TEKNOLOJİ ÇAĞINDA İNSANI VE BEDENİ KORUMAK:
YARATILIŞI DEĞİŞTİRMEME VE İNSANLIK ONURU PRENSİPLERİ IŞIĞINDA BİR DEĞERLENDİRME
Doç. Dr. Merve ÖZAYKAL
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Son yüzyılda tıp teknolojileri, cerrahi uygulamalar ve genetik mühendisliği gibi alanlarda kaydedilen devrim niteliğindeki gelişmeler, insan bedenine ve doğaya bakışımızı ve müdahale biçimimizi köklü bir şekilde dönüştürmüştür. Beden âdeta, Allah tarafından verilmiş, değiştirilemez bir şey olmaktan çıkmış, söz gelimi cerrahi veya cerrahi olmayan estetik müdahalelerle yeniden şekillendirilebilen, istenildiği gibi değiştirilebilen bir nesne hâline gelmiştir. Yine cerrahinin ilerlemesiyle birlikte cinsiyet değiştirme operasyonlarının mümkün hâle gelmesiyle cinsiyet kavramı da sabit bir olgu olmaktan çıkarak akışkan bir yapıya bürünmeye başlamıştır. Genetik mühendisliğindeki gelişmeler sayesinde ise embriyo aşamasındaki müstakbel bir insanın genetik yapısına müdahale edilebilmesi mümkün olurken bitkilerde genetik modifikasyon çoktan sıradan bir uygulama hâlini almıştır. Bir yandan tıp, teknoloji ve mühendislik alanlarındaki bu gelişmelerin avantajlarından yararlanırken diğer yandan da transhümanizm felsefesini yakından takip etmekte ve yapay zeka teknolojilerinin hızla gelişimini hem merakla hem de endişeyle izlemekteyiz. Bu gelişmelerin tam ortasında yer almamıza rağmen onları kontrol edememek, süreçlerin yönünü belirleyecek ve ortaya çıkacak sonuçları denetleyecek bir mekanizmanın gerekliliğini bize hatırlatıyor. Elbette Müslümanlar için bu mekanizma en temelde “din” ve dinden keskin sınırlarla ayrılması imkansız olan “etik” olacaktır.
Bu gelişmeler karşısında Müslümanların temel kaygısı, Allah’ın rızasını gözeterek yaşamayı başarabilmek ve insana, diğer canlılara ve doğaya emanet bilincinden sapmaksızın doğru bir şekilde muamele edebilmektir. Tarihte eşi benzeri olmayan yeni müdahale biçimleri, sadece günlük hayattaki karar alma süreçlerimizi zorlaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda insana, canlılara ve doğaya bakışımızı bütüncül ve felsefi bir yaklaşımla yeniden gözden geçirmemizi de zorunlu kılıyor. Bugün, hayatın anlamı olan dinin ve manevi değerlerin yavaş yavaş hayatın periferisine atılmasıyla insanlık daha da maddeci ve seküler bir hâle geldi. Bunun sonucunda eşya üzerinde kurulan hâkimiyet artık insan ve bedeni üzerinde de kurulmaya başlandı. Buna ek olarak materyalist ve seküler paradigmanın hakim olduğu bu çağda, Müslümanların kendi kavramlarıyla ve prensipleriyle düşünmesi de güçleşti. Bu noktada, “Allah’ın yarattığını değiştirmeme” ve “insanlık onurunu koruma” şeklinde özetlenebilecek Kur’ani ve nebevi prensipler belki de bugün geçmiştekinden çok daha fazla ehemmiyet arz etmekte ve manidar olarak karşılık bulmaktadır. Bu sebeple yazımızda, çağdaş gelişmeler karşısında hatırlanmasında fayda olduğunu düşündüğümüz “sınır çizici” bu iki prensibi ele alacağız.
Allah’ın yarattığını değiştirmek (tağyiru halkillah) kavramı, hem Kur’an-ı Kerim’de hem de hadislerde olumsuz bir manaya işaret etmektedir. Nitekim Nisa suresinin 119. ayetinde, şeytanın insanların Allah’ın yarattığını değiştirmeleri için çaba harcamaya âdeta ant içtiği görülmektedir: “Allah o şeytana lanet etti ve o da ‘Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım.’ dedi. ‘Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.’ Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsrana düşmüştür.” (Nisa, 4/118-119.)
