babamın tilavetiyle ekilen tohum filizlenerek dallarında nicelerini barındırır hâle geldi. Rabbim bizleri de bu yolda sebat edenlerden, hafızlığı hakkıyla yapanlardan ve yaptıranlardan eylesin. Duamız, bu emaneti hakkıyla taşımak ve yeni nesillere umutla ilham olmaktır. Kur’an’ın nuru, evlerimizi rahmetiyle doldursun; sükûnetiyle kalplerimizi, bereketiyle hayatlarımızı kuşatsın. (Âmin.)