MAHZUN NAMAZGÂHLAR MAHRUM SİMALAR
Yunus ÖZDAMAR
Giresun Çanakçı İlçe Müftüsü
“Dua” adlı şiirinde Arif Nihat Asya, “Minareleri, sen ezansız bırakma Allah’ım!” diye niyazda bulunur. Şiirde şairin talebi dikkat çekicidir. Bizi “camisiz bırakma” değil, “ezansız bırakma” diyerek ezanın önemine vurgu yapar. Çünkü camiler, ezanla şenlenir, cemaatle varlığını sürdürür.
Cami, her bir mekânından, bizi farklı bir hitapla Allah Teâlâ’ya çağırır. Kürsüde vaiz, mihrapta imam, konuşmalarıyla insanları irşad ettikleri gibi müezzin de güzel sedasıyla, minareden okuduğu ezanla kalpleri yeri gelir titretir, yeri gelir yumuşatır. İstanbul’a gelen birçok turistin Sultan Ahmet Camii ve Süleymaniye Camii’nden okunan ezanlar sayesinde İslam’a ilgi duyduğu bilinen bir gerçektir. Bizim için camilerimizin durumu böyle olmasına karşın dünyanın birçok bölgesinde camiler, mescitler aynı işlevi görmekten mahrum durumdadır.
Namazın habercisi olan ezanın sesi bir yerden geliyorsa orası camidir, mescittir. Bir şekilde o yörenin Müslümanları bu mekânda toplanabiliyordur. Camide ezan okunuyorsa Müslümanlar için artık orası öksüz, mahzun bir yer değildir, olmamalıdır. Ezan bu yönüyle çoğu zaman camilerin ve civarında yaşayan Müslümanların özgürlüğünü temsil eder. Millî şairimiz Mehmet Akif, “Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli…” derken aynı zamanda camilerin mahzun kalmaması için Rabbine ayrı bir niyazda bulunmuş olur. Çünkü şu bir gerçek ki ezana el değerse mabede; mabede el değerse o topluma el değmiş, hepsine zarar gelmiş demektir.
Mahzun namazgâhlar
Allah Teâlâ, mescitlerde kendi adının anılmasının önüne geçenleri, “Mescitlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve (bu sebeple) onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir?” (Bakara, 2/114.) ayetinde sert bir üslupla uyarır. O’nun isminin anılmasının sembol ifadesi de ezandır. Bugün hem diyar-ı garpta hem de diyar-ı şarkta, ezan okunan veya -belli sebeplerle- ezan okunamayan mahzun mescitlerimiz var.
Mescid-i Aksa, Kur’an’da ismi geçen, Efendimizin (s.a.s.) yeryüzünde üç önemli mescitten biri olarak kabul ettiği mescittir. (Ebu Davud, Menasik, 94.) Şimdilerde, Mescid- Aksa ismi bizlere neyi hatırlatıyor? Sadece çevresindeki Müslüman kardeşlerimiz değil, bütün Müslümanlar, Mescid-i Aksa ismini bugün hüzünle anıyor. Diğer yanda İspanya’da Endülüs yadigârı Kurtuba Camii. Ezansız ve cemaatsiz bir hâlde mahzun, cemaatten yoksun, yalnızlığa mahkûm bir hâldedir. Bir de Avrupa’daki cemaati olan fakat ezan okunmayan camiler... Cemaatleri bol fakat ezana hasrettir bu camilerin minareleri, cemaati… Bir gurbetçi kardeşimiz kullandığı ifadesinde, Avrupa’daki ezansız camilerle ilgili durumu dile getirerek şöyle demişti: “Türkiye’deki iznimi son vaktine kadar kullanıyorum. Bir gün, bir vakit daha kalıp fazladan bir ezan daha dinleyebilmek, aileme dinletebilmek için…”
Nimetlerin içindeyken onların kıymeti yeterince bilinemiyor. Bu, ezan ve ardından kılınan namazın hayatımızdaki durumu için de söylenebilir. Hani denizin içindeki balığın, denizin kıymetini tam olarak bilememesi misali; namazı kılan, ezanı duyan bizler, çoğu zaman bu nimetin yeterince farkında olamıyoruz. Örneğin, uzun süre Fransa’da futbol oynadıktan sonra futbol hayatına ülkemizde devam eden Senegalli bir Müslüman futbolcu, Fransa ile Türkiye arasında çok fark olduğunu belirterek şöyle bir itirafta, izahta bulunur: “Fransa’da ezan sesi hiç duymazsınız. Türkiye’de ise ezan seslerini duyuyorum. Ezan sesini duyduğumda içimde camiye gidip hemen namaz kılma isteği doğuyor. Kişisel olarak gerçekten mutluluk verici bir durum. Tüm Müslümanların da böyle düşündüğünü biliyorum. Burada olmak benim için çok güzel. Ezanı duyunca, ezandan sonra camiye gittiğimde mutlu oluyorum.”