Ayet-i kerimeden yaratılışı değiştirmenin şeytani, istenmeyen ve dolayısıyla yasak bir eylem olduğu anlaşılsa da kavramın mahiyeti ve manası farklı yorumlara konu olmuştur. Bu ifade müfessirlerce fiziksel yaratılışın ve cinsiyetin değiştirilmesini, insanın doğuştan getirdiği manevi ve fıtri özelliklerinin değiştirilmesini ve doğanın tahrip edilmesini kapsayacak bir genişlikte anlaşılmıştır. Örneğin Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili adlı tefsirinde Allah’ın yarattığını değiştirmeyi neredeyse maddi ve manevi her türlü tahrifatı ve ifsadı içine alacak bir genişlikte yorumlamaktadır. Bununla birlikte yaratılışı değiştirmeye dair yorumlarda daha ziyade, insana ve doğaya yönelik tahribat ve ifsat içeren müdahaleler ön plana çıkmaktadır. Elmalılı’nın tefsirinde insana yönelik müdahaleler şu şekilde tasvir edilmektedir:
“…Hilkatin suretini veya sıfatını değiştirerek vechini tahvil edecekler, fıtratı kemâline götürecek yerde bozacaklar, çığırından çıkaracaklar. Tefsirlerde vârid olan misallere nazaran kadını erkek, erkeği kadın yapmaya çalışacaklar, kadın yerine erkek erkek yerine kadın kullanacaklar, bıyıklarını sakallarını yolacaklar, suratlarını boyayacaklar, kılıklarını değiştirecekler, kulak burun kesip göz çıkaracaklar, erkekleri iğdiş edip hadım ağası yapacaklar, azâlarını vezâif-i hılkiyelerinin hilâfına kullanacaklar…” (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 2/445-446.)
Ayetlerin yanı sıra, Allah’ın yarattığını değiştirme olgusundan bazı hadislerde de söz edilmektedir. Örneğin, güzelleşmek için Allah’ın yarattığını değiştirerek dövme yapan ve yaptıranlar, kaşlarını yolanlar ve dişlerini törpületip inceltenlerin ilahî rahmetten uzak olduğu (Buhari, Libas, 82.) hadisi birtakım fiziki yaratılışa müdahale biçimlerini Allah’ın yarattığını değiştirmek kapsamına almaktadır. Bu rivayette temizlik amacı taşımayan ve ayrıca tıbbi bir gereklilik veya zaruretin de bulunmadığı bazı bedene müdahale örnekleri zikredilmiş ve bu işi yapan kişiler eleştirilmiştir. Diğer yandan bedene yönelik olmasına rağmen temizlik ve bakım amacı içeren bazı müdahaleler hadislerde fıtrattan sayılmış ve yapılması Efendimiz (s.a.s.) tarafından teşvik dahi edilmiştir: “Beş şey fıtrattandır: Sünnet olmak, kasıkları tıraş etmek, bıyıkları kısaltmak, tırnakları kesmek, koltuk altı kıllarını yolmak.” (Buhari, Libas, 64; Müslim, Taharet, 16.) Öyleyse olumsuz anlam taşıyan bedene müdahale veya tağyir (değiştirme), bu amaçların dışında kalan bazı işlemler olmalıdır. Hadislerde zemmedilen bedene yönelik bu üç işlemin ortak paydasını tespit etmek kolay olmasa da bedene zarar veya acı verme, bedende kalıcı değişiklik yapma, kendini gösterme ve aldatma amacı taşıma gibi illetler üzerinde düşünmek mümkündür. Neticede zikredilen ayet ve hadislerden, insana ve bedene müdahalede sınırsız bir özgürlük olmadığı anlaşılmakta ve bu şekilde Müslümanlar insan tabiatını ve bedeni koruma üzerinde tefekküre davet edilmektedir.
