FITRATA MÜDAHALENİN BİREYSEL VE TOPLUMSAL SONUÇLARI


Dr. Gülsüm PEHLİVAN AĞIRAKÇA
İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi


Fıtrat kavramı ve fıtrata müdahale
“Fıtrat” kelimesi, insanın doğuştan sahip olduğu öz, yaratılış, belli yetenek ve yatkınlığa sahip oluş anlamına gelir. Genel olarak bir varlığın doğasına, temel özelliklerine, içsel yapısına, psikolojik ve fizyolojik özelliklerine, eğilim ve yeteneklerine işaret eden bir terimdir. Bu kavram, bir varlığın değişmeyen özelliklerini, doğuştan sahip olduğu sınırları ve sınırlılıkları tanımlamak için kullanılır. (Hayati Hökelekli, “Fıtrat”, DİA, 13/47.)
Dinî perspektifte fıtrat, insanların Allah tarafından yaratılmış doğal ve saf hâli olarak kabul edilir. İnsanın yaratılışındaki temel ve tabii özelliklerini ifade eder. İslam’a göre herkes fıtrat üzerine doğar (Buhari, Cenaiz, 92.); bu da kişinin Allah’ı tanıma ve ona inanma yeteneğine sahip olduğunu ifade eder. (Araf, 7/172.) Kur’an, insanın doğuştan gelen fıtratıyla yani Allah’ın yarattığı saf hâliyle doğruya yönelmeye yatkın olduğunu belirtir. (Rum, 30/30.) Bu fıtrat, ahlaki doğruları ve yanlışları ayırt etme kapasitesini de içerir. (Şems, 91/7-10.) Bu yüzden ahlak, İslam’a göre insanın doğasında mevcuttur. Fıtrat, insanın doğası gereği iyiliğe, adalete ve doğru davranışlara meyilli olduğu anlamına da gelir.
Kur’an’da fıtrat kavramı çok boyutlu bir yapıya sahiptir, yalnızca biyolojik bir yaratılışı değil, aynı zamanda ahlaki, manevi ve bilişsel boyutları da kapsar. Bu boyutlar tevhid, (Rum, 30/30.), ahlaki yeti (Şems, 91/7-10.), manevi derinlik (Secde, 32/9.), bilişsel yeti (Âl-i İmran, 3/191.), sosyal yaşam (Hucurat, 49/13.) ve bedenî yapı (Rum, 30/54.) şeklinde sıralanabilir. Bütün boyutlar, insanın hem bireysel gelişimi hem de toplumsal varoluşu için denge içinde çalışır. Kur’an, insanın, yaratılışındaki bu doğal yapıyı koruması ve ona uygun hareket etmesi gerektiğini vurgular.
Kur’an ayetleri dikkate alındığında fıtratın boyutları ile ilgili farklı bir perspektif daha karşımıza çıkar. Kur’an’da bir varlık olarak insanı, diğerlerinden ayıran temel özellikler olarak fıtrat, genel bir mana ifade ederken bireysel özellikler bakımından fıtrat, özel bir anlam taşımaktadır. Birincisi insanın “ne olduğu”, “diğer varlıklar karşısındaki konumu” ile ilgili olup fıtratın ilk kademesi olarak değerlendirilebilir. (Bakara, 2/30.) İkincisi ise akıl (Ankebut, 29/43.), kalp (Hac 22/46) ve nefis sahibi (Şems, 91/7-10.) bir varlık olarak insan türünün genel özellikleri bakımından fıtrattır. Üçüncüsü de insanları birbirlerinden ayıran özellikler ve insan cinsine ait bireylerin her birinin bireysel farklılıkları ile ilgilidir. Bu fıtri farklılıklardan biri cinsiyet (Hucurat, 49/13.), diğeri de mizaç ve kabiliyetlerdir. (İsra, 17/84.) Fıtratın bütün boyutları hayatın içerisinde özellikle eğitimde merkeze alınması gereken parametreleri göstermektedir. (Z. Şeyma Arslan, “Fıtrat Kavramı Çerçevesinde Eğitimde ‘İnsanın Neliği’ Sorusu”, Doktora Tezi, İstanbul 2006)
Bireylerin kendi fıtri özelliklerine uygun yaşamaları, hem kişisel tatmin hem de toplumsal uyum için önemlidir. Ancak insan, diğer varlıklardan farklı olarak sınırlarını zorlayan ve aşabilen (olumlu ve olumsuz manada) aynı zamanda kendini gerçekleştirebilen bir varlıktır. Bu yönüyle insan her türlü müdahaleye, etkiye, gelişim ve değişime açık vaziyettedir. Dolayısıyla zamanla çevresel etkiler ve yaşanan deneyimler, insanın fıtratına/özüne zarar verebilir, insanı kendinden uzaklaştırabilir. Zira fıtrat, varlığın başlangıç hâlini, henüz dış etkenlere maruz kalmamış doğal yapısını, ölçü ve ahengini gösterir. Bu noktada fıtrata en fazla zarar veren unsur ise onu değiştirmeye yönelik bilinçli ve kasıtlı tavır ve eylemlerdir.