Namazdan mahrum simalar
İbadetlerimiz rengârenktir. Zamanları, mekânları şekilleri farklıdır. Kimi bedenî kimi malidir. Kimi seyahatle ilgilidir kimi tesbihatla. Bir kısmıyla gönlümüzü doldururuz, bir kısmıyla şeklen elimizi boşaltır görünürüz. (Mustafa Kara, Gönül Mektupları, s. 290, Dergah Yay., İstanbul, 2014.) Dinin direği konumunda olan namaz ise bu bağlamda kapsamı en geniş ibadettir. Varlığında, güzelliği hayatımıza yansıdığı gibi yokluğunda da kıymeti daha iyi anlaşılabilecek bir ibadettir namaz. Bu çerçevede hayatımızı namazla beslediğimizde, farkına varamadığımız güzellikleri namaza mesafe koyan bir kişiye bakarak daha iyi idrak edebiliriz.
Namazın davetçisi olarak okunan ezanlarla semalar âdeta şenlenir. İslam diyarının semalarının şenlenmesiyle birlikte namaz, Müslüman’ın uzuvlarına hoş izler bırakır. Her fiilin organlarda iz bırakması gibi namaz, yüzümüzde simamızda iz bırakır. Allah Teâlâ, Müslümanın bu güzel yönüne Kur’an’da bizzat vurgu yapar ve “Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir.” (Fetih, 48/29.) buyurarak namaz kılan müminleri ayrıca taltif eder. Kur’an, Müslüman’ın her güzel veya kötü davranışına vücut azalarının şahitlikte bulunacağını haber verir. (Fussilet, 41/20.) Müslüman, şayet namaz kılmazsa onun yüzü secde izine hasret kalır. Allah Teâlâ’nın, namazın Müslüman’ın hayatına katmış olduğu güzel yönden bahsetmesindeki hikmetlerinden biri de budur diye düşünüyoruz. Müslüman, namaz kılmadan bir ömür sürdürüyorsa sergilemiş olduğu bu ihmalinin farkına varsın, sonra tez zamanda Rabbine yönelsin.
Namazda simalar, gönüller secdede sükûn bulur. Ardından eller semaya açılır. Müslüman bu vesileyle her gün defalarca amel defterine güzellikler, iyilikler kaydettirir. Namazı hayata tesis etmek sabır gerektirir. Bu sebeple Allah Teâlâ, “…Sabır ve namazla yardım dileyin…” (Bakara, 2/153.) ayetiyle Müslüman’ın sabrı kendine yardımcı görmesini emreder.
Namaz kılmayı emreden ayetler, cihadı ve hicreti emreden ayetlerden önce nazil oldu. Bu sebeple hayatına namazı tesis edemeyen bir Müslüman’ın cihat ve hicretten bahsetmesinin ciddiye alınır bir tarafı yoktur. Namaz, nefisle yapılan büyük cihadın kapsamına girer. Allah Resulü’nün, “(Gerçek) mücahid, nefsiyle savaşandır.” (Tirmizi, Fezailü’l-cihad, 2.) hadisi çerçevesinde her gün namazı kılıp kılmama ile ilgili verdiğimiz cihadın büyüğüdür namaz. Çünkü namaz, dünyanın binbir meşguliyetleri içerisinde yönümüzü kıbleye çevirerek simamızı secdeye kavuşturup nefsi dizginlemenin sonucunda yapılabilen bir ibadettir.
Öncelik ve sonralığın yanı sıra ezan ve namaz birçok benzer yönüyle birbirini hatırlatır. Ezan, davetini yaptığı namaz ile birlikte İslam’ın şiarı konumunda iki özel vecibedir. Ezan, bir memleketin Müslüman diyarı olduğunun sesli, namaz ise bir insanın Müslüman olduğunun şeklî ifadesidir. Ezanın okunduğu cami, İslam medeniyetinin (şehrin) merkezi, namaz ise İslam dininin direğidir. Ezanın okunduğu cami, bir beldenin Müslüman şehri olduğuna, namaz ise Müslüman’ın Allah Teâlâ’ya yönelik iman taşıdığına büyük bir alamettir.
Ezansız camiler, şeklî açıdan güzel; ezansız şehirler, modern görünümde, gösterişli olsa da aslında mahzundur, hüzünle kaplıdırlar. Namaz kılmayıp simasını, çehresini secdeden uzak tutan Müslüman ise İslam’ın Müslüman’ı diğer insanlardan ayıran en önemli özelliğinden, ona değer katan güzelliğinden mahrum kalmıştır.