KADER ÖZGÜRLÜĞE ENGEL Mİ?
Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ
Kafama takılan soru, kader özgürlüğümüzü elimizden mi alıyor? İnsana tercih hakkı tanımıyor mu? İrademizi özgürce kullanmamızın önünde kader bir engel mi?
Eyvah eyvah! Neymiş bu kader? Kadere bu kadar yüklenilince “Kaderin kaderi ne zormuş!” diyesim geldi. Kader sanki olumsuzlukların, belaların, musibetlerin; başarısızlıklarının, hatalarının ve suçlarının içine atıldığı sepet veya rahatlamak için tokat atılan şamar oğlanı. “At, kurtul!” veya “Vur, rahatla!”
Kader hakkındaki bilgilerimizin çoğu kulaktan dolma ve ortalık söylentisi düzeyinde olunca tabii ki insanlar suçlu olarak onu görüyorlar.
Peki, gerçekte nedir kader?
Kader, Yüce Allah’ın evrende olan ve olacak bütün olayları bilmesi ve takdir etmesidir. İnsan, evrenin bir unsuru olduğuna göre bu takdir onun için de geçerlidir. Bu anlamıyla kader bilgisi Allah katında saklıdır. O’ndan başka hiç kimse bunu bilemez. Allah’ın bilgisi de insanın davranışına etki etmez. Bunun anlamı insanlar kararlarını kendi düşünce ve değerlendirmelerine göre alırlar. İnsanın düşüncesine ve tercihlerine dışardan etki, ancak kendi akıl ve irade süzgecinden geçerek gerçekleşir. Bu yüzden öte dünyada kendisini kınayan cehennem sakinlerine şeytan, “Beni kınamayın, kendinizi kınayın.” (İbrahim, 14/22.) diyecektir. Çünkü onun vesvesesine kanan ve o doğrultuda davranan, bizzat kişinin kendisidir. Dolayısıyla esas sorumlu ve suçlu da kendisi olmaktadır.
Yüce Allah’ın takdirinin bunda etkisi yok mudur?
İmam-ı Azam Ebu Hanife, “Yüce Allah’ın kaderi bilmesi ve yazması hüküm vermek değil, olay ve olguyu tavsif etmektir.” (Ebu Hanife, el-Fıkhu’l-Ekber, s. 37.) demiştir. Bunun anlamı, zaman ve mekân sınırı olmayan Yüce Allah bizim gelecekte yapıp edeceklerimizi bilir, takdir eder ve kayıt oluşturur. Bunların irademize bir etkisi yoktur. Şayet hüküm vermiş olsaydı O’nun hükmü mutlaka gerçekleşirdi ve bizler özgür değil, zorunluluk altında olurduk.
Biliyorsa neden müdahale edip kötülükleri durdurmuyor?
Eğer müdahale etseydi iradeden, özgürlükten ve tercihten bahsedemezdik. Böyle bir şey istemek maç sırasında oyunculara veya sınav esnasında öğrencilere müdahale edilmesini istemek gibidir. Oynanan maçlarda ve sınavlarında müdahale edilip bütün hatalar ortadan kaldırılmış olsa galip ile mağlubu, başarılı ile başarısızı ayırmak mümkün olmaz. Böyle bir maç veya sınav adil bir yarış olmaktan çıkar, hatta bunlara sınav ve maç bile denilmez.
Demek ki kader özgürlüğe engel veya başarısızlığa mazeret gösterilemez.
