MUTLULUK ve HÜZÜN İÇ İÇE

Esra OBUZ
Klinik Psikolog

Mutluluk kavramı, varoluşu anlamlandıran haz topluluğundan ibaret değildir. İnsanların, hüznü ve kederi hissetmesi gereken yerler vardır. Önemli olan duygularımızla yüzleşmemizdir. Modern toplum ise mutluluğu, sonsuz neşe hâli ile tanımlar. Fakat mutsuzluğun da bizi eğitmesine izin vermeliyiz. Mutluluğu anlayabilmemiz için mutsuzluğu yaşamamız gerekiyor. Mutluluk da diğer duygularımız gibi gelip gider. Bazen bir haber alırız ve üzülürüz, bazen bir haber alırız ve içimiz içimize sığmaz. Önemli olan anlamlı bir duygu oluşturmaktır. Mutluluk, olumlu duyguların sık, olumsuz duyguların az yaşanması ve yaşamdan yüksek doyum alma olarak tanımlanır. Mutluluğa yönelik bu tanımlarda üç bileşen ön plana çıkmaktadır. Bunlardan ilki olumlu duyguların yaşanma sıklığı, ikincisi olumsuz duyguların yaşanma sıklığı, üçüncüsü ise yaşam doyumudur. Olumlu ve olumsuz duyguların yaşanması, mutluluğun duyuşsal boyutunu oluştururken yaşam doyumu bilişsel boyutunu oluşturmaktadır. Mutluluğun duyuşsal boyutunu oluşturan olumlu duygulara, sevinç, neşe, heyecan, umut, güven, cesaret gibi duygular örnek olarak verilebilir. Öfke, nefret, kaygı, korku, umutsuzluk, üzüntü gibi duygular da olumsuz duygulara örnektir. Mutluluğun bilişsel boyutunu oluşturan yaşam doyumu ise bireyin, yaşamın çeşitli alan ve boyutlarına (sosyal yaşam, aile yaşamı, sağlık, iş yaşamı gibi…) ilişkin değerlendirme ve yargılamalarını ifade etmektedir. Söz konusu yaşam alanlarına yönelik olarak duyulan memnuniyetin yüksek olması bireyin mutluluğunun göstergelerinden birisi olarak değerlendirilmektedir. Mutluluğun bireye olumlu duygular yaşatmasının yanı sıra bireyin yaşamıyla ilgili pek çok alanda da olumlu getirileri bulunmaktadır. Araştırma sonuçları mutluluğun, bireyin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, enerji ve yaratıcılığını artırdığını, sosyal ilişkilerinde daha çok tercih edilmesini ve sevilmesini sağladığını, iş yerinde verimliliğini artırdığını ve daha uzun yaşamasını sağladığını ortaya koymaktadır. Daha mutlu olmak için tam olarak ne yapmamız gerektiği konusunda az çalışma olsa da öneriler genellikle çok arkadaş sahibi olmak, destekleyici bir gruba ait olmak, başkalarına yardım etmek gibi şeyleri içermektedir.
İnsandan insana, kalpten kalbe giden yol uzayınca depresyon hâli de artıyor. Şükür ki teknoloji bizi birbirimize yakınlaştırıyor ve birbirimizle konuşma imkânı veriyor. Fakat teknolojinin insanla insan arasına girdiğini ve mutsuzluğun ana belirleyicilerinden olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. Depresyon, kişinin kötü hissetmesi; mutsuzluk ve yılgınlık hâlinin hayatımızın tümünü etkilemesidir. Hayattan aldığımız zevki de öldürmektedir. Depresyon, karanlık bir kuyuda kalmaktır, çaresizliktir, bir elin size uzanamamasıdır. Bunu yaşayan insanlar çok büyük bir ruhsal acı yaşar. Depresyon yaşayan insanların %10-15’i kadarı çare arar ve bu durumdan kurtulmak ister. Postmodern depresyon ise depresyonda olduğu gibi kederle ve suçluluk benzeri semptomlarla kendisini göstermeyebilir. Günümüzde depresyonun kendini gösterme biçimlerinin başında anlamsızlık gelir. Anlamsızlıkla boğuşan bireyin gelecekten hiçbir umudu yoktur. Kendini parçalanmış ve yaşadığı topluma yabancılaşmış hissedebilir. Şüphe içindedir. Yalnız hisseder ve diğer insanlarla bağ kurmakta zorlanır. Bulunduğu ortama uyum sağlayamaz. Bu semptomlar uzun sürerse kronik mutsuzluğa dönüşebilir. Umudumuzu kaybettiğimiz zaman birbirimizle konuşacak dili de kaybediyoruz. Hem bu hayatta hikâyemiz olsun istiyoruz, anlamlı bir hikâye biriktirmek istiyoruz hem de o hikâyeyi kaybedebiliyoruz. Anlam, bize hayatta yol gösteren bir kutup yıldızı gibidir. Eğer hayatımızdaki bütün acı, ıstırap ve kederden kurtulursak hayatımızda nasıl anlam bulabiliriz? Hiçbir zaman başımıza gelen olaylar bizi aynı yerde bırakmaz. Hayatın zorluklarıyla yüz yüze gelmek, o zorlukları alt ederek bir sonraki basamağa geçebilmek gerekir. Biz yaşadıklarımızdan öğrenmeyi bilirsek hayatta ilerlemiş ve gelişmiş oluruz. Uyuştuğumuz ve dünyaya karşı yabancılaştığımız, kendimizi âdeta unuttuğumuz bir anestezi çağında yaşıyoruz. Bir makinenin içine koyulsanız ve butona basarak hiçbir acı deneyimi yaşamayacak olsanız bu butona basar mıydınız? İnsan bir şeylerin kendi seçiminde olmasını ister. Hayatta karşımıza çıkan kederlerin bir basamak olmasını ve bizi sevince götürmesini isteriz. Kederimiz ne kadar derinse neşemiz de o kadar derindir. Hayatta her şey zıddıyla var olur. Sağlığımızı sağlıksız bir dönemden sonra çok iyi anlıyoruz. Hüznü, kederi, acıyı tecrübe etmemiş bir insan neşeyi, sevinci yeterince tecrübe edemiyor. İnsanlar her zaman mutlu olamayabilir, ancak sonuna kadar mutluluk için mücadele edeceklerdir. Bu hem trajik hem de asil bir davranıştır. Mutluluğumuzu en üst düzeye çıkarmaya çalışmamamız için bir neden yoktur. Tüm acıları gideremesek de bazılarını izale edebilir ve bazılarını da hafifletebiliriz.