İNSANLIĞIN ORTAK DEĞERİ AİLE
TOPLUMSAL VE BİREYSEL AHLAKIN İNŞASINDA AİLENİN ÖNEMİ

Prof. Dr. Saffet KÖSE
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörü


Bir insanlık kurumu olarak aile
Aile, insanlık tarihinin ilk kurumudur. İlk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem (a.s.) ve eşi Hz. Havva ile çocukları bu kurumun ilk üyeleridir. Onlardan sonra ise çeşitli renk, ırk, boy, kabileler olarak ayrılmasına rağmen insanlık, bir bütün hâlinde tek bir ailedir. Dili, dini, ırkı ve coğrafyası farklı olsa da evrensel bir kurum olarak aile devamlılık göstermektedir ve göstermelidir de. Bugün cinsiyetsiz insan, ailesiz toplum ve nikâhsız cinsel yaşam gibi projeler ile aileyi temelinden sarsacak hedeflere ulaşılmaya çalışılsa da bu girişimlerin başarı şansı yoktur.
Ailenin varlığını hayati ölçüde zaruri kılan, neslin sağlıklı şekilde sürdürülebilirliğinin sağlanmasıdır. Öncelikle insan aciz bir varlık olarak doğar ve onun ihtiyaçlarını karşılayan birisi olmazsa hayata tutunamaz. Bu da anne ve babadır. Baba, velayeti; anne ise bakımıyla çocuğu hayata hazırlar. Bu iki dayanak insan için hayati düzeyde önemlidir. Neslin karışmayıp sağlıklı şekilde sürdürülebilmesi aile kurumuna bağlıdır.
Ailenin kurucu unsuru olarak nikâhın değeri
İlahi yasada nikâh, kadın erkek beraberliğini meşru kılan tek akit olarak kabul edilmiştir. Nikâhsız birleşme, zina sayılıp büyük suç kabul edilerek yasaklanmıştır. Aslı bozulmuş olsa da bugün hâlâ yaşamakta olan Yahudilik (Çıkış, XX/14; Sayılar, V/11-13; Tesniye, V/18, XXII/22, XXIV/1.) ve Hristiyanlıkta (Matta, V/27, XV/19-20, XIX/18; Luka, XVIII/18-20…) bu duyarlılık görülmektedir. Hak din İslam’da da (İsra, 17/32; Nur, 24/2, 3, 30, 31; Furkan, 25/68.) bu hüküm sabittir.
Dinlerin temel metinlerinde nikâha, neslin devamı ve nesebin karışmasını önleyici bir rol atfedilmektedir. Aile tipleri ve aileden beklentiler farklı toplumlar ve kültürler açısından değişiklik arz etse de topluma yeni üyeler kazandırmak ve cinselliği belli bir düzen içinde yönetmek, onun asla değişmeyen işlevlerindendir. (Erol Güngör, Ahlâk Psikolojisi ve Sosyal Ahlâk, İstanbul 1995, s. 207-208.) Hz. Peygamber (s.a.s.) nikâhı, iffeti koruyan en sağlam kale saymış, bağımsız yönelişin ve şehevi arzuların en yoğun ve en güçlü olduğu dönemden geçen gençlere seslenerek imkân bulabilenlerin evlenmelerini özellikle istemiştir. (Buhari, Savm, 10, Nikâh, 2, 3; Müslim, Nikâh, 1, 3.)
Neslin sürekliliğini sağlayan doğum kanunu
Muhammed Tahir b. Aşur’un (ö. 1973) ifadeleriyle, “Kâinatın yaratıcısı, mahlûkatın türlerinin sürekliliğini doğum kanununa bağlamıştır. Bu kanun sayesinde herhangi bir teşvik ve zorlamaya gerek duymaksızın, zaman ve mekânla sınırlı olmaksızın her canlı türü çoğalabilmektedir. Allah Teâlâ, bu şekilde fıtri doğum kanunun sonuç vermesini, yani üremeyi garanti altına almıştır.” (Makâsıdü’ş-şerî‘ati’l-İslâmiyye, s. 155.) Varlığın erkek ile dişinin birleşmesine bağlanması, sadece insanlarla ilgili değil diğer canlılar ile ilgili de genel kuraldır. Mesela rüzgârların fonksiyonlarından birisi erkek ve dişiyi buluşturarak bitkileri aşılamak ve sebze meyve oluşumunu sağlamaktır. (Hicr, 15/22.) Bu sebeple canlı varlıklar çift yaratılmış, Hz. Nuh’a (a.s.) tufandan önce gemisine her cins hayvandan birer çift alması emredilmiştir. (Hud, 11/40; Müminun, 23/27.) Ayetteki, “O, bütün çiftleri yaratan…” ifadesi (Zuhruf, 43/12.), varlıkların hayata çıkmaları ve nesillerinin devamlılığının bu yolla sağlanmasına işaret etmektedir. Ne var ki insan neslinin devamı diğer canlılarınki ile aynı şekilde dişi ve erkeğin birleşmesiyle olsa da insani kurallarla çerçevesi belirlenmiş yapıdadır. İnsan açısından neslin devamı sadece biyolojik bir hadise olarak çocuk dünyaya getirmekle sağlanacak bir olgu değildir. Doğumun da meşru olması gerekir, meşruiyeti sağlayan ise nikâhtır. Dolayısıyla doğum, ancak bir aile içinde meydana gelmiş ise meşrudur. (Güngör, s. 214.)