Tam da öyle. Çünkü Allah tarafından insanın fiillerinin yaratılması kulun özgür iradesiyle yaptığı tercihe göre gerçekleşir. Fiilin bu şekilde yani kulun özgür seçimine bağlı olarak gerçekleşmesi, Allah’ın adaleti ve hikmeti gereğidir. Allah’ın olayları ezelde bilip takdir etmesi anlamındaki kader, insanı bir davranışta bulunmaya zorlamaz. “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara, 2/256.) ilkesi de bunu ifade eder. Yüce Allah’ın insanın fiilini takdir etmesi ve yaratması, bu fiillerin gerçekleşme ortamı olan zaman ve mekânı yaratması gibidir. Zaman ve mekân insanı bir söz söylemeye ve eylem yapmaya zorlamaz ama insan belli bir zaman ve mekân içinde bunları gerçekleştirir. Öyleyse zaman ve mekân gibi insan için zorlayıcı bir etken olmayan kaza ve kaderin özgürlüğe engel veya yanlışa mazeret olarak ileri sürülmesinin bir geçerliliği yoktur. Çünkü fiile karar verdiği ve işlediği anda kader gibi zorlayıcı bir etken tasavvuru kişinin zihninde bulunmamaktadır. Bu yüzden kişi işlediği fiili, özgür iradesiyle kararlaştırmakta ve kendisine verilen güçle gerçekleştirmektedir. Nitekim hem kendisi hem de çevresi işlediği fiili kişinin kendisine bağlamakta; iyilik yaparsa ödüllendirileceğini, kötülük yaparsa cezaya çarptırılacağını bilmektedir. (Matüridi, Kitâbü’t-Tevhîd, İSAM 2017, s. 411-412; Nesefî, Tebsıratü’l-Edille, DİB 2004, II, 313.)
Öyleyse kader neden sorun ediliyor?
Dikkat ederseniz kaderi sorun olarak görenler genelde henüz vicdanını yitirmemiş suçlular, haksızlığa veya zulme uğramış mağdurlar, başarısızlar, yanlışlarına bahane arayanlardır. Suçlular vicdanlarını rahatlatmak, başarısızlar gerekçe bulmak, yanlış yapanlar bahane göstermek, mağdurlar ise teselli için kaderi suçlarlar. Burada belki en masum olanlar mağdurlardır. Çünkü onlar kendi kararlarının değil, başkalarının kararlarının mağdurlarıdırlar. Bunların tam tersi olanlar kaderi hiç gündemlerine almazlar. Hatta her yaptıklarını, kendi işleri ve ürünleri olarak görürler. Bir de vicdan sızısı, dert kaygısı ve empati duygusu kaybolanların aklına kader gelmez. Onlar, “Yaptım, gene yaparım.” havalarındadırlar. Zebaniler yakalarına yapışınca durumu kavrarlar ama iş işten geçmiş olur.
İyi de gençler kaderi özgürlük bakımından sorun ediyorlar?
Sadece özgürlükten bakmak tek yönlü olur. Hâlbuki meseleye çift yönlü bakmak lazım. Çünkü insan özgür olduğu kadar sorumluluk sahibi bir varlıktır. İnsanı sadece özgürlük üzerinden konuşmak onu yarım anlamak, dünyayı ve hayatı tek düze anlamlandırmak demektir. Kader inancı bu iki yönü birlikte dikkate alan ve hem insanın özgürlüğünü hem de sınırlarını ve sorumluluklarını hatırlatan bir ilkeler bütünüdür. İnsan kader inancı doğrultusunda yaşadığında hem kendisini tam olarak tanımış hem de hayatı ve dünyayı bütün yönleriyle kavrama imkânına kavuşmuş olur.
Mesele kişinin kendisini tanımasına mı bağlı?
Tam da öyle. Çünkü bizim biyolojik ve psikolojik gücümüzün sınırlı olduğu bir gerçek. Tercihte bulunurken veya karar alırken bu sınıra dikkat etmemiz gerekir. Aksi takdirde hayal kurmuş oluruz, arzulanan sonuç gerçekleşmeyince hayal kırıklığına uğrarız. Karar alırken sadece kendimizi değil, çevremizi de hesaba katmak zorundayız, çünkü bizler toplumsal bir varlık olmanın yanında canlı ve cansız büyük bir çevreyle içi içe yaşamaktayız. Başarılı olmak bireysel sağlıktan, çevrenin doğallığından ve toplumun huzurundan geçer. Bu başarı toplum bireylerinin tamamının çaba ve çalışmasıyla gerçekleşir. Ancak böylesi bir zorluğu aşmak için dışarıdan destek alınabilir. En doğru ve en sağlam destek Yüce Allah’ın peygamberler aracılığıyla bildirdiği ilahi bildirimlerdir. Her bir fert Yüce Allah’ın bahşettiği akıl ve iradeyi doğru kullanır, verilen ilahi desteği dikkate alırsa yaşayışında tutarlı, doğayla uyumlu, toplum içinde huzurlu bir hayatı yakalar.