OSMANLI’NIN BAŞKENTİNDE DOĞAN SANAT
Edirnekârî
Mefra Bilge DÖNMEZ
Bursa Osmangazi Kur’an Kursu Öğreticisi
İslam toplumları, el-Bedi ve el-Cemal isimlerinin tecellisi olarak ahsen-i takvim suretinde insanın yaratılışından hareketle ve “Allah güzeldir, güzelliği sever.” (Müslim, İman, 147.) nebevi öğretisinden istifade ederek her türlü faaliyet ve hareketinde sanatsal üslubu tercih etmiş, sanat ve estetiği âdeta bir yaşam tarzı olarak kabul etmiştir. Bunun neticesinde dünya mirasında hatırı sayılır bir birikime sahip olmuş, medeniyetin beşiği, iftihar vesilesi olarak pek çok sanat dalının merkezi hâline gelmiştir. Bu kıymetli sanatların en önemlilerinden biri de “Edirnekârî” olarak karşımıza çıkmaktadır. “XIV-XIX. yüzyıllar arasında Osmanlı ahşap işlerinde ‘Edirnekârî’ veya ‘Edirne işi’ diye adlandırılan gelişmiş bir bezeme tekniği görülmektedir. İlk defa Edirne’de ortaya çıkan ve Edirneli sanatçıların elinde başlı başına bir özellik kazanan bu teknik daha sonra İstanbul, Bursa, Diyarbakır ve Erzurum başta olmak üzere Anadolu’nun birçok yerinde yaygın biçimde uygulanmıştır.” (Erdem Yücel, “Edirnekârî”, TDV İslam Ansiklopedisi, c.10, s. 449-450.) “Ahşap üzerine toprak boyalarla yapılan bezeme” olarak tarif edebileceğimiz Edirnekârî, cami tezyinatından, kapı ve dolap süslemelerine, toplumun yapı taşını teşkil eden ailenin, kutsiyet yüklü, “giz” adı verilen sandıklarına kadar her alanda etkisini göstermiştir. Edirnekârî sanatının icrası, sanatkârı tarafından şöyle tarif edilir: “Ahşap, ihtiyaca göre Osmanlı macunu veya zımpara ile ıslah edilir. Alt zemin boyaması için renkli toprak boya veya bataklıktan elde edilen bir nevi zift ile eskitme yapılır. Daha sonra da üzerine uygulanacak motif tasarımı kopyalanır. Rûmî, hatayî, geometrik şekiller, çiçek, meyve ve manzara gibi... Çizilen motifin dışı ince uçlu fırça ile kontürlenir. Motiflerin içleri toprak boya ve altın varak kullanılarak boyanır. Tabii vernikle cilâlanır. Ahşap işlenirken boyama, bezeleme ve oyma eserlerle birleştirilir. Edirnekârî oyma, boyama, oyma ve boyama eserler diye üçe ayrılır. Bunlardan en çok kullanılanı boyama eserlerdir.” (Hilal Doğan, Tarım ve Orman Dergisi, Ocak-Şubat 2022, http://www.turktarim.gov.tr/Haber/737/bir-osmanli-baskenti-sanati-edirnekari.) Malumdur ki renk ve desenler kişinin duygularından, hissiyat ve fikriyatından ipuçları barındırır. Edirnekârî sanatı, hem işlevsel bir eşyanın tezyin edilmesi hem de renk ve motiflerle süslenmesi ile dönemin insanının hâletiruhiyesini bizlere aşikâr eder. İçinde huzur, neşe, ümit barındırdığını, vefa ile yüklü kadirşinas bir ruh taşıdığını anlamak hiç de zor değildir. Hayatın, hayat dolu olduğunu hissettirir. Madde, mana yüklüdür. İslam toplumunda insanlardan öte, eşya bile anlam yüklüdür. Önemsizlik, bayağılık ve sıradanlık lügat dışıdır, edirnekârî sanatında. Zamanın tahrip edici etkisi bile koparamaz onları toplumun bağrından. Kırılsa vefa merhemi ile tamir edilir. Onlar, ailenin ve toplumun bir ferdi gibidir. Sanatın icrası esnasında ruhta açan saadet çiçeklerini tarif etmek ise gayrı kabildir. Her bir fırça dokunuşu ile hayata bahar gelir. Teenni ile icra edilirken sükûnete eren ruhtan, ulvi menfezlere kapılar açılır. Edirnekârî birçok sanatkârın ortak çalışması neticesinde meydana gelir. “En önemli özelliklerinden biri, işi yapan ustanın imzasının olmamasıdır. Zira ortaklaşa yapılan bir iştir. Bir sandık düşünelim, sandığı marangoz, üstündeki boyayı bezeme ustası yapar; tekrar marangoza döner, kabarası, yani çivilemesi başka usta tarafından, cilası başka usta tarafından yapılır. Bu sebeple kimse Edirnekârî usulünde, ‘Bu benim eserim.’ diyemez. Sanatın güzelliği de buradadır.” (Hilal Doğan, Tarım ve Orman Dergisi, Ocak-Şubat 2022, http://www.turktarim.gov.tr/Haber/737/bir-osmanli-baskenti-sanati-edirnekari.) Bu, ortak çalışmadan meydana gelen sanat, nakkaşların toprak boyaları geleneksel ve tabii yöntemlerle hazırlaması ve sonrasında ilahi güzelliklerden esinlenerek oluşturdukları motifleri nakşetmesi neticesinde paha biçilmez bir şaheser olarak neticelenir. Şu an çok az bir kısmı ayakta kalabilmiş olan ve Osmanlı’nın Topkapı Sarayı’ndan sonra en büyük ikinci sarayı olan Edirne Sarayı ve Mimar Sinan’ın 80 küsur yaşındayken 1568 tarihinde inşasına başladığı ustalık eseri Selimiye Camii, Edirnekâri sanatının en güzide örneklerini barındırır.” (Hilal Doğan, Tarım ve Orman Dergisi, Ocak-Şubat 2022, http://www.turktarim.gov.tr/Haber/737/bir-osmanli-baskenti-sanati-edirnekari.) Beşerin yaratılış gayesi olan marifetullah ilmi, beraberinde ortaya çıkan hüsn-i ahlak erdemi ve akabinde vuku bulan latiflik, incelik ve estetik algısıyla dokunmuş sanatsal yönelim, birbiriyle örüntülü ve tamamlayıcı olarak karşımıza çıkmakta ve tümü insanın had altına alınmamış duygularını istikamet dairesinde tutmak gibi ulvi bir misyonu hedeflemektedir. Hâl böyle iken Geleneksel İslam Sanatları sosyolojik manada topluma çok kıymetli değerler ve erdemler kazandırmaktadır. Zira toplumsal istikrar ve huzur ancak ve ancak, hak ve hukuka saygı, sınır ihlalinden uzak bir yaşantı ile mümkündür. Bu açıdan geleneksel İslam sanatları, fevkalade kıymetli bir vazife üstlenmiştir. Bu sanatın, ruhu terbiye etmesi, akli ve gadabi duyguları muhakeme etme yetisi kazandırması hasebiyle yeniden ihtişamlı günlerine dönüşü en büyük temennimizdir.