GENÇLERİMİZİ CİNSİYETSİZLEŞTİRME ÇABALARI
Prof. Dr. Selim ÖZARSLAN
Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Son zamanlarda bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de dış destekli ve dış kaynaklı bazı sivil toplum kuruluşları (STK) ve çevreler, teknolojinin gücünden yararlanarak insanın doğal yaşam alanı olan tabiatı (doğayı) ve çevreyi kimyasal maddeler ve genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) yoluyla dönüştürüp tahrip etmeye çalıştıkları gibi insanı da yaratılış ve fıtratından yani yaratılıştan sahip olduğu belli fiziki ve biyolojik özelliklerinden uzaklaştırarak dönüştürmek istemektedirler. (Fıtrat, “yarmak, ikiye ayırmak, icat etmek, yaratmak” manalarına gelen fatr kökünden gelen bir isim olup “yaratılış, belli yetenek ve yatkınlığa sahip oluş” anlamında kullanılmaktadır. Bk. Hüseyin b. Muhammed Ragıp İsfehânî, el-Müfredât fî Garibi’l-Kur’ân, İstanbul: Daru’l-Kahraman, 1986.) Bunu da insanı doğal olarak yaratıldığı biyolojik cinsiyetinden uzaklaştırarak yani erkekse erkekliğinden, kadınsa kadınlığından uzaklaştırarak, cinsiyetsizleştirerek yapmaya çalışmaktadırlar. İnsanın biyolojik cinsiyetini inkâr eden, cinsiyetsizleştirme ideolojisini yaymak için telkin ve teşvik çalışmalarında bulunan LGBTQ vb. hareket ve çevreler, kadın ve erkeğin birlikteliğiyle kurulmuş olan aile kurumunu, sağlıklı nesillerin çoğalması, dinî değerlerin ve geleneğin aktarılmasını sağladığı için gereksiz görmekte hatta insanlık için zararlı bile olduğunu iddia edebilmektedir. Hâlbuki aile, insanlık tarihinin başından itibaren ilahi yahut gayri ilahi toplumlarda toplumun temel taşı olarak görülmekle birlikte sağlıklı toplumların meydana gelmesinde de merkezî unsur olarak kabul edilmiştir. Çünkü insan yavrusunun kimlik ve kişilik edinmesi ve gelişmesi aile kurumu içerisinde başlar. Bunlara ilaveten inançlar, değerler, gelenek ve göreneklerle iyi ve yararlı alışkanlıklar ilk ve en sağlıklı bir biçimde aile kurumu içerisinde kazanılır.
Aile, inanç ve ibadetlerin, ahlaki davranışların, yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma gibi etik ve ahlaki değerlerin tecrübeyle öğrenildiği sosyal ortamın adıdır. Sağlıklı bir aile ortamında yetişen genç, güzel ahlakı oluşturan sabır, iffet, cesaret ve adalet sahibi; nezaketli, iyimser ve ümitli; mütevazı, ileriye bakan; tarzı ve davranışları düzgün, eylem ve davranışlarında bilinçli ve uyanık olur. Aile ocağının en belirgin özelliği, sevgi ve saygı odaklı bir ilişkiler dünyası olmasıdır. (Selim Özarslan, “Evlilik Yaşı ve İçerdiği Sorunlar”, 251.) Bu nedenle Hz. Peygamber (s.a.s.), mutlu ve erdemli toplum düzeni oluşturmak için insanlar arasında evlenip aile kurmayı kolaylaştırmış, insanları özellikle gençleri aile kurmaya teşvik etmiştir. (Buhari, Nikah, 3; Müslim, Nikah, 1; İbn Mace, Nikah, 1.) Peygamber Efendimizin evliliğe teşvik ile ilgili hadis-i şerifleri, evliliğin insanın hürmet ve saygınlığını koruduğunu göstermektedir.
Eşlerin arasında sevgi ve merhametin var edilmesi, Kur’an-ı Kerim’de, Allah’ın varlığı ve kudretine delil olarak zikredilmiştir. (Rum 30/21.) Ayet-i kerimeden, evlenip aile kurmanın önemi bir kez daha anlaşılmaktadır.
Son ilahi din olan İslam’ın kutsal kitabı Kur’an’ın farklı ayetlerinde belirtildiği gibi evlilik veya aile kurmanın en temel amacı, başta anne ve baba olmak üzere aileyi oluşturan bireylerin huzur ve mutluluğunu sağlamak, bedenen ve aklen/ zihnen sağlıklı nesiller yetiştirmek suretiyle insan soyunun devam etmesine katkıda bulunmaktır. (Nahl, 16/72.) Sağlıklı ve iyi nesiller yetiştirmek ve devamını sağlamak da ancak aile ocağında gerçekleştirilebilmektedir. (Taşköprizade Ahmed Efendi, Ahlak-ı Adudiyye Şerhi, 184; Hüsameddin Erdem, Ahlak Felsefesi, 149.) Şu ayet bu hususa işaret etmektedir: “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar meydana getirip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (Nisa, 4/1.)
İslam aileyi ve aile hayatını dolayısıyla da toplumun geleceğini sağlam ve sarsılmaz ilke ve normlara bağlamak için meşru olmayan (gayrimeşru) birleşmeleri yasaklamış, meşru nikâh tarzının dışındaki nikâh biçimlerini uygulamadan kaldırmıştır. Aileyi oluşturan iki unsurdan biri olan kadın, eskiden ancak çocuk doğurduktan sonra aileye dâhil edilirken Hz. Peygamber’in uygulamasıyla evlilikle (nikâhla) birlikte aileye dâhil edilmiştir.