Çağdaş tıbbi ve teknolojik gelişmelerin incelenmesinde hayati ve merkezi rol oynayan bir diğer kavram, İslami literatürde kerâmetu’l-insan olarak ifade edilen, “insanlık onuru” şeklinde tercüme edebileceğimiz kavramdır. Fıkıh kitaplarında insanın ve bedeninin ahlaki bir statüsü olarak saygınlık, “Andolsun, biz insanoğlunu onurlu/saygın kıldık.” (İsra, 17/70.) ayetinde geçen “kerramna” fiiliyle aynı kökten gelen “kerame” kelimesiyle ifade edilir. Allah’ın diğer varlıklar arasında yalnızca insana bahşettiği bu özellik, fıkıh kitaplarında (Kur’ani kullanım ile bağlantılı olarak) insanın saygınlığı “kerametu’l insan”, bedenin saygınlığı “kerametu’l-beden” şeklinde ifade edilmiş ve insanın onurlu ve saygıdeğer (mükerrem) oluşu sıklıkla ve çeşitli bağlamlarda vurgulanmıştır. Zira insan, yaratıcının kendisine ruhundan üflediği (Hicr, 15/28-29.) ve halife sıfatına sahip (Bakara, 2/30.) tek varlıktır. Ayrıca yerlere ve göklere teklif edilen emaneti taşıma görevini insanın üstlenmiş olması da (Ahzab, 33/72.) insanın sorumluluk sahibi ve bunun bir sonucu olarak saygın bir varlık olduğunu göstermektedir. Hanefi fakih Debusi, Allah’ın emaneti taşıması için yarattığı insana, hak ve sorumluluklara ehil olabilmesi için akıl ve zimmet verdiğini ve bu yüzden her insanın dokunulmazlık (ismet), hürriyet ve malikiyet haklarıyla donatıldığını ve Kur’an’da “emanet” olarak adlandırılan bir sorumluluk olan Allah hakları ile yaratıldığını söyler. (Debusi, Takvimü’l-Edille, 417.)
Allah Teâlâ tarafından insana bahşedilen onur, şeref ve haysiyet, onun maddi ve manevi tüm varlığına sirayet etmekte, insanın mükerrem bir varlık olması, bedeninin de saygıdeğer oluşu ile sonuçlanmaktadır. Hanefi fakih İmam Serahsi’nin de ifade ettiği üzere, insanın bedeni ve organları da insanın sahip olduğu “saygınlık” sıfatını taşır. (Serahsi, el-Mebsut, 15/125.) İnsanın ve bedenin saygınlığı kişiye sıkı sıkıya bağlı, salt insan olması sebebiyle kişiden ayrılmayan bir üst değerdir. Bu sebeple fıkıhta bedene zarar veren, bedenin asli yapısını bozan ve değiştiren bazı müdahaleler kabul görmez. Zira saygınlığına riayet edilmediğinde beden ve dolayısıyla insan aşağılanmış, küçük düşürülmüş veya sıradanlaştırılmış olur (Merginani, el-Hidaye, 3/46; İbnü’l-Hümam, Fethü’l-kadir, 5/202-203; el-Fetava’l-Hindiyye, 3/115-116.) Hâlbuki insanın, yaratıcının kendisine bahşettiği saygınlık ve onur sıfatına uygun bir hayat sürmesi İslam’ın temel gayelerinden biri olup canın ve bedenin saygın ve dokunulmaz oluşu ilkeleri hukukun temel taşlarından sayılmıştır.
İnsanoğlunun ve bedeninin saygınlığının bir uzantısı olarak hukuki dokunulmazlığı “hurme” kelimesiyle ifade edilmiş ve insanla birlikte bedeninin de “muhterem” olduğu belirtilmiştir. İnsan bedeninin dokunulmazlığı, İslam’ın temel maksatları (makasidu’ş-şeria) arasında ilk sıralarda yer alan “canın korunması (hifzu’n-nefs)” prensibinin bir uzantısı ve gereğidir. “Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıyma.” (İsra, 17/33.) ayetinde canın dokunulmaz kılınışının “harrame” fiili ile ifade edilmesi, fıkıh kitaplarında tıpkı onur/saygınlık gibi dokunulmazlığın da (beden özelinde) Kur’ani bir kavrama referansla kullanıldığını göstermektedir. Bu noktada “hurme” kelimesinin “özünde yasak olma, yasaklama ve sınır koyma” anlamları hatırlanmalıdır. (İbn Manzur, Lisanu’l-Arab, 12/119-130.) Kelimenin anlamı dahi beden üzerinde tasarrufta hem üçüncü kişiler hem de kişinin kendisi açısından birtakım hukuki sınırlar çizildiğini göstermektedir.
