CENAZE HİZMETLERİ VE DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
Dr. Mehmet BULUT
DİB Emekli Başkanlık Müşaviri
“Din hizmetlisi, doğumundan ölümüne kadar insanımızın yanındadır.” ifadesi, lafın gelişi söylenmiş bir söz değildir; vakıa böyledir. Hayatının her devresinde onunla iç içe olduğu gibi vefatı sırasında da onun yanındadır. Bu görevlerini sadece din görevlisi kimliğiyle değil bir din kardeşi sıfatıyla da yerine getirir.
Evet, din hizmetlisi, cemaatinden hasta olanların ziyaretine gidecektir. Ölmek üzere olan kişinin yanında Kur’an okuyacak, kelime-i tevhid ve kelime-i şehadet getirecektir. Vefatı sonrasında yapılması gereken dinî vecibeleri ifa edecek, gerektiğinde cenazenin gaslini, tekfinini yapacak, namazını kıldıracaktır. Defnin usulüne göre yapılmasına rehberlik edecek, defin sonrasındaki dinî görevleri ifa edecektir. Din hizmetlisinin görevi bununla bitmemekte; ölünün yakınlarına taziye ziyaretinde bulunacak; onları teselli edecek, sabır ve tevekküle davet edecektir. Hissiyatın yoğunlaştığı bu nazik anı fırsat bilerek dinî irşadda bulunacaktır. Gönüllülük esasına göre bu hizmetleri dün yaptığı gibi bugün de yapmaktadır.
Açacak olursak… Osmanlı döneminde “cenaze imamı” diye sadece cenaze kıldırmakla görevlendirilmiş kişilerin olup olamadığını bilmiyorum. Ancak 1920-1924 yıllarında hizmet vermiş Şer’iyye ve Evkaf Vekâletinin bütçe cetvellerinde bu ünvanda kadrolar yer almamıştır. Daha sonra belediyelere ilişkin çıkartılan kanun ve tüzüklerde belediyelerin mezarlık tesisi, cenazelerin gasil, tekfin ve defni görevlerinden söz edilmiş ancak namazların kıldırılmasından ve bu işle görevli cenaze imamından söz edilmemiştir. Bilinen husus, başta köyler ve küçük yerleşim yerlerinde olmak üzere, cenazelerin gasli, tekfini, namazlarının kıldırılması ve defni hizmetlerinin daha çok imamlar tarafından yerine getirildiğidir. Bir önceki yazımda imam-hatiplerin görevleri çerçevesinde değindiğim gibi tarihî süreçte cenaze namazlarının kıldırılması yanında ve bilhassa belediye teşkilatı bulunmadığı veya cenaze gasil ve tekfin işlemlerinin belediyelerce yapılmadığı yer ve zamanlarda bu hizmetler genellikle cami görevlileri tarafından yerine getirilmiştir. 1943 tarihli bir Müşavere Heyeti mütalaasında bu hizmetlerin icrasında imam-hatipler yanında müftülerin de mükellefiyetlerinin bulunduğu ifade edilmiştir.
3 Nisan 1930 tarih ve 1580 sayılı Belediye Kanununun 15. maddesiyle gasilhane tesisi, ölünün mezarlığa nakil ve defni belediyenin görevleri arasında sayılmıştır. Benzer şekilde, 1931 tarihli Belediye Mezarlıkları Nizamnamesinde cenazelerin yıkattırılması, kefenlenmesi ve gömülmesi belediyelerin görevleri olarak zikredilmiştir. 10 Temmuz 2004 tarih ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanununun 7. maddesi ile 3 Temmuz 2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 14. maddesinde de mezarlık tesisi ve defin işleri bütün belediyelerin görevleri arasında gösterilmiştir. Kısaca sözü edilen kanunlar ve tüzükte, mezarlıklar tesisi, cenazenin yıkanması, kefenlenmesi, mezarlığa kadar nakli ve defni belediyelere aittir. Cenaze hizmetleri için tayin edilmiş bir görevlinin olmadığı yerlerde belirtildiği gibi bu hizmetler Başkanlık görevlileri tarafından ifa edilmektedir. Günümüzde yürürlükte olan Başkanlık mevzuatında da konu bu şekilde tasrih edilmiştir. Şöyle ki;
17 Haziran 2014 tarih ve 29033 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Diyanet İşleri Başkanlığı Görev ve Çalışma Yönetmeliğinde, belediye tarafından cenaze hizmeti verilmeyen yerlerde cenaze teçhiz ve tekfin hizmeti verilmesi, cenaze namazının kıldırılması ve defin işlemlerinin yapılması imam-hatiplerin görevleri arasında sayılmıştır. Başkanlıkça hazırlanan 15 Aralık 2020 tarihli Din Hizmetleri Uygulama Genelgesinde de cenaze hizmetleri kapsamında imam-hatipler için “Gerektiğinde teçhiz ve tekfin işleri cami görevlileri tarafından yerine getirilecektir.” kaydına yer verilmiştir. Bu genelgede şehitlerin cenaze namazlarının zaruri hâller dışında il müftüleri tarafından kıldırılacağı belirtilmiştir.