Yine LGBTQ ve vb. insanın biyolojik cinsiyetini inkâr eden çevreler ve akımlar, birey, erkek ya da kadın hangi cinsiyette dünyaya gelirse gelsin cinsiyet seçiminin bireyin kendisine bırakılması gerektiğini savunmaktadırlar. Bu sebeple çocukların aileleri tarafından biyolojik cinsiyetlerine göre büyütülmesi ve yetiştirilmesini yanlış olarak görürler. Güya cinsiyetsizleştirme ile toplumlarda bulunan kadın erkek eşitsizliğinin son bulacağı ileri sürülür. Önceki zamanlarda yapılan hatalar daha büyük yanlışlar yapılarak ortadan kaldırılamaz. Tarihlerinde kadını şeytanın meydana getirdiği bir çirkinlik olarak görerek onu küçümseyen ve insan sınıfına koymayan Batı Uygarlığı (Selim Özarslan, Günümüz Kelam İnanç Problemleri (Ankara: Nobel Yayınları, 2016), 132.) yaptığı yanlışın diyetini, günümüzde sözde eşitlik ve özgürlük sloganıyla kadının yaratılışını bozma, biyolojik cinsiyetini ve fizyolojik niteliklerini inkâr etme gibi daha vahim hatalar yaparak ödemeye çalışmaktadır. Biyolojik cinsiyeti inkârla cinsellik konusunda erkek kadın ayrımı yapmamaya çalışan bu tahrip ideolojisinin savunucuları bu görüşlerini ifade etmek için genderfluid (akışkan cinsiyet), genderfree, agender, genderqueer, nongendered (cinsiyetten bağımsız), non-binary (ikili cinsiyet dışı, ne erkek ne de kadın gibi davranma, yaşama) gibi birden fazla yeni terim üretip insanların özellikle gençlerin gündemine sızmışlardır. Cinsiyetsizleştirme, cinsiyet değiştirme (gender reassignment) ve eşcinselliği (homosexuality) savunan bu akım ve hareketler kendilerine 14 - 25 yaş aralığındaki gençleri hedef kitle olarak benimsemişlerdir. Bu yaş aralığını hedef kitle olarak saptamış olmalarının nedeni ise bu yaşlardaki gençlerin farklı olma, kendini gerçekleştirme arzusunda olmalarıdır. Yine bu yaşlardaki bireylerin haz ve duygularının peşinde koşup sonraki süreçlerde neler yaşayacaklarını hesaplayamayacak durumda olmaları da onları hedef kitle yapmaktadır. 10. yüzyıl filozoflarından Yahya İbn Adî, gencin haz ve arzularının peşinden koştuğunu şöyle ifade etmektedir: “Çünkü genç birisi çabuk etkilenir ve nefsi, arzulara yönelecek tabiatta olur. Zira o, başkasının bu arzulara kapılıp onları güzel bulduğunu ve elde etmeye çalıştığını görünce kendisi de bu kişiyi izlemeye ve onun haz aldığı şeylerle mutlu olmaya yönelecektir. Şehvânî gücünü kontrol edip yönetebilen kişi ise nefsini dizginler ve arzuları konusunda iffetli olmaya başlar. Hem de çirkinliklerden çekinir, sakıncalı şeylerden korunur ve hazlarla ilgili hususlarda doğru istikamet üzere olur.” (Ebu Zekeriyya Yahya İbn Adi, Tehzibü’l-Ahlak Ahlak Eğitimi, Çev. Harun Kuşlu, (İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2013), 72-73.)
Cinsiyetsizleştirme düşüncesi ya da ideolojisi, sınırları olmayan; etik/ahlaki ilkelerin, imana dayalı değer ve erdemlerin yok sayıldığı bir toplum var etme amacını gütmektedir. Cinsiyetsizleştirme, insanın yaratılışını yani biyolojik cinsiyetini tahrip eder. Cinsiyetsizlik ve eşcinsellik, insan neslinin devamına engel oluşturduğundan hem dinen hem de aklen çirkin kabul edilen kötü bir eylemdir. İnsan mahremiyeti, onur, şeref ve kutsiyetine de aykırıdır. Bu konuya İslam âlimi İmam Ebu Mansur el- Matüridi (ö. 944), “Bu hususta ilahi bir yasaklama olmasa bile akıl bu tür sapmayı haram kılardı.” diyerek açıklık getirmiştir. (Matüridi, Te’vilat, 2/256, 542; 3/58.) İnsanların cinsiyetsizleşerek yaşamasına gayret eden bu tür ideoloji ve çevrelerin hedef noktasında başta aile kurumu gelmektedir. Çünkü cinsiyetsiz ya da eşcinsel bireylerin, topluma yeni nesiller kazandıran sağlıklı bir aile hayatı sürdürmesi mümkün değildir. Bu sebeple bu tür sapkın ideoloji ve hareketlerin toplumda yaygınlaştırılması aile kurumunu ve onun toplum hayatındaki önemli işlevini çökertmeye hatta yok etmeye yöneliktir.
O hâlde bu gibi fıtri/doğal yaşam, biyolojik cinsiyet, evlilik ve aile karşıtı hareket ve akımların zararına karşı gençlerimizi ve gelecek nesillerimizi korumak bizim insanlık borcumuz olduğu gibi dinî bir görevimizdir. Gençlerimizi bu tür sapkınlıklardan koruyabilmek için de kadın ve erkeğin evliliğini kolaylaştırarak teşvik etmeli, bu şekilde aile kurumunun devamını sağlamaya çalışmalıyız.