Fıtrata müdahalenin bireysel ve toplumsal sonuçları
İnsan doğasının biyolojik ve psikolojik yapısının değiştirilmesi veya buna müdahale edilmesi anlamında kullanılan “fıtrata müdahale” yani insanın doğuştan gelen özüne, tabiatına ve doğal eğilimlerine karşı yapılan baskı, yönlendirme veya deformasyon, felsefi ve dinî bir tartışma alanıdır. Zira insanın yaratılışına, doğal hâline, kendi oluşuna zarar veren bu müdahaleler, kişinin psikolojik, manevi ve toplumsal dengesi üzerinde önemli etkiler yaratır. Bu müdahaleler, bireyin doğal gelişimini, içsel huzurunu ve toplumla olan uyumunu büyük oranda bozar. Genel olarak insana ve kâinata yapılan müdahaleler, kısa vadede olumlu sonuçlar veriyor gibi görünse de uzun vadede karmaşık ve ciddi sonuçlar doğurur. İnsana ve kâinata yapılan müdahalelerin sonuçları, biyolojik, ekolojik, psikolojik ve toplumsal açıdan geniş bir yelpazede değerlendirilmelidir. Kâinata müdahale nasıl ki iklim değişikliği, doğal afetler, doğal kaynakların tükenmesi gibi çevresel ve ekolojik sorunlara sebep oluyorsa insanın fıtratına müdahalenin de birtakım olumsuz sonuçlarının olacağı aşikârdır.
Genel anlamda insanın fıtri özelliklerini yok sayma veya baskılama, bireyin kendini gerçek anlamda tanımasını ve kabullenmesini zorlaştırır. Kişinin “gerçek benliği” konusunda kafa karışıklığına sebep olur. Kendi öz benliğine aykırı davranmak zorunda kalan insanlar, içsel bir çatışma yaşamaya başlar. Bu durum, sürekli bir stres hâli, kaygı bozuklukları ve depresyon gibi duygusal sorunlara yol açabilir ve kişinin kendilik algısında bozulma başlar. Kendi doğasına yabancılaşma ise kişide kimlik bunalımı yaratabilir. Kimlik krizine giren birey; kim olduğunu, neye inandığını veya hangi değerlere sahip olduğunu ve yaşam amacını sorgulamaya başlar. Kendi varoluşuna yabancılaşan birey, anlam eksikliği ve boşluk hissi ile mücadele etmek zorunda kalabilir.
Fıtrata müdahale; kişinin kendi bedenine, zihnine veya ruhuna yabancı hissetmesi ile sonuçlanabilir. Bu da dünyaya ve diğer insanlara karşı bir kopukluk ve soyutlanma hissi yaşatabilir. Kişinin kendi doğasına yabancılaşması, depresyon, anksiyete gibi psikolojik sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olur. Psikolojik baskı ve stres, zamanla fiziksel sağlık üzerinde de olumsuz etkiler oluşturabilir ve bu durum psikosomatik rahatsızlıkları beraberinde getirebilir.
