HZ. PEYGAMBER: EN GÜZEL ÖRNEK
Doç. Dr. Bayram KÖSEOĞLU
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فٖي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثٖيراًؕ.
“Andolsun, Allah’ın Resulü’nde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”
(Ahzab, 33/21.)
Yüce Allah insanı yaratmış, kendisini iman ve kulluk ile sorumlu tutmuştur. Bu sorumluluğun gereği olarak başta akıl olmak üzere, insanın ihtiyaç duyduğu şeyleri de ihsan etmiştir. İnsanları iyiye, doğruya ve güzele ulaştırmak için peygamberler göndermiş, peygamberlere bildirdiği vahiylerle dünya ve ahirette huzur ve kurtuluşa ulaşmalarını istemiştir. İnsanlığın istikameti için gönderilmiş olan peygamberler sadece Allah’tan aldıkları vahiyleri toplumlarına iletmekle kalmamış, aynı zamanda kendi hayatlarında tatbik etmek suretiyle örneklik de sergilemişlerdir. “Biz her bir peygamberi, Allah’ın izniyle itaat edilmek üzere gönderdik...” (Nisa, 4/64.) mealindeki ayette de ifade edildiği üzere peygamberlere itaat edilmesi, onların örnek alınması peygamberlere imanın gereklerindendir.
İnsanlığın hidayet ve kurtuluşu için gönderilmiş olan son peygamber Hz. Muhammed’dir (s.a.s.). Allah inancının tahrif edildiği; ahiret hayatının yok sayıldığı; zengin ile fakir, hür ile köle, erkek ile kadın arasındaki hak ve hukukun yok edildiği; zülüm ve haksızlığın, ırkçılık ve asabiyetin zirve yaptığı, cahiliye diye adlandırılan bir dönemde, “Şahit, müjdeleyici, uyarıcı, izniyle Allah’a çağırıcı ve etrafını aydınlatan bir ışık olarak” (Ahzab, 33/45-46.) gönderilmiştir. Kur’an’ın rehberliğinde, Hz. Peygamber’in örnekliğinde cahiliye döneminden asr-ı saadet dönemine büyük bir toplumsal dönüşüm gerçeklemiştir. İlk başlarda türlü zorluklarla, tehdit ve işkencelerle başlayan bu dönüşüm süreci Kur’an’ın peyderpey inen ayetlerinin desteği, Hz. Peygamber’in davasına olan bağlılığı ve ona inananların onun yolundan ve rehberliğinden ayrılmamaları neticesinde başarıya ulaşmış, Mekke’de başlayan İslam daveti kısa sürede dalga dalga dünyanın dört bir yanına yayılmıştır.
Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle “üsve-i hasene/en güzel örnek”tir Hz. Muhammed (s.a.s.). (Ahzab, 33/21.) O, gerek İslam gelmeden önceki güzel ahlakı, cömertliği, şerefi ve güvenilirliği, gerekse Kur’an vahyiyle birlikte getirdiği ahlaki ve insani değerler ve ortaya koyduğu sünneti itibarıyla kendisine iman edilmesi ve yolunda yürünmesi gereken bir rehber ve örnektir. (Maturidi, Te’vilatü Ehli’s-Sünne, 8/368.)
