AMR B. AS
KAHİRE’NİN BANİSİ
Enbiya YILDIRIM
Hz. Peygamber’in ashabının her birinin farklı meziyetleri vardı. Örneğin bir kısmı insan yönetimi ve idarecilik alanında üstün yetenekliydi. Bu nedenle Allah Resulü onları kendi kabiliyetlerine uygun görevlerde değerlendirirdi. Amr b. As bunlardan birisiydi.
Müslüman olmadan önce
Peygamberimizden birkaç yaş küçük olan Amr, Kureyş’in Sehm kabilesinin reisi ve Mekke’nin önemli şahsiyetlerindendi. Farklı şehirlere yaptığı ticari seyahatler sebebiyle de dünyayı tanıyan ve hayat tecrübesi olan biriydi. Bu nedenle siyasi ve ticari faaliyetlerde önlerde olurdu. Şehirde Peygamberimize karşı yürütülen muhalefetin de liderlerindendi.
Yolculukları sebebiyle Habeşistan Hükümdarı Necaşi ile aralarında bir dostluk oluşmuştu. Buna bağlı olarak Mekke’deki işkence ve eziyetlere dayanamayıp Habeşistan’a hicret eden Müslümanların iadesi için Mekke adına Abdullah b. Rebia ile birlikte hükümdarla görüşmeye giden oydu. Güçlü hitabetiyle yaptığı konuşmada Mekke’de bazı insanların kimsenin bilmediği yeni bir din icat ettiğini ve toplumsal düzeni bozduğunu söyleyerek hepsinin kendilerine teslim edilmesini istedi. Her iki tarafı da dinleyen ve şirk inancının anlamsızlığını çok iyi bilen Necaşi, görüşmeler sonunda Amr’ın talebini reddetti ve ülkesine iltica eden Müslümanlara sığınma hakkı verdi.
Karşı saflarda
Amr, Ebu Süfyan komutasındaki Kureyş ticari kervanında bulunduğundan Bedir Savaşı’na katılamadı. Lakin müminlerden intikam almak için girişilen Uhud ve Hendek savaşlarının hazırlık aşamasından icrasına kadar her kademesinde yer aldı ve ordunun süvari birliklerinin komutanlarından biri oldu. Özellikle Hendek’te Halid b. Velid ile birlikte Müslümanların bir boşluğunu yakalayıp içeri dalmak ve Resulullah’ı şehit etmek için çok çabaladı ancak yapamadı. Bu savaş, müşrikler safında katıldığı ikinci ve son savaş oldu.
Müslümanlığa giden süreç
Hendek’ten sonra Amr kendini sorgulamaya başladı. Fikri değişti ve Müslüman olmaya karar verdi. Sonraları İslam’a girme sürecini anlatırken Necaşi’nin huzurundaki tartışma sırasında esasında düşüncelerinin değişmeye başladığını ve sonrasında İslam’a meylettiğini söyleyecektir. Bu demek oluyor ki Necaşi, argümanlarıyla onu etkilemişti. Müşrikler safında yer almaya devam etse de Amr b. As’ın kalbi bir yandan İslam’a meylediyordu. Nihayet kendisiyle aynı durumda olan Halid b. Velid ve Osman b. Talha ile birlikte Mekke’nin fethinden bir yıl önce Medine’ye gelip Müslüman oldu. Allah Resulü onların İslam’la şereflenmesinden çok mutlu oldu. Daha sonra onun için şöyle buyuracaktır: “İnsanlar Müslüman oldu, Amr b. As ise iman etti.” (Tirmizi, 3844.); “Amr b. As, Kureyş’in salihlerindendir.” (Tirmizi, 3845.)
Resulullah’ın yanında
Allah Resulü (s.a.s.) Mekke’den iyi tanıdığı, ticari, askerî ve siyasi alanlarda kabiliyeti olan, toplumda saygı gören ve Arapların dâhilerinden biri olarak kabul edilen Amr’ı hemen değerlendirdi. Böylece Müslümanların en önemli komutanlarından biri oldu. Nitekim onu Mekke’nin fethinden sonra putperestlikte ısrar eden Hüzeyl kabilesine gönderdi. Amr, kabilenin putunu kırdı ve İslam’ın güzelliklerini tebliğ etmesi sonucunda onların Müslüman olmalarına vesile oldu.