Toplum bireylerin oluşturduğu bir bütün olduğundan, fıtrata aykırı müdahaleler toplumsal ilişkileri, değerleri ve dengeleri de tehdit eder hâle gelir. İşte bu tür müdahalelerin toplumsal düzeyde yol açabileceği başlıca sorunlardan biri de toplumsal uyum ve birlikte yaşama kültürünün zayıflamasıdır. Fıtrata yapılan müdahaleler, sosyal yapıda uyumsuzluklara neden olur. Bu da toplumsal huzursuzluk, gerilim ve çatışmaya sebep olur. Toplumda farklı grupların birbiriyle uyum içinde yaşamasını zorlaştırarak toplumda ayrışmanın derinleşmesine sebep olabilir.
İnsanın doğal eğilimlerine; özellikle iyilik, adalet, dürüstlük gibi fıtrata dayalı ahlaki değerlere müdahale edilmesi, toplumda ahlaki bozulma meydana getirir. Bireyler doğal ahlaki değerlerinden uzaklaştırıldığında toplumda ahlaksızlık, haksızlık ve adaletsizlik gibi sorunlar yaygınlaşabilir. Topluma dayatılan yapay ahlak anlayışları, kişisel vicdan ve ahlak ile çeliştiğinde, bireyler arasında vicdani yozlaşma görülebilir. Bu da toplumsal güvenin zayıflamasına ve sosyal bağların kopmasına neden olur. Toplumda bir arada yaşamayı mümkün kılan adalet, merhamet, yardımlaşma gibi değerler, fıtrata müdahaleler sonucunda mahiyet kaybına uğrayabilir.
Fıtratın ihmal edilmesi, bireylerin toplumsal rollerini benimsemekte zorlanmasına neden olurken toplumsal cinsiyet rolleri ve görevleri üzerinden yapılan müdahaleler, bireylerde uyumsuzluk ve memnuniyetsizlik meydana getirebilir. Fıtrata aykırı cinsiyet rollerinin dayatılması veya teşvik edilmesi, toplumda cinsiyet eşitsizliklerinin derinleşmesi ve toplumsal dengenin bozulması anlamına gelir. Bireylerin doğal rollerine ve ilişkilerine aykırı baskılar, aile yapısının zayıflamasını, bireyler arası ilişkilerin bozulmasını ve toplumun köklerinden kopmasını kaçınılmaz hâle getirir.
Fıtrata yapılan müdahaleler, doğal olanın baskılanmasına ve yanlış olanın normalleştirilmesine neden olur. Bu durum kültürel ve ahlaki değerlerin yozlaşmasına yol açar. Böylece doğru ve yanlış arasındaki sınırlar bulanıklaşır, toplumsal düzeyde yabancılaşma ve gruplaşmalar ortaya çıkar. İnsanların birbirine yardım etme ve destek olma eğilimlerini zayıflatabilir, bu da toplumun genel uyumunu ve birlikte hareket etme kapasitesini düşürür.
Fıtratı korumada ailenin önemi
Aile; çocukların doğal yeteneklerini, eğilimlerini ve kişilik özelliklerini tanıyarak ve destekleyerek onların gelişim süreçlerini sağlıklı bir şekilde yönetebilir. Aynı zamanda aileler, ahlaki değerleri öğreterek çocukları biyolojik, psikolojik ve sosyal risklere karşı koruyabilir. Bunun için öncelikle çocuğun fıtratını tanıma ve kabul etme hayati bir önem taşımaktadır. Aileler, çocuğun doğuştan gelen iyi özelliklerini fark edip geliştirmeli, kötü özelliklerini ise iyi yöne kanalize etmelidir. Çocuğun ilgi alanlarını, yeteneklerini ve bireysel farklılıklarını anlamaya çalışmak ve ona bu alanlarda özgürlük tanımak çok önemlidir. Çocukların doğal yeteneklerine ve kişisel sınırlarına saygı duymayan baskıcı bir ebeveyn yaklaşımı, onların fıtratına zarar verebilir ve çocuklarda özgüven kaybına yol açabilir. Diğer taraftan güvenli ve dengeli sınırlar koymayan, çocuğuna rehberlik etmeyen, alternatif yollar sunmayan, ilgisiz ve kayıtsız bir ebeveyn tutumu da fıtratın sağlıklı bir şekilde ortaya çıkıp gelişmesini engelleyebilir.
