DİKKATİN DAĞILMASIN
Özlem KARAPINAR
“Yeterince gelişmiş her teknoloji sihirden farksızdır.”
Arthur C. Clarke
Son zamanlarda kiminle konuşsam dikkatinin eskisi gibi olmadığına ve odaklanamadığına dair şikâyetler duyuyorum. Eskiden bir oturuşta 50-100 sayfa kitap okuyabiliyorken şimdi daha ilk sayfalarda dikkatinin dağıldığını, aklının başka yere gittiğini, odaklanabilmek için aynı sayfayı baştan alıp okumayı denediklerini söylüyorlar. Film izlerken, kitap okurken, araç kullanırken, çalışırken, çocuğumuzla vakit geçirirken bizi bölen, odağımızı dağıtan bir güç var. Telefonumuzda sürekli bildirim sesi, mailler, alışveriş sitelerinin bildirimleri, sosyal medya hesaplarımızdaki beğeniler, uygulamaların hatırlatmaları, banka mesajları… Bu kadar uyarana maruz kalırken gerçek yaşama odaklanmak boşa kürek çekmek gibi geliyor. Çevremize baktığımızda her yaş grubundan insanın sosyal medyayı aktif bir şekilde kullandığını görüyoruz. Başımızı kaldırıp etraftaki güzellikleri görmek yerine sosyal medyanın cazibesine kapılmış durumdayız. O yüzden yazar Johann Hari çağımızın parolası olarak: Yaşamayı denedim ama dikkatim dağıldı, diyor.
Âdeta bir enformasyon sağanağı altındayız, elimize telefonlarımızı aldıktan sonra bir bilgi bombardımanına tutuluyoruz. Biz tercih etsek de etmesek de ekranı kaydırdıkça yeni bilgiler akıyor ve bu akışta dikkatimizin bir bilgiye odaklanması çok zor. Sayfa akıyor, hız artıyor, hız arttıkça anlama becerimiz zayıflıyor. Durup düşünmeye ihtiyacımız var. Bu durumun çocuklara etkisi ise çok daha büyük. Araştırmalar günlük bir saat tablet/telefon gibi araçları kullanan çocukların dikkatinin azaldığını doğruluyor. Araştırmalara gerek kalmaksızın kendi çevremize baktığımızda uzun süre çeşitli videolar izleyen çocukların dikkat becerilerinin azalmasının yanı sıra davranış değişikliğini gözle görmek mümkün. Daha hırçın, saldırgan, ağlama hâlinde ve tepkili olabiliyorlar. Bu çocuklarla uzun süreli bir diyaloga girmek ya da onlara bir şeyler anlatmak artık çok zor. Çünkü ekrandaki akış hızlı olduğu için gerçek hayat artık onlara yavaş geliyor ve hayatı sıkıcı buluyorlar.
Sosyal medyanın ve internetin tüm bu gürültüsü ve sebep olduğu dikkat dağınıklığından bir çıkış yolu var mıdır? Çevrim dışı kalmak mümkün mü? Yazar, dikkat dağınıklığından çıkış için kendimize olumlu gerçek bir hedef belirlememizi ve kendi akışımızı bulmamızı öneriyor. Ya ekrandaki sana sunulan akış içinde parçalanacaksın ya da kendi akışını bulacaksın. Bu elbette o kadar kolay değil. Çünkü sanal platform mühendisleri, yapay zekâ aracılığıyla seni o ekranda tutmak için çalışıyor. Beğenilerin takip ediliyor, izlediğin videolar kaydediliyor, sana ait tüm bilgiler saklanıyor. Bir de bu bilgilerin şirketlere satılması var.