Bir müddet sonra çeşitli kabilelerin bir araya gelip Medine’ye saldırmak üzere hazırlık yaptıklarını öğrenen Hz. Peygamber, üzerlerine bir birlik göndermeye karar verdi. Zâtüsselâsil olarak adlandırılan bu seferde, birlik içinde Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Ebu Ubeyde b. Cerrah gibi daha önceden Müslüman olmuş yetenekli sahabiler olmasına rağmen Resulullah, yeni Müslüman olan Amr’ı komutan tayin etti. Bu büyük sahabiler Allah Resulü’nün emrine saygı gösterdiler ve Amr’ın komutasında sefere katıldılar. Yolculuğa çıkmalarından önce Resulullah ile Amr arasında bir konuşma geçti. Bu konuşma, Amr’ın Müslümanlığının ne kadar içten ve güçlü olduğunun delilidir: Resulullah ona, “Elbiseni giy, silahını al ve yanıma gel.” diye haber gönderdi. Yanına vardığında Resulullah abdest almaktaydı. Huzuruna girince başını ona doğru kaldırdı, sonra da eğdi. Ardından, “Birliğin başında seni bir yere göndermek istiyorum. Senin için Allah’tan zenginlik ve selamet dilerim. Çok mal ile dönmeni arzularım.” buyurdu. Amr da dedi ki: “Ya Resulallah! Ben mal için değil İslam’a iştiyakımdan ve Resulullah ile beraber olmak için Müslüman oldum.” Bunun üzerine Efendimiz: “Ey Amr! Helal mal, iyi insanda ne kadar da güzeldir.” buyurdu. (Müsned, 17763.)
Bu seferin ardından Allah Resulü hem İslamiyet’i tebliğ etmesi hem de vergi tahsilatı için onu Umman’a gönderdi. Resulullah vefat ettiğinde buradaki görevindeydi. Haberi alır almaz hemen Medine’ye geldi. Saygınlığı nedeniyle halife seçiminin sorunsuz aşılmasında ciddi katkısı oldu ve mescitte Hz. Ebu Bekir’in halifeliğinin yerindeliğini belirten etkili bir konuşma yaptı.
Resulullah sonrası
Yaşıtı olan Amr’ı çok iyi tanıyan Hz. Ebu Bekir, Allah Resulü’nün vefatının ardından onu küçük bir birliğin başında Güneydoğu Filistin’e gönderdi ve buranın fethinde büyük katkısı oldu. Ardından Hz. Amr, Ecnadeyn ve Yermük savaşlarına katıldı. Hz. Ömer zamanında da büyük bir başarıya imza atarak Filistin bölgesinin tamamının İslam sancağı altına girmesini sağladı. Kudüs halkının şehri Hz. Ömer’e teslim etmesini temin eden de odur. Amvas’ta çıkan ve binlerce insanın ölmesine sebep olan veba salgınında aldığı önleyici tedbirlerle İslam ordusunun tamamen yok olmasını engelleyen de yine odur.
Mısır Fatihi
Onun dehasını en üst seviyede gördüğümüz olay, Hz. Ömer’i Mısır’ın fethine ikna etmesidir. Şöyle ki Filistin ve Suriye bölgelerinde yenilen Bizans ordusunun artıklarının bir kısmı Mısır’a kaçmıştı. Burada derlenip toplanarak Müslümanlara saldırı düzenlemeleri ihtimal dâhilindeydi. Bunun önlenmesi gerekiyordu. Hz. Ömer, onun bu son derece makul teklifini onayladı. O da önüne çıkan Bizans ordularını yene yene İskenderiye’ye kadar Mısır’ı fethetti. Böylece “Mısır Fatihi” ünvanını aldı. Ardından Hz. Ömer onu buraya vali atadı.
Valiliği sırasında askerî faaliyetler yanında halkı son derece memnun eden icraatlarda bulundu ve imar faaliyetlerine girişti. Fustat (bugünkü Kahire) şehrini kurdu ve şehrin merkezinde kendi adıyla anılan ve Afrika kıtasındaki ilk camiyi inşa ettirdi. Eski su kanalını tekrar açtırıp Nil nehri kıyısındaki Babilon ile Süveyş Limanını birbirine bağladı ve gemilerle Hz. Ömer’e erzak gönderdi. Velhasıl, onun vesilesiyle gerçekleşen Mısır’ın fethi, Afrika’nın kapılarını Müslümanlara açtı.
Sıkıntılı süreçler
Hz. Osman halife olduktan sonra Amr, Mısır valiliğine bir süre daha devam etti. Bu arada geri alınan İskenderiye’yi Bizanslılardan kurtardı. Hz. Osman’ın mali işleri yürütmek üzere gönderdiği sütkardeşi Abdullah b. Sad ile yönetim tarzında anlaşamayınca halife tarafından valilikten azledildi. O da Medine’ye geri döndü ancak görevden el çektirilmesi yüreğini çok yaktı ve her fırsatta üzüntüsünü dile getirdi. Bununla birlikte Hz. Osman zamanında Medine’ye düzenlenen baskına çok üzüldü ve olayların dışında kalmak için şehri tek etti. Hz. Osman’ın şehit edildiğini öğrendiğinde de hıçkıra hıçkıra ağladı.