Kanaatimce Başkanlığın cenaze namazları ve bilhassa gassallık hizmetleri üzerinde gösterdiği hassasiyeti ortaya koyan en önemli belge, 28 Aralık 1944 tarihli Müşavere Heyeti mütalaasıdır. Bu mütalaa bir müftülüğün, tayin edilmiş bir imam varken imam olmayan bir kimsenin belediye tarafından belge verilerek maaşsız şekilde gassal tayininin, böyle bir gassalın sarık sarması ve cenaze namazı kıldırmasının uygun olup olmadığı şeklindeki sorusu üzerine hazırlanmıştır ve muhteva itibarıyla büyük önemi haizdir. Mütalaada 1930 tarihli Belediye Kanununun 15. maddesi ile 1931 tarihli Belediye Mezarlıkları Nizamnamesine atıfta bulunarak şöyle deniyordu: “Cenazelerin teçhiz ve tekfini, nakil ve defni, yıkama yerleri ve mezarlıklar tesisi ve idaresi belediye vazifelerindendir. Cenaze namazını kıldırmak, defin duası ve telkin gibi ibadata ve dinî vazifelere dair bütün ahkâm ve mesalihin tedviri ise Diyanet İşleri Reisliği teşkilatının vazife talimatnamesinin 1. ve 8. maddeleri müfadınca müftülere aittir. Eğer belediyenin tayin ettiği gassal aynı zamanda imamlık ile tavzif edilmişse bu vazifeye belediyece maaşlı-maaşsız tayin edilecek kimsenin müftülükçe imtihan edilmesi kanunen gereklidir. Eğer yalnızca gassal olarak tayin edilmişse cenaze gaslinin de dinî şerait ve adabı bulunduğu cihetle, gassalların bu dinî adabı ve şeraiti bilip bilmediklerinin anlaşılması için usulen müftülükçe imtihana tabi olması diyaneten lazımdır. Ancak, belediye olmayan veyahut olup da cenazeye müteallik işlerde teşkilatlanmayan yerlerde, gasil, teçhiz, namaz ve defin farz-ı kifaye olduğu için, müftüler ve imamlar diyaneten bu vazife ile ilgilenirler. / Cami ve mescitlerde namaz kıldıranlar sarık sardığı gibi cenaze namazını kıldıran, tedfin ve telkin dualarını yapan da sarık sarabilir. Gassallar sarık saramaz. Zira gassalların vazifesi ayrı, imamlık vazifesi ayrıdır. Halkın mesalihi ve imamlık şerefi de böyle iktiza eder.” Müşavere Heyeti sonuç olarak bu mütalaanın müftülüklere bildirilmesi ve ayrıca bütün belediyelerin “gassal tayin ederken teçhiz, tekfin ve gassallık şerait ve adabını bilip bilmediklerinin anlaşılması için müftülüklerce imtihana tabi tutulmasının usul ittihaz edilmesinin tamimi için de meseleyi Başvekâletin tasvibine arz edilmesinin uygun olacağını” vurgulamıştır. 1949 tarihli bir mütalaada da “Cenaze işleri ve kabirler belediyeye devredilmişse de belediyece tayin edilen gassalların müftülükçe imtihan edilmesi usulündendir.” denmiştir. Altını çizerek tekrarlamak gerekirse cenaze hizmetlerinin dinî yönünün icrası hususunda 1940’lı yıllarda yaşanan karmaşanın çözümü için konunun Başvekâlete kadar götürülmesinin teklifi son derece kıymetlidir ve günümüze de ışık tutmaktadır.
Konuyu şöyle toparlayalım: Cenaze hizmetlerinin dinî yönü yanında belediyelere, sağlık kuruluşlarına, adliyeye taalluk eden yönleri de vardır. Görünen odur ki günümüzde cenazeye yönelik Başkanlıkça sunulan dinî-manevi hizmetlerle belediyelerce bu mahiyetteki hizmetler iç içe girmiş haldedir.
Bugün hangi süreçlerden geçerek imam-hatip tayini yapıldığı bellidir; kanaatimce gassal ve cenaze namazını kıldıracak imamların seçim ve tayinlerinin de önceden belirlenmiş nitelikler dâhilinde yapılması uygun olacaktır. Buradan hareketle diyebiliriz ki bu hususta Reisliğin 1944 yıllarında gösterdiği hassasiyetin daha fazlasının günümüzde gösterilmesi yerinde olacaktır. Nitekim Başkanlık geçmişte, cami görevlilerinin bu hizmetleri de yapabileceklerini göz önünde tutarak cenazenin nasıl yıkanıp kefenleneceğini hizmet öncesi veya hizmet içi eğitimlerde imam-hatiplere uygulamalı olarak göstermiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki konumu itibarıyla cenaze hizmetinde bulunmayan imam-hatiplerin de gasil, tekfin ve defin konusunda donanımlı olması gerekir. Dolayısıyla bu hizmetlerin dinî boyutunun İslami kurallara göre yerine getirilmesi hususunda hassasiyetini sürdürecektir.