KALBE GİDEN YOLLAR

Dr. Mahmut KAYIŞ
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı


فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْۚ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلٖيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَۖ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْرْهُمْ فِي الْاَمْرِۚ فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلٖينَ

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”

(Âl-i İmran, 3/159.)

İnsanların kendi aralarındaki ilişkilerinde en önemli ilke, iletişimin gönle dokunabilmesidir. Kalbe ulaşabilen bir iletişim, sadece anlaşılmayı değil hissedilmeyi de mümkün hâle getirir. Bu durum da insanları birbirine daha sıkı bağlar ve aralarında daha güçlü ilişkiler inşa etmesine yardımcı olur. Rabbimiz, kalpleri fetheden bir iletişimin özünü açıklarken merhamete, bağışlamaya, istişareye, hata edenler için dua etmeye ve tevekküle dikkat çekmektedir.
Yumuşaklık ve merhamet
Kur’an-ı Kerim’i bizlere tebliğ ve tebyin eden Hz. Peygamber (s.a.s.), insanlarla olan ilişkisini yumuşaklık ve merhamet üzerine bina etmişti. Çünkü o, müminlere çok düşkündü, onlara karşı son derece şefkatli ve merhametliydi. (Tevbe, 9/128.) İnsanların ruh hâlini gözeten, kırmadan, incitmeden iletişim kuran bu yaklaşım; toplumsal barış ve birlikteliğin de bir dayanağı olmuştur. Zira yukarıdaki ayette yumuşak huylu olmanın ve anlayışlı davranmanın, insanların Hz. Peygamber’in (s.a.s.) etrafında toplanmasının temel sebebi olduğu vurgulanmaktadır. Çünkü sert ve kırıcı bir tutum, insanları birbirinden uzaklaştırırken yumuşak ve hoşgörülü bir tavır toplumsal birliği güçlendirmektedir. Toplumun en küçük yapı taşı olan ailede de huzurun temeli, yumuşak ve hoşgörülü bir iletişimden geçmektedir. Sert, eleştirel ve kırıcı bir üslup, aile bireylerini birbirinden uzaklaştırırken birbirlerine karşı anlayışlı ve güler yüzlü olmaları ve birbirlerine gönül alıcı söz söylemeleri manevi ve psikolojik engelleri ortadan kaldırmaktadır.
Affetmek
Hataları ve kusurları bağışlamak, gönülleri kazanmanın bir başka anahtarıdır. Affetmek, kalplerin yumuşamasına; kırgınlıkların, dargınlıkların ve düşmanlıkların dostluğa dönüşmesine vesile olmaktadır. Zira Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” (Fussilet, 41/34.) Ayrıca affetmek, mümin ve müttaki kulların vasfıdır. Onların gönül genişliğini ve olgunluğunu yansıtan asil bir davranıştır. Bunun yanı sıra bağışlamak, Allah’ın affını hak etmek için atılmış en samimi adımlardan birisidir. Bu sebeple müttaki kullar, bağışlayarak hem Allah’ın rızasını kazanmakta hem de insanların sevgisini ve güvenini pekiştirmektedir. (Âl-i İmran, 3/134.)
Hata edenler için dua etmek
Kusur işleyenlere dua etmek, merhametli ve affeden bir kul olmanın sonucu ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bu davranış, kalpleri kazanmanın en asil yollarından birisidir. Çünkü bu duayı yapan kişi, muhatabına onun bir düşmanı değil, kurtuluşunu ve iyiliğini isteyen bir kardeşi olduğu mesajını vermektedir. Peygamberler de ümmetlerinin ve kendi aile fertlerinin yaptığı hatalar sebebiyle Allah’tan bağışlanmalarını dilemişlerdir. Bu çerçevede Hz. Yakup’un (a.s.) nefislerine uyup kendisini büyük üzüntülere gark eden evlatlarına, “Rabbimden sizin bağışlanmanızı dileyeceğim. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Yusuf, 12/98.) dediği bize haber verilmektedir. Hz. İbrahim’in de (a.s.) inkâr üzere öleceği kendisine vahy edilinceye kadar babasının bağışlanması için dua ettiği bildirilmektedir. (Meryem, 19/47; Şuara, 26/86.) Taif halkının Hz. Peygamber’e (s.a.s.) yaptığı muamele, onun yaşadığı en ağır ve hüzün verici hadiselerden birisidir. Nitekim Hz. Aişe’nin (r.a.), “Uhud günü kadar seni zorlayan başka bir gün oldu mu?” sorusuna karşılık Allah Resulü, Taif’te maruz kaldığı eziyeti dile getirmiştir. Buna rağmen Allah’ın Elçisi onlara beddua etmemiş ve onların soylarından sadece Allah’a ibadet edecek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayacak kimseler çıkarmasını dilemiştir. (Buhari, Bed’ü’l-halk, 7, [3231].)
İstişareyi öncelemek
İstişare etmek, hem bir yönetim ilkesi hem de kalplere ulaşan bir iletişim biçimi olarak büyük önem taşımaktadır. Zaten Yüce Allah, Rablerinin çağrısına uyarak iman eden müminlerin namazlarını kılmaları ve kendilerine verilen rızıktan başkalarına da vermelerinin yanı sıra işlerini aralarında danışma ile yürüttüğünü haber vermektedir. (Şura, 42/38.) Kur’an-ı Kerim, istişarenin sadece toplumsal ya da siyasi meselelerde değil aile içi özel durumlarda da temel bir ilke olduğunu ortaya koymaktadır. Zira Kur’an’da, çocuğun sütten kesilmesi gibi ailevi bir meselede anne ve babanın karşılıklı istişare ile karar almasına dikkat çekilmektedir. (Bakara, 2/233.) Hz. Peygamber de (s.a.s.) birçok konuda ashabıyla istişare etmiştir. (Tirmizi, Cihad, 34, [1714].)
İstişare, birlikte düşünmeyi ön plana çıkararak karar sürecine tüm paydaşların katkı sağlamasına olanak sağlamaktadır. Danışmak, bireylerin tek başına fark edemeyeceği gerçeklerin gün yüzüne çıkmasına yardımcı olduğu gibi tarafların kalpleri mutmain olarak sürece katılımını da sağlamaktadır. Aidiyet ve güven duygusunu artırmakta, taraflar arasında oluşturduğu güven ortamıyla daha samimi ve kaliteli iletişimin kurulmasını mümkün hâle getirmektedir. İletişimde şeffaflığı sağlayarak yanlış anlamaların önüne geçmektedir.
Tevekkül
İnsanların kalplerine ulaşmak ve gönüllerine girmek yalnızca maddi çabalarla ve sebeplere sarılmakla mümkün olmaz. Bunun ilahi bir lütuf olma yönü de vardır. Kalplerin sahibi, elçisine bunu şu şekilde bildirmiştir: “Şayet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın sen onların kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz o mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Enfal, 8/63.) İşte Yüce Yaradan murat ettiğinde insanlar arasındaki anlaşmazlıklar ortadan kalkmakta, kalpler arınmakta, sevgi ve kardeşlik hâkim olmaktadır. Esasen her işte olduğu gibi burada da en güzel tavır, sebeplere riayet ettikten sonra Yüce Mevla’ya tevekkül etmek ve işlerin sonunu Hakîm olan Allah’ın hikmetine havale etmektir.