BİR ÖMÜR BEKLENEN YOLCULUK


Fatma Nur SAYLAM

Kırıkkale Kur’an Kursu Öğreticisi



İnsan elbette bir yolcu bu dünyada, hac yolculuğu ise ömür boyunca yaptığımız yolculuğun gözümüzün önünden geçen bir senaryosu sanki. Silinen, silinmesi umulan günahlar… Tertemiz olmuş veya olmasını ummuş olduğumuz sayfalar… Hac yolculuğu sıradan bir seyahatten ibaret değildir. Bir hasret, bekleyiş, özlem ve vuslattır her şeyden önce. Bu yolculuğa hazırlık içte başlamalıdır; kalpte, zihinde ve gönülde…

Bu kutsal görev benim için çok önemliydi. Sorumluluk alacak olmak beni çok heyecanlandırıyordu. Evet, teker teker aramaya başladım bu yolculuğun nasiplilerini. Telefonda tanıştım her biriyle. Anlattım onlara merak ettikleri mevzuları. “Hayırlı olsun.”, “Allah mübarek etsin.” dilekleriyle sonlandırdım konuşmalarımı. Manevi mekânda ahiret kardeşliği yaşayacağımız belki de bir daha birbirimizi hiç göremeyeceğimiz hac arkadaşlarımın dualarını almak tarifsiz bir mutluluk yayıyordu ruhuma.

Nihayet o güzel diyara yolculuk günü geldi. Bulunduğumuz şehirde bizleri uğurlamaya gelen ailelerimiz, arkadaşlarımız, komşu ve tanıdıklarımızın hayır dualarını da alarak ömrümün en kutsal yolculuğu başladı.

Otobüste “Kâbe’nin Yolları”, “Canım Kâbem” ilahileri kulaklarımızın pasını siliyor, derin hayallere dalıyor, sevinç gözyaşları döküyoruz. O mübarek topraklar, vahyin mekânı, her yerinde Efendimizin (s.a.s.) ve güzide sahabenin ayak izlerini, hatıralarını taşıyan rahmet yurdu… Kalbimizde aynı anda hem ümit hem de korku var. Korkumuz güvenli beldeden değil edebe riayet edemez de gittiğimiz gibi geri dönersek diye.

Esenboğa Havaalanına ulaştık. Evet, bizi bekleyen bir şey daha var: Sabretmek. Uzun bekleyişler heyecanımızı gidermek yerine daha da çoğaltıyor. Yol arkadaşlarımla tanışıyorum bu arada. Benim gibi heyecanlılar tabii. Kafalarında bir sürü soru var. Niyet, tavaf, Kâbe, Arafat’a dair… Havaalanı mescidinde uzun uzun cevapladım güzel yol arkadaşlarımın merak ettiklerini.

Ve nihayet uçuş zamanı geldi. İlk varış yerimiz Mekke-i Mükerreme idi. Kutlu diyara varmak adına hemen geçsin istediğimiz yolculuk bitti, işte geldik şükürler olsun! Telaş, heyecan bitmedi hâlâ, artarak devam ediyor. “Duyufurrahman” olarak adlandırılıyoruz bu saatten itibaren. Rahman’ın ziyaretçileri… Kâbe bizim evimizdi, insan orada hiç yabancılık çekmiyordu. Bizler, Allah’ın (c.c.) misafirleriyiz ve O’nun evine bir an önce ulaşabilmek için bizi meşgul eden, zamanımızı alan tüm işlerden hemen sıyrılmak istiyoruz. Otellerimize ulaşıp biraz dinlenerek buluşmak için belli bir saat ve yer belirleyip ayrılıyoruz.

Bundan sonrası bizim için bir hayal mi gerçek mi ayırt edemeden Mescid-i Haram’a gidiyoruz. Artık O’nun evindeydik. Güvenli, emin beldede… Kâbe’yi ilk defa görecektik. Hacerü’l-esved’e selam verecek, böylelikle Yüce Allah ile musafaha edecektik. Orayı dünya gözüyle görmenin mutluluğu bazı arkadaşlarımızın yüzünde sel oldu aktı; bazıları ise şaşkın, mutmain dalıp gitti saatlerce, gözleri Kâbe’de kilitli kaldı. Kimi secdeye vardı kimi ellerini semaya kaldırdı. Farklı duygularla yüklü olsak da dilimizden dökülen ortak kelime “Elhamdülillah” idi. “Rabbim sana hamdüsenalar olsun. Çağırdın geldim, işte buradayım. Buyur, Allah’ım buyur!”