Aileler, çocuklarına teknolojik ve biyolojik müdahalelerin riskleri hakkında farkındalık kazandırmalıdır. Estetik ameliyatlar, genetik müdahaleler veya cinsiyet değiştirme gibi konularda çocukların bilinçsizce hareket etmemeleri için bilhassa ailelerin onları doğru bilgiyle donatması gerekir. Çocukların teknolojik müdahaleler (örneğin estetik ameliyatlar, sosyal medyada “mükemmel görünüm” baskıları) hakkında gerçekçi beklentilere sahip olmaları sağlanmalıdır. Çocuklara, bedenlerinin doğal hâllerinin değerli olduğu ve kendilerini oldukları gibi kabul etmeleri gerektiği öğretilmelidir. Medyanın güzellik algıları ve toplumun baskıları karşısında güçlü bir öz kimlik geliştirmeleri desteklenmeli, ihtiyaç hâlinde uzman görüşüne ve yardımına başvurmaktan kaçınılmamalıdır.
İnsanın doğasına saygı duymak, başkalarının haklarını gözetmek gibi değerler, fıtrata yönelik müdahalelere karşı bir kalkan görevi görebilir. Aileler, çocuklarına insanın doğal yapısının ve yaratılışının bir hikmete bağlı olduğunu öğretme çabası içinde olmalıdır. Her bireyin kendine has özelliklerinin önemli ve değerli olduğu vurgulanmalıdır. Çocuklara, sadece kendi fıtratlarına değil, başkalarının da fıtratına saygı göstermeleri gerektiğine dair bir bilinç kazandırılmalıdır. Bu, toplumsal uyumun ve karşılıklı saygının gelişmesine yardımcı olacaktır.
Aileler, çocuklarının dışarıdan gelen müdahale veya baskılara karşı eleştirel düşünme yeteneği kazanmalarını sağlamalıdır. Medya, toplum ve hatta bazı eğitim sistemleri, insan fıtratına aykırı değerleri dayatabilir. Bu durumlarda çocukların kendi doğalarını koruyabilmeleri için eleştirel düşünme yetileri geliştirmeleri gerekir. Çocukların, medya ve sosyal medya üzerindeki cinsiyet, güzellik ve başarı algılarına karşı eleştirel bir gözle bakabilmeleri için “medya okuryazarlığı” eğitimine ihtiyaçları vardır. Bu, onların popüler dayatmalara karşı direnmelerine ve kendi kimliklerini güçlendirmelerine yardımcı olur.
Fıtrat, pek çok dinî ve manevi öğreti içinde önemli bir yer tutar. Aileler, çocuklarına dinî ve manevi değerleri aktararak onların fıtratlarına saygı duymalarını ve doğallıklarını korumalarını öğretebilir. İslam’ın yanı sıra pek çok dinde de insanın yaratılışına müdahale edilmemesi gerektiği vurgulanır. Çocukların, manevi değerlerle içsel bir uyum yakalayarak kendi doğalarına ve yaratılışlarına saygı duymaları sağlanabilir.
Sonuç
Fıtrata yönelik bilinçli-bilinçsiz tüm müdahaleler, hem insanın bedensel ve ruhsal dengesi hem de doğal çevre üzerindeki etkileri nedeniyle dikkatle ele alınmalıdır. Öncelikle birey üzerindeki etkileri farklı disiplinler üzerinden mercek altına alınmalı, toplumsal çözülmelere ve değer kaybına sebep olacak müdahaleler bilimsel veriler ile ortaya konmalı, bu doğrultuda geniş çaplı önlemler alınmalıdır.
Fıtrata müdahalenin bireysel ve toplumsal zararlarını önlemek için aile eğitimi kritik bir rol oynar. Aileler, çocuklarının fıtratına yapılan müdahalelerin bireysel ve toplumsal zararlarını önlemek için bilinçli bir eğitim süreci izlemelidir. Çocuğun doğasına saygı, özgüvenini güçlendirmek, psikolojik destek sağlamak, ahlaki değerler aşılamak ve eleştirel düşünme yeteneğini geliştirmek bu sürecin temel taşlarını oluşturur.