SEVGİYE DAYALI HUZUR VE ŞEFKAT YUVASI
Prof. Dr. Halit ÇALIŞ
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi
“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum, 30/21)
Bu ayet-i kerime Müslüman aile yapısının temel özelliğini ve ana değerlerini ortaya koymaktadır. Müslüman aile, hayatın akıp giden seyri içerisinde karşılaşılan sıkıntı, zorluk ve olumsuzlukların hayata yönelik sarsıcı etki oluşturmasını engelleyen, bedeni ve ruhu birlikte sarıp sarmalayan huzur ve sükûn yuvasıdır. Bu sonucu doğuran ise, sevgi ve şefkattir. Ayet-i kerime İslam ailesinin âdeta formülünü vermektedir. Buna göre, muhabbet artı merhamet eşittir sekinettir. Yani içten ve samimi sevginin ilişkilerde şefkatle bütünleşmesiyle huzur ve sükûn yuvası meydana gelir. İlk iki değerin hayata yansıma düzeyi, sonucun seviyesini belirler. Bu, aynı zamanda ailenin huzur ve sükûn özelliğinin arzulanan seviyede olmadığı, zaafa uğradığı durumlarda sebeplerin teşhisini de gösterir.
Karşılıklı ilişkilerin sevgi, şefkat, anlayış ve bağışlama değerleri ekseninde geliştiği, bunlara bağlı olarak huzur ikliminin teneffüs edildiği bir yuva, bir insanın hayatta sahip olabileceği en büyük nimetlerdendir. Böyle bir aile, insanın dünyadaki cennetidir. Müslüman toplumumuzun irfanı bunu, “hane-i saadet: huzur yuvası” şeklinde ifade etmiştir. En üst seviyede beden ve ruh sağlığına da ancak böyle bir yuvada kavuşulabilir. Eşler, âdeta tek bir beden hâlini almışçasına birbirleriyle bütünleşir, çocuklar da bu huzur ve sükûn ortamında beden ve ruh sağlığı itibarıyla dengeli ve uyumlu bir şekilde büyüyüp şahsiyet kazanır. Nitekim Kur’an-ı Kerim evlilikle birlikte tarafların birbirine karşı durumunu “iç içe geçmek, birbirine katılmak, tek bir bedene bürünmek” şeklinde ifade etmiştir. (Nisa, 4/21) Tabiatıyla bu atmosfer, çocukların aile içi ve sosyal çevreyle olan uyumuna ve ilişkilerine de yansıyacak; böylece örnek bir toplumun küçük bir modelini oluşturacaktır.
Sevginin yeşermesi ve günbegün kuvvetlenmesi için, sevginin somut yansımalarına ihtiyaç vardır. Zira sevginin hissedilmesi gerekir. Sözlü ve fiilî olarak hissettirilemeyen sevginin karşılık bulması mümkün değildir; bilakis olumsuz duyguların gelişmesine sebep olacaktır. Anne-babayı sevmek, onlara itaat etmeyi; çocukları sevmek, onları kucaklamayı, öpmeyi, takdir etmeyi, fikirlerine değer vermeyi; eşi sevmek, haysiyet ve onurunu korumayı gerektirir. Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.s.), “Siz çocukları öper misiniz? Biz hiç öpmeyiz.” diyen bedeviye “Allah senin kalbinden merhamet ve şefkat duygusunu çekip aldıysa ben sana ne yapabilirim ki!” demiştir. (Buhari, Edeb, 18) Dolayısıyla sevginin mutlaka davranışlara yansıması gerekir. Bütün bunların yanında, sevginin dillendirilmesi de icap eder. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) “Biriniz kardeşini sevdiğinde, sevgisini ona hissettirsin.” buyurmuşlardır. (Ebu Davud, Edeb, 122) Dolayısıyla sevgi sırf iddiadan ibaret kalmamalı, her vesileyle davranışa yansımalıdır.