Amr, Hz. Ali’nin hilafet seçimlerinde yaşanan olaylara karışmadı ve kenarda kalarak sadece gözlemledi. Hz. Ali ile Hz. Aişe arasında cereyan eden Cemel Vakası’ndan sonra ise Hz. Osman’ın intikamının alınması için Muaviye’nin saflarına katıldı. Diplomatik yollarla Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasındaki zıtlaşma çözülemeyince Sıffin Savaşı’nda Hz. Ali’ye karşı hazırlanan Suriye ordusunda yer aldı. Savaşta da Şam süvari birliklerinin başına geçti.
Sıffin’de Muaviye tarafı yenilmek üzereyken yaptığı teklifin sonucunda Hz. Ali’nin askerlerinin kafası karıştı ve sonrasında Hakem olayı meydana geldi. Hz. Ali, Ebu Musa el-Eşari’yi, Muaviye de Amr b. As’ı hakem tayin etti. Görüşmeler sırasında Amr, Ebu Musa’yı ikna ederek Hz. Ali’yi halifelikten azlettirdi, sonra da Muaviye’yi halife ilan etti. Bundan güç alan Muaviye de Şam’da kendisini halife ilan etti. Ardından Amr askerleriyle Mısır’a giderek Hz. Ali’nin valisini savaşta yendi ve Muaviye’nin valisi olarak ölene kadar bu görevde kaldı.
Vefatı
Aşırı görüşleri olan Haricîler, Müslümanlıklarını beğenmedikleri ve doğru yoldan ayrıldıklarını iddia ettikleri Hz. Ali’yi, Muaviye’yi ve Amr’ı katletmek için üç kişiyi görevlendirdiler. Hz. Ali’yi şehit ettiler, Hz. Muaviye suikasttan kurtuldu. Hz. Amr’a gelince onu sabah namazında katletmek için gelen Zazeveyh adlı Haricî, rahatsızlığı nedeniyle gelemeyip namazı kıldırmakla görevlendirdiği Harice b. Huzafe’yi Amr zannedip hançerleyerek öldürdü.
Hz. Amr, bu olaydan sonra üç yıl daha yaşadı. Doksan yaşını aşmış olarak 43/664 yılında hastalanıp yatağa düştü. Ölüm döşeğindeyken kendisini ziyarete gelenlerin yanında ahirette durumunun ne olacağını sorgulayıp uzun süre ağlayarak üzüntüyle yüzünü duvara çevirdi. Bunun üzerine oğlu, Resulullah’ın ona yönelik bazı güzel sözlerini hatırlatarak babasını rahatlatmaya çalıştı. Bunun üzerine Amr yüzünü tekrar cemaate çevirerek ve âdeta bütün bir hayatının muhasebesini yaparak şöyle dedi: “Şüphesiz ki hazırlamakta olduğumuz şeylerin en faziletlisi Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in onun resulü olduğuna şehadet etmektir. Düşünüyorum da bir vakitler Resulullah’a benim kadar şiddetle buğzeden yoktu. İmkânını bulup da onu öldürmüş olmak kadar da bence makbul bir iş yoktu. Şayet bu hâl üzere ölmüş olsaydım muhakkak cehennemlik olurdum. Allah, İslam’ı kalbime yerleştirdiği zaman Hz. Peygamber’e gelerek ‘Uzat sağ elini de sana biat edeyim.’ dedim. Hemen sağ elini uzattı. Bense elimi çektim. Resulullah, ‘Ne oldu ey Amr?’ diye sordu. ‘Şart koşmak istiyorum.’ dedim. ‘Neyi şart koşuyorsun?’ buyurdu. ‘Affolunmamı.’ dedim. ‘Bilmez misin ki İslam, kendinden önceki günahları yok eder. Hicret de ondan önceki günahları yok eder. Hac da ondan önceki günahları yok eder.’ buyurdular. Bunun ardından benim nazarımda Resulullah’tan daha sevgili ve ondan daha büyük bir kimse yoktu. Ona karşı duyduğum saygıdan dolayı kendisine doya doya bakamıyordum. Benden onu tarif etmemi isteselerdi buna takat getiremezdim. Çünkü ona doya doya bakamazdım. Şayet bu hâl üzere ölmüş olursam cennetlik olmayı kuvvetle ümit ederdim. Sonrasında ise birtakım şeyleri üzerimize aldık ki onlar hakkında hâlim nice olur, bilemiyorum. (Rabbim inşallah günahlarımızı affeder).” (Müslim, 192 [121].)
Hz. Amr, hastalığından kurtulamadı. Vefatından sonra cenaze namazını oğlu Abdullah kıldırdı ve yaptırdığı caminin yanına defnedildi.
Rivayet ettiği hadislerden bazıları
Allah Resulü’nden aktardığı hadislerin sayısı kırk civarındadır. İkisi şunlardır:
1. “Şüphesiz Ehl-i kitabın orucu ile bizim orucumuzun arasındaki fark, sahur yemeğidir.” (Müslim, 46 [1096].)
2. “Hâkim hüküm verirken kararında isabet ederse iki, yanılırsa bir sevap alır.” (Buhari, 7352.)