Doğumun meşruiyetini sağlayan akit olarak nikâh
Nikâhsız birleşme (zina) sonucu doğan çocuğun nesebinin sadece anne tarafından sabit olması kendisi açısından incitici, acı verici bir durumdur ve çocuk hakkı ihlalidir. Her fert ait olduğu soyu bilmek ve aidiyetini kıvançla taşımak, kendisinden sonraki nesilde de unutulmamak arzusundadır. Bu anlayış çok eskilere dayanır. Hz. Peygamber’in sahih nikâhla evlenmiş bir karı kocanın çocuğu olduğunu belirtmiş olması (İbn Abdirrezzâk, el-Musannef [nşr. Habîburrahman el-A‘zamî], Beyrut 1403/1983, VII, 303; Taberânî, el-Evsat [nşr. Tarık b. ‘Ivedillâh-Abdülmuhsin el-Hüseynî], Kahire 1415, V, 80; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ [nşr. M. Abdülkadir Atâ], Mekke 1414/1994, VII, 190.), İslam öncesi toplumlarda da nikâhın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Değer aktarımı ve ahlaki özün somutlaşması
Kur’an-ı Kerim ve onun emirleri doğrultusunda Hz. Peygamber, bir babadan çocukları için ahlakı önceleyen bir eylem planı çerçevesinde velayet görevini yerine getirmesini ister ve dünya ahiret dengesinin ahiret aleyhine bozulmaması konusunda uyarır. (Kasas, 28/77; Kıyamet, 75/20-21; A‘lâ, 87/16-17.) Babanın çocuğuna bırakacağı en değerli sermayenin ise güzel ahlak olduğunu bildirir. (Tirmizi, Birr, 33; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, III, 412; IV, 77, 78.) Ahlaki gelişme sorumluluğunu da özellikle babaya yükler.
Kur’an-ı Kerim, sorumluluk sahibi olan kişilerin aile efradını ihmal etmesinin hesap günü zorda kalacakları yönünde uyarır ve bu konuda duyarlılık gösterilmesi gerektiğine işaret eder: “Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün, kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün, onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.” (Abese, 80/33-37.)
Hz. Peygamber’in çocuğa bırakılacak en değerli hazine olarak nitelediği ahlak sermayesinin oluşmasında namaz bilinci önemli yer tutmaktadır. Çünkü namaz, günahı ve kötülüğü önleyen bir işleve de sahiptir. (Ankebut, 29/45.) Namaz birçok ayette zekât ile birlikte zikredilir. Bu iki ibadet, imanın sıdkına delalet eder. (Tevbe, 9/5,11.) Hz. Peygamber de bunu açık bir şekilde dile getirir. (Müslim, Taharet, 1; Nesai, Zekât, 1; Tirmizi, Cuma, 80; Deavat, 85; İbn Mace, Taharet, 5; Dârimî, Vudû, 2; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, III, 321; V, 342, 343, 344.) Bilinçli bir ibadetin olumlu manada davranış değişikliği meydana getirmesi gerektiği dikkate alınırsa ayette ve hadiste emredilmesi istenen namazdan amacın genel anlamda ibadetler ve onların olumlu kötülüklerden arındıran (takva), zekâtın da iyiliklerle bezendiren (ihsan) ahlakı olduğu anlaşılır. (Kasımî, Mehâsinü’t-te’vîl, Beyrut 1418, VI, 425.)
Aile içinde baba çocuk ilişkisinin sağlıklı bir zeminde gelişebilmesi ve ahlakın bir değer olarak aktarılmasında şu üç şey gereklidir:
1. Babanın çocuğa karşılıksız sevgi göstermesi ve takdir etmesi, çocuğun sevgisini kazanmasını sağlar. Bu sayede çocuk, değerli olduğunu hisseder, güven duyar ve ebeveyninin sevgisinin koşulsuz olduğunu öğrenir. Sevgi ortamında büyüyen çocuk, beceriler geliştirir ve yeterlilik duygusu kazanır. Güven ve sevgi, anne babaya bağlılığı artırır; böylece onların otoritesini daha kolay kabul eder. Saygı ise çocuğun onları model almasıyla pekişir.
2. Çocuk ile oyun oynamak önemlidir. Çocuk, babasıyla oynadığı oyunlar ile hayatı öğrenir, hayal dünyasını onunla geliştirir ve hayata onunla hazırlanır. Aynı zamanda bu, çocuğa verilen değerin de bir ifadesidir.
3. Çocukların yaşlarına uygun sorumlulukların verilmesi, onların gelişimleri için çok önemlidir. Ailenin bir ferdi olduğunun gösterilmesi, aile kimliği ve aidiyetin inşasında sorumluluk vermek en doğru yaklaşımdır.
Bu üç unsur çocuğun aileye bağlılığını sağlamanın ve kimlik inşasının temel belirleyicileridir. Babanın ahlaki aktarım rolünü kolaylaştırıcı işleve sahiptir.
Aile içinde duygusal bağların güçlü tutulması aileyi ayakta tutan en güçlü enerjidir.