AİLEYİ BİR ARADA

TUTAN DEĞERLER



Dr. Hüseyin HAZIRLAR

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı


Yüce Allah, sonsuz kudretiyle kâinatı var etmiş; varlıklar içinde insana en seçkin makamı lütfederek onu “ahsen-i takvim” üzere, en mükemmel ve en saygın varlık olarak yaratmıştır. Rabbimiz, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem ile eşi Hz. Havva’dan oluşan ilk ailenin temelini atmış, kadın ve erkeğin birbirinin tamamlayıcısı olduğunu, eşlerin birbirlerine yuva olması gerektiğini öğretmiştir. Böylece insanlık, ilahi rahmetin gölgesinde, sevgi ve hikmetle örülmüş aile bağıyla o zamandan bu güne hayat bulmuştur.

Kur’an-ı Kerim’de yer alan “Allah sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir...” (Araf, 7/189) ayeti, kadın ile erkeğin aynı özden yaratıldığını ve birbirine sekinet vesilesi kılındığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu hakikat, ailenin yalnızca dünyevi bir birliktelik değil gönüllere huzur veren, ruhları tamamlayan ve insanı kemale erdiren kutlu bir beraberlik olduğunun mesajını vermektedir. Cenab-ı Hak, ayrıca “Allah, size evlerinizi huzur ve dinlenme yeri yaptı…” (Nahl, 16/80) buyurarak aile yuvasının bir esenlik kaynağı olduğuna dikkat çekmektedir.

Hepimizin gözünü ilk açtığı, kişiliğimiz ve kimliğimizin şekillendiği yerdir aile. Dünyaya geldiğimiz ilk andan itibaren bizi şefkatle sarıp sarmalayan, varlığıyla içimize huzur veren en güvenli sığınaktır. Ailenin nesilleri yetiştiren, yeni kuşaklara, değerlerimizi, kültürümüzü aktaran en önemli müessese olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu nedenle aile, toplumun en güçlü yapı taşıdır. Allah’ın rahmeti ve bereketiyle büyüyen, bahşedilen evlatlarla anlam kazanan; sevgiyle güçlenen, huzurla derinleşen kutlu bir yuvadır. Aile, insanın kalbine güven veren, ruhuna sevinç nakşeden benzersiz bir lütuftur. İnancımızın kök saldığı, karakterimizin oluştuğu, hayatımıza yön veren en kıymetli mekteptir.

Aile kurmak tek başına yeterli değildir; asıl önemli olan, kurulan bu yapının gerçek anlamda bir aileye dönüşebilmesi ve sürekliliğini koruyabilmesidir. Bir arada yaşamayı anlamlı kılan değerler ve unsurlar olmadan, bu birlikteliğin canlı kalması ve uzun vadede varlığını sürdürmesi oldukça zordur.

Aileyi ayakta tutan değer sadece fiziksel birliktelik değil o birlikteliğin içini dolduran duygusal ve ahlaki temellerdir. Bu temeller eksik olduğunda, zamanla bağlar zayıflayabilir ve birlikte yaşamak bir zorunluluğa, çekilemez bir hayat anlayışına dönüşebilir. Bu çerçevede köklü değerlerin ailede yeterince yerleşmemiş olması özellikle inanç ve ahlak temelli bir dayanağın eksikliği ve yoksunluğu önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Kur’an ve sünnet, aileyi ayakta tutan, besleyen, yaşatan ve birbirleriyle ayrılmaz irtibata sahip olan değerleri bizlere öğretmiştir. Bu değerleri şu başlıklar altında ele alabiliriz:

Aile meveddetle kurulur

Birbirinde huzur bulmak üzere evlenip yuva kuran eşler, sevginin ve muhabbetin gücüyle bir arada bulunur. Kalpler, bu içten yakınlıkla birbirine ısınır, teskin olur. Rabbimiz bu hususta “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.” (Rum, 30/21) buyurur.

Meveddet; eşlerin birbirine duyduğu derin sevgidir, muhabbettir. Kerim Kitabımızda “İnanıp salih ameller işleyenler için Rahman, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır.” (Meryem, 19/96) ifadesi ve Allah’ın güzel isimlerinden biri olan “salih kullarını çok seven ve onlar tarafından çok sevilen” ve “sevginin kaynağı” anlamındaki “el-Vedud” ismi, ailedeki sevginin de bir ilahi ikram ve lütuf olduğunu çağrıştırmaktadır. Zira Rabbimiz, aynı zamanda kullarını da birbirine sevdirendir. Daha önce hiç görüşmemiş, tanışmamış, konuşmamış iki insanın arasında paylaşılan bu müstesna duygu sayesinde mümin, tüm mahlukata rahmet nazarıyla bakar. “Yaratılanı sev Yaradan’dan ötürü” anlayışını hayatına aktarır.

Gönlümüzdeki sevgiyi seslendirebilmek ve en zor anlarda kalbimizdeki rahmetin sıcaklığını hissettirebilmek, gönül dilinin hâkim kılınmasına bağlıdır. Gönül dilinin hâkim olduğu bir yuvada, aile içi şiddetten bahsedilemez. Çünkü böyle bir ailenin içi dışı rahmet olur. Meveddetin hâkim olduğu ailede “sen” diye dışlama değil “biz” diye kuşatma ve kucaklaşma vardır. Sevgi dilinin hâkim olduğu ailede herkes güzeldir, güzel görür, güzeli görür ve güzelleştirir. O ailede rekabet değil refakat vardır.

Aile sadakatle güçlenir

Sadakat; aileyi korunaklı bir yuva yapan ve aile bağlarını güçlendiren değerlerin başında gelir. Nikâh, İslam’da