Böylesi bir saadet yuvasının sürekliliğinin sağlanabilmesi, eşlerin birbirlerine sınırsız sevgi beslemesine, olası kusur ve hatalarını görmezden gelmesine, üstünü örtmesine ve bağışlamasına bağlıdır. Basit sebeplerle veya keyfî biçimde ailenin sonlandırılması girişimi ya da talebi ise, hukuki geçerliliği bir yana, Allah katında hesabı zor verilir büyük bir vebaldir. Nitekim Allah Resulü (s.a.s.), sebepsiz yere eşini boşayan erkeklerin ve boşanmak isteyen kadınların bu hareketlerini doğru bulmamış; böylelerine cennetin kokusunun haram olduğunu belirtmiştir. (Ebu Davud, Talak, 3, 17-18; İbn Mace, Talak, 1)
Merhamet ve şefkat erdemlerinin temel davranış biçimlerini oluşturduğu huzur yuvasında elbette zaman zaman bazı tatsızlıklar yaşanabilir. Nitekim bu tür durumlar Allah Resulü’nün (s.a.s.) eşleriyle olan ilişkilerinde de söz konusu olmuştur. Ancak bu noktada önemle dikkat çekilmesi gereken husus, bunun huzur ortamını sarsacak, sevgi ve şefkatin azalmasına sebep olacak boyutlara ulaşmamasına özen gösterilmesidir. Bunun için eşler birbirlerine karşı açık sözlü olacak, kırgınlıklar büyümeden konuşulup çözüme kavuşturulacaktır.
Sevgi ve şefkat değerleri, ebeveyn ve çocuklar arası ilişkilerde iletişim kanallarının sürekli açık ve canlı tutulmasını zorunlu kılar. Dinamik iletişim sayesinde zaman zaman yaşanan olumsuzluklar, kırgınlıklar sorun hâlini almadan, alınganlığa dönüşüp gönülde yerleşmeden, ilerleyen süreçlerde ön yargı oluşturmadan çözüme kavuşturulur. İşte tam da bu noktada teşekkür ve özür, hayati önemi haizdir. İyilik, fedakârlık, anlayış, müsamaha gibi hata, yanlış ve ihmal de insan olmanın tabii uzantılarıdır. En basit bir iyilikte bile teşekkür etmek, aynı şekilde sıradan bir hata sebebiyle özür dilemek duygusal bağları güçlendirir. Ancak her türlü davranış gibi teşekkür ve özrün de samimi, vaktinde ve gerektiği gibi olması lazımdır. Öte yandan teşekkür ve özür herkese karşı gösterilmesi gereken bir ahlak tutumu olmakla birlikte, öncelikle en fazla değer verilenlere yani eşe, ebeveyne ve evlada karşı gösterilmelidir. Bu tutum, sevginin saygı ile bütünleşmesini sağlar.
Sevgi ve şefkat karşılıklı olarak birbirlerini hem gerektirir hem de besleyip güçlendirir. Sevgi varsa sevgiyi gösteren davranış da vardır şefkat de. Bir diğer ifadeyle sevgi temelli davranışta merhamet, muhabbetin bir yandan uzantısı diğer yandan da ispatıdır. İşte buna bağlı olarak hayatın normal akışı içerisinde eşler arası karşılıklı ilişkilerin temel değerini sevgi; yanlış, hata, ihmal gibi olumsuzluklar hususunda temel değeri ise şefkat/merhamet oluşturur. Eşler birbirlerine sınırsız sevgi besler, bunu her fırsatta değişik şekillerde hissettirirler. Olası hata ve ihmaller ise görmezden gelinir, üstü örtülür, bağışlanır, yer, zaman, üslup açısından hikmete uygun şekilde düzeltme/telafi yoluna gidilir. Böylece sevgi, şefkat ve merhamet değerleriyle çerçevelenen aile; eşler, çocuklar ve toplum için en büyük nimet ve güvence işlevi görür.