İlk tavafa başladığımız anda kalbim sanki başka bir ritimle atmaya başladı. Hacılarla birlikte omuz omuza; aklımızda, kalbimizde, ruhumuzda Allah aşkıyla Kâbe’nin etrafında dönerken bütün ayrılıkların ve buluşmaların bu vuslat yanında silindiğine şahit oldum. Sanki tüm dünya buradaydı ve herkes gönlünden geçen binbir arzu ve istekle aynı kıbleye yönelmişti. Farklı diller, bambaşka simalar bir olmuş, hep birlikte dua dua yalvarıyordu Yaradan’ına. Her bir şavt, kalabalığın içinde kaybolmayı değil kişinin kendisine dönüşünü simgeliyordu. Aşk, af, mağfiret, şükür, temenni, hayranlık, coşku, mutluluk, heyecan sanki kanatlanıp göklere uçuyordu.

Hacılarla otelin lobisinde teheccüt namazı kılmak için gece buluşup servislerle Kâbe’ye gidiyoruz. Önce nafile tavafımızı yapıyoruz. Bir tavaf, bazen iki tavaf bazen de oturup Kâbe’nin karşısına uzun uzun onu izlemek... Gözyaşları içinde, günahlarına ağlayarak, geçip giden ömrün muhasebesini yaparak, pişmanlıkları yalvararak sildirmek için…

Hacı teyzelerimiz vardı; samimiyeti aşkı yüzüne yansımış, gayretleri beni derinden etkilemişti. Yorulduğum zamanlarda onları görüp tekrar şevk ve kuvvet buldum. Çoğunun gücü azdı, yürürken zorlanıyordu ama ağzından şikâyet tarzında tek bir söz çıkmıyordu. Yüzlerindeki gülümseme bedenlerine güç katıyordu. “Bir tavaf daha yapalım.”, “Bir vakit namazımızı daha Mescid-i Haram’da kılalım.” şeklindeki cümlelerle sevap kazanma ve hayırda yarışma azimleri beden yorgunluklarını geride bırakıyordu.

Kâbe’de nafile tavaf yaptığımız günlerden birinde 80 yaşlarında bir teyze koluma girerek yavaş yavaş tavaf yapmaya başladı. Nefesi daralıyor ama gözleri parıl parıl parlıyordu. Bir ara bana dönüp “Hocam, ben bir ömür boyu buranın hasretiyle yandım tutuştum, bir ömür burayı bekledim. Rabbime, ‘Evini görmeden, Resulünü (s.a.s.) ziyaret etmeden bu emanetini alma benden.’ diye dua ettim.” dedi. Bir ömür… Bu cümle yüreğime işledi. Bir ömür biriktirilmiş dua, hasret, umut…

Bayram günleri yaklaşırken Arafat, Müzdelife ve Mina bizi bekliyor. Arafat af olunduğumuz, tertemiz sayfalar açacağımız zamanların başlangıcını yaşatıyor bize. Tarifi imkânsız, mana yüklü, kalbi çepeçevre kuşatan manevi bir dalga sanki. Her birimiz bir köşede kalbine sefer etmekte. “Affet Allah’ım!” diye yalvarmakta. Kimimiz hayat muhasebesi yapmakta, bir daha aynı hatalara düşmemeye söz vermekte. Velhasıl hepimiz aynı noktada birleşmekte. “Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım.” (Kasas, 28/24)

Müzdelife’ye vardık, mahşeri yaşamaya devam ediyoruz. Mahşerî kalabalık, akın akın yürüyoruz. İçte ve dışta azılı düşmanımız olan şeytanı taşlamak için taş topluyoruz Hz. İbrahim (a.s.) misali… Ve Mina, hayatımızın en anlamlı yürüşüyü. Bir sel misali, coşkulu, akın akın, dalga dalga yayılan hacılar topluluğu. O kadar güzel bir yürüyüş ki “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk!” nidalarının yükseldiği, tatlı bir yorgunluğun bedenimizi ve benliğimizi sardığı fakat sonuca varmanın huzurunun yaşandığı anlatılmaz yaşanır bir yürüyüş. Hayatımda tekrar tekrar yaşamak istediğim bir yürüyüştü benim için. Hac menasiki âdeta insanın benliğine doğru hakikat arayışı, kalbin sırlarına ulaşma çabası, kendini keşfetme serüveni ve varlığın özünü anlama çabası idi.

Evet, bir yolculuğa çıkmıştık ama bir ömür boyu bu yolculuk için hazırlanmıştık. Tıpkı dünya hanında ahiret yolculuğu için hazırlandığımız gibi. Vesselam…