Görüldüğü üzere, gerek Allah’ın yarattığını değiştirmeme gerekse insanlık onuru ve bedenin saygınlığı prensipleri insana ve insan bedenine müdahaleye birtakım sınırlamalar getirmektedir. Bu ilkeler bazen sarih bir ayet veya hadis ile bazen bedene müdahaleyi gerektirecek tıbbi endikasyonun ya da zaruretin yokluğu ile bazen ise yapılan uygulamanın bedene açıkça zarar verici oluşu ile desteklenmektedir. Yukarıda zikrettiğimiz üzere estetik amaçlarla dövme yaptırmanın hadislerle yasaklanması buna örnek verilebilir. Hadiste yasaklanan unsurlara binaen günümüzde tıbbi bir gerekçe bulunmaksızın sırf güzelleşmek, dikkat çekmek, karşı cinse cazip gelmek, daha genç görünmek, modayı takip etmek, ünlü bir kimseye benzemek gibi amaçlarla gerçekleştirilen estetik amaçlı müdahaleler yaratılışı değiştirme kapsamında görülebilir. Bu tür uygulamalarda tıbbi endikasyonun yokluğu, kısa veya uzun vadede risk ve komplikasyonlar içerebilen cerrahi operasyonlara veya bedene yönelik müdahalelere maruz bırakılma gerekçesini ve aynı zamanda doktorun kişinin bedenine müdahalesini hukuki hâle getiren şeyin ne olduğunu sorgulatmaktadır. Yine kişinin üreme yeteneğini geri dönüşü olmayacak şekilde kalıcı olarak sonlandırmak gibi bedene açıkça zarar veren uygulamalar, yaratılışı değiştirme ve fıtratı bozma kapsamında değerlendirilmektedir. Benzer şekilde cinsiyet konusunda insanın asli yaratılışını korumasının ve tahriften kaçınmasının gerekliliği, kasten karşı cinse benzemeye çalışmayı yasaklayan hadisler üzerinden okunabilir. (Buhari, Libas, 61.) Öyleyse insan bedeninde salt güzelleşmek veya karşı cinse benzemek gibi amaçlar taşıyan değişikliklere gitmek, Allah’ın yarattığını değiştirme ve bir bakıma Yüce Yaradan’a saygısızlık olarak anlaşıldığı gibi insan onurunu zedeleyici bir unsur olarak da görülebilir. Başka bir örnek olarak günümüzde, üçüncü şahıslara ait sperm, yumurta, embriyo gibi üreme hücrelerinin kullanılmasının yaygınlaşması başta neslin bozulması/karışması olmak üzere pek çok mefsedete yol açmakta, nesil güvenliğini ortadan kaldırmaktadır.
Netice itibarıyla modern tıp ve teknolojinin sağlık ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik sunduğu pek çok faydayı inkâr etmek mümkün değildir. Ancak bu imkânlar, Allah’ın yarattığı doğal dengeye müdahale, insanlık onurunun zedelenmesi, nesillerin karışması ve doğanın tahribi gibi ciddi tehlikeleri de barındırmaktadır. Müslüman bireyler ve toplumlar, bu gelişmeleri sorgusuz kabul etmek yerine, öncelikle bunları temel dinî ve ahlaki değerlerin korunması çerçevesinde, insanın manevi ve metafizik boyutlarını da göz önünde bulundurarak değerlendirmelidir. Artan imkânlar karşısında, her teknolojik yeniliğin caiz ya da ahlaki olmadığını hatırlamak gerekir. Bugün, Allah’ın yarattığını değiştirmeme ve insanlık onurunu koruma gibi ilkeler, modern çağın sorunları karşısında çok daha kritik bir rol oynamaktadır. Bu doğrultuda estetik müdahaleler, cinsiyet değiştirme ameliyatları, kök hücre çalışmaları, klonlama, genetik uygulamalar ve taşıyıcı annelik gibi insana ve bedene yönelik müdahalelerin İslam’ın temel değerleri ışığında ve kendi geleneğimizden beslenmek suretiyle fıkhi, kelami, felsefi ve etik boyutlarıyla derinlemesine incelenmesi büyük önem taşımaktadır.