Elde edilen bilgiler daha çok seni manipüle etmek ve yönlendirmek için, bir sonraki adımını atarken seni etkilemek için kullanılıyor. Zaaflarımız, hareketlerimiz izlenerek bir sonraki adımımız oluşturuluyor. Sosyal medyanın arka planında yaşananları ele alan Sosyal İkilem adlı belgeselde sosyal medya üreticilerinden eski bir çalışan şöyle söylüyor: “Dikkatimizi maden gibi çıkarıyorlar. Hayatımızı dolu dolu yaşamaktansa bir ekrana, bir reklama bakarak geçirmemiz şirketler için çok daha kârlı. Bunun sonuçlarını görüyoruz. Güçlü yapay zekâlarla bizi alt eden ve dikkatimizi amaçlarımıza, değerlerimize ve hayatımıza hizmet eden şeyler yerine onların istediği şeylere çekmenin yolunu bulan şirketler görüyoruz.” Gördüğünüz gibi bizler ekranda keyifli vakit geçirirken, kendi tercihimizle ekranı kaydırdığımızı düşünürken aslında bizim şimdiye kadar bıraktığımız izlere göre algoritmalar oluşturup bize sunuluyor. Keşfette ya da akışta önümüze düşen videoya bakma süremiz dâhil her şey kayıt altına alınırken –bunu bize bu algoritmaları yazan mühendisler söylüyor- bir sonraki adımımız belirleniyor. Kendi beğenilerinize benzer şeyler ilginizi çekmediği anda, arkadaşlarınızın izlediği videolar, kullandığı ürünler, takip ettiği sayfalar önünüze düşüyor, onları izlemeyi bıraktığınız anda ise uzun süredir görmediğiniz eski bir dostunuz arkadaş önerilerinde karşınızda belirebiliyor. Kısacası sistem sizi kendi akışında tutmak için çalışıyor. Bu konudaki söylenmiş o ünlü sözü bilirsiniz: Bir ürüne para ödemiyorsanız, ürün sizsiniz demektir.
İşin bir de toplumsal yanı var. Sosyal İkilem belgesinde mühendisler belirli gruplara belirli videoların yönlendirildiğini itiraf ediyorlar. Sizin okuduğunuz makalelerden, haberlerden, gazetelerden yola çıkarak sizin politik kimliğiniz belirleniyor, sizin gibi düşünen insanlara aynı haber ve videolar gönderilirken farklı görüşteki bir gruba tam tersi videolar yönlendiriliyor. Bunu yaparken de haberlerin doğru veya asparagas olmasının bir önemi yok. Sosyal medyada yalan haberler doğru haberlerden altı kat hızlı yayılıyor. Sorgulamadan izleniyor, arkadaşlara gönderiliyor. Bu da toplumu bölüyor, iki grupta da nefret oluşturuyor. Toplumda bazen infial yaratacak olaylara neden oluyor. Mynmar’da Müslümanların evleri yakılmadan önce, telefon alan herkese facebook yüklendiğini ve çeşitli haberlerle kargaşanın beslendiğini biliyor muydunuz? Ya da sosyal medya yoluyla seçimleri etkilenen ülkeleri?
Peki, tüm bu karmaşadan, manipülasyondan, yalan haberlerden, sosyal medyanın bizde oluşturduğu bağımlılıktan ve dikkat dağınıklığından kurtulmak mümkün mü? İşin aslı bu sisteme karşı koymak, dikkatimizi yönlendirmek isteyenlere karşı topluca mücadele etmek en doğrusu olurdu. Fakat bu toplumsal bilinç ve dijital medya okuryazarlığı becerimizin gelişmesi için kırk fırın ekmek yememiz gerekiyor sanırım. Kendimize hâkim olmayı, iradeli olmayı deneyebiliriz elbette ama ekranın diğer tarafında bize karşı savaşan binlerce mühendis, odalar dolusu bilgisayarlar ve yapay zekâ var. İşimiz sandığımızdan daha zor. Sosyal medyanın çok zamanımı aldığını fark ettiğimde, telefonumdan uzak durmayı denedim ancak kendimi saat başı bildirimlerimi kontrol ederken buldum. Bir yarım saat bakacağım diyerek kendimi kandırıyordum. Bu uygulamaları tasarlayanlar, bizlere özel algoritmalar oluşturan mühendisler, iş dışındaki yaşamlarını nasıl geçiriyor dersiniz? Bizler telefonlarımızı elimizden düşürmezken, biz akışta kalırken kendileri zamanlarının çoğunu bu cihazlardan uzak zihinlerini ve bedenlerini dinlendirerek geçiriyor, çocuklarına zaman ayırıyorlar. Bunu ben değil, kendileri söylüyor. Bizim çocuklarımız video paylaşım platformlarında algoritmanın önerdiği videoları art arda izlerken onlar çocuklarına bu cihazları yasaklıyor ve teknolojinin olmadığı Montessori eğitimi veren okullara gönderiyorlar. İzlediğim bir belgeselde bu mühendislerden birine çocuklarının telefon kullanıp kullanmadığı soruluyor. Tahmin edersiniz ki telefon kullanmadığı cevabını alıyoruz. Konuşmacıya, bu kararı çocuğuyla birlikte konuşarak mı aldığı soruluyor. Hayır diyor, bu bir kural. Yazar Johann Hari’ye göre bize yapılan o yönlendirmeler, algoritmada karşımıza çıkan reklamlar, videolar, önerilen kişiler belki kasten yapılmıyor ancak iş modeli bu şekilde; insanlar ekranlara bakacak, reklamlara yönlendirilecek ki şirketler para kazanabilsin. Çalınan Dikkat kitabında bize verilen bilgiye göre ünlü bir internet arama motoru şirketinin kurucularının servetleri petrol zengini Kuveyt’teki herkesin, her binanın ve banka hesabının toplam değerine eşit neredeyse. İlgili şirketin değeri ise kabaca Meksika veya Endonezya’nın toplam servetine eşit.