Bugün dünya genelinde sayısal olarak yoğun bir Müslüman nüfusu vardır. Ancak, Müslümanlar olarak etki ve gücümüz, sayısal gücümüz oranında değildir ne yazık ki. Yaşantımız da saadet asrı dönemindeki örnek toplumdan son derece uzaktır maalesef. Acaba ne oldu da Müslümanlar olarak bu hâle geldik? Kur’an nazil olduğu şekliyle elimizde olduğu, Hz. Peygamber’in sireti ve sünneti önümüzde olduğu hâlde İslami hayattan nasıl uzaklaştık, toplumsal yaşantımızda nasıl bu kadar savrulabildik? Peygamber Efendimiz, “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmayacaksınız: Allah’ın Kitabı ve peygamberinin sünneti.” (Muvatta’, Kader, 3.) buyurduğu hâlde, içinde bulunduğumuz durum Kur’an ve sünnetten uzaklaşmamızın neticesidir. Kur’an-ı Kerim’e ve Hz. Peygamber’e iman eden biz Müslümanların imanını ve inandığı değerleri hayata geçirmesi gerekir ki amel ve eylemle bütünleşmiş hakiki bir imana ermiş olalım. Hz. Peygamber’in güzel ahlakı ve vahyin rehberliğinde ortaya koyduğu sünneti bin dört yüz sene önce olduğu gibi bugün ve gelecekte de hayat vermeye devam edecektir Müslüman toplumlara ve tüm insanlığa. Tabii ki örnek alınırsa, yolunda yürünürse... Yoksa onun sünneti ve örnek yaşamı, sadece anlatılarda kalırsa, kitapların sayfalarından çıkıp hayatımıza giremezse Müslümanlar olarak içinde bulunduğumuz bunalımlardan kurtulmak mümkün olmayacaktır. Gelin bir göz atalım onun asr-ı saadeti ortaya çıkaran ilkelerine ve örnek yaşantısına ve karşılaştıralım kendi hayatımızla. Hz. Peygamber, “İslam güzel ahlaktır.” (Beyhaki, Şuabü’l-İman, 10/375 [7652].) buyurduğu hâlde bizler pek çok ahlaki değerden uzaklaştık.
“Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu (zarar görmediği) kimsedir.” (Tirmizi, İman, 12.) buyurdu, biz gönül rahatlığıyla bir kardeşimize ne kadar güvenebiliyoruz?
“Komşusu açken tok yatan (olgun) mümin değildir.” (Hakim, Müstedrek, 4/184, [7307].) buyurdu, biz komşuyu, akrabayı unuttuk.
“Dürüst ve güvenilir tüccar, peygamberler, sıddıklar (dosdoğru kimseler) ve şehitlerle beraberdir.” (Tirmizi, Büyu’, 4.) buyurarak ticaret ahlakını öğretti.
“Temizlik imanın yarısıdır.” (Müslim, Taharet, 1.) diyerek temizliğin önemini vurguladı, biz temizlik hususunda ne yaptık?
O, son derece mütevazı idi; biz kibirlendikçe kibirlendik.
O, kanaatkârdı; biz doymak bilmedik.
O, nafile ibadetlerle Allah’a daha da yaklaşmaya çalışırken; biz farzları bile ya terk ettik ya da zorla yapar hâle geldik.
O, günde yetmişten fazla tövbe istiğfar ederken (Buhari, De’avat, 3.); biz günahlarımızın farkında bile olmadık.
Örnekleri çoğaltmak mümkündür elbette. Zira Hz. Peygamber’in örnek hayatını, güzel ahlakını anlatan ciltler dolusu kitaplar vardır. Onun, oturup kalkışından, yemek yiyişine; yatağa yatışından, sabah kalkışına; yolda yürüyüşünden, sohbet adabına kadar hayatının her safhası güzellikle, zarafetle, ibretlik örneklerle doludur. Onun dinî konulardaki emir yasakları bizler için bağlayıcı olduğu gibi aile hayatındaki, toplumsal ilişkilerindeki hâl ve hareketleri, tutum ve davranışları da en güzel örnekleri sunmaktadır bizlere. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygamber’e itaatin Allah’a itaatle birlikte zikredildiği düşünüldüğünde (Nisa, 4/13, 80; Maide, 5/92; Enfal, 8/20.), hakiki bir mümin, samimi bir Müslüman olabilmenin Allah’a ve Resulü’ne tabi olmaktan geçtiği açıktır. Bu gerçek göz ardı edildiğinde, dahası Hz. Peygamber’in sünneti ve ona tabi olmanın öneminin hafifletildiği şeklindeki söylemlerin gündeme getirildiği düşünüldüğünde, İslam’ın Kur’an ve sünnetten oluşan ve birbirini tamamlayan iki temel kaynağının birbirinden koparılmaya, özellikle gençlerin zihinlerinin bulandırılmaya çalışıldığı görülmektedir. Bugün Asr-ı saadet özlemi çeken, Müslümanların tekrar güçlü, izzetli ve onurlu olmasını bekleyen bizlere düşen, Kur’an ve sünnetin hayat bahşeden ilkelerine sarılmak, Hz. Peygamber’in yürekleri ısıtan, gönüllere dokunan hayatını kendimize rehber edinmektir.