Tekrar soruya dönecek olursak; çevrim dışı kalabilmek mümkün mü? Bu şirketler karşısında durmak güç görünse de bireysel olarak yapabileceğimiz birkaç şey yine de var. Dijital detoks yani gönüllü olarak tüm akıllı telefonlar ve cihazlardan kaçınmak da çözüm yollarından biri belki. Ancak bu bizim iş yaşamının getirdiği iletişim kaynaklarından uzak kalmamız nedeniyle sorun yaşamamıza neden olabilir. Ne yazık ki günümüzde telefon kullanmamak lüks hâline geldi. Kaldı ki bizim bu cihazlardan uzak kalmamız problemin kendini ortadan kaldırmayacaktır zaten. Bilinçli kullanıcı olmak çok zor görünse de zararlarından en az şekilde etkilenmek mümkün. Bu konuda yaptığım okumalara göre belli başlı bazı tavsiyeler var. Uzmanlar gereksiz tüm uygulamaları telefondan kaldırmamız gerektiğini söylüyor. Kullandığımız uygulamalardaki tüm bildirimleri de kapatmamız gerekiyor. Çünkü bildirimler bizim dikkatimizi çekerek tekrar ekrana bağlıyor. Mail bildirimi geldiğinde, sadece maile bakmakla kalmıyoruz çünkü kendimizi sosyal medyanın ellerine teslim ediyoruz tekrar ve tekrar. Uygulamaların keşfet bölümlerinden uzak durmaya çalışmalıyız. Çocuklarımıza belli bir yaşa kadar bu cihazları kesinlikle vermemeliyiz. Toplumsal olaylarla ilgili olarak önümüze düşen videoların doğruluğunu kontrol etmeliyiz. Aileyle telefonsuz saat uygulaması yapabilirsiniz. Telefonlar toplanır ve ortak kararla belli bir süre akıllı telefonlarla bakılmaz. Mail ya da diğer bildirimleri günlük bir zaman diliminde kontrol etme rutini oluşturabiliriz. Akşam yattığımız odaya akıllı cihazlarımızı koymayalım en azından elimizin uzanacağı mesafede olmamasına özen gösterelim. Sabahları kalkar kalkmaz telefona bakmakla kendimize iyilik etmiyoruz, sabahları zihnimizin ve kalbimizin açık olduğu o seher vaktini kalbinize iyi gelecek etkinliklerle değerlendirelim. En önemlisi ise kendimize gerçek bir hayat amacı edinmek. Beğenilerden etkilenmeyen, hayatın içinde bir akış yakalamak. Bu yazıyı yazarken ben de kendi içimde şu sorunun cevabını aradım: Ne yaparken hayattan keyif alıyorum, hangi işle meşgulken dikkatim dağılmıyor ve kendimi hayatın akışında hissediyorum? Eskiden olsa bu soruya kitap okurken diye cevap verirdim ama ne yazık ki ben de okurken dikkat süresi eskiye nazaran azalanlardanım. Doğada olmayı seviyorum, ormanın içinde uzun yürüyüşler yapmayı seviyorum fakat maalesef bu fırsatı da çok az yakalayabiliyorum. Diğer bir keyif aldığım eylem ise yağlı boya çalışmak. Atölyede resim yaparken bir doğa resmine kendimi kaptırdığımda, bir ağacın yaprakları için palet üzerinde yeşilin açıklı koyulu tonlarını yakalamaya çalışırken ya da günbatımı resmederken sarı, turuncu, kırmızı sıcak tonları fırçayla tuvale aktarırken telefon ya da sosyal medya hiç aklıma gelmiyor. Belki buna ek olarak yemek yapmak da diyebilirim. Demek ki doğayla baş başa kalıp kendimi dinlediğim anlarda, durup düşündüğüm, dua ettiğim zamanlarda ya da bir şeyler ürettiğimde telefondan, sosyal medyanın like’larından uzak kalabiliyorum. Senin için bu nedir? Hayatın akışını yakalamak mı, ekranın akışında kaybolmak mı? Senin için çevrim dışı kalabilmek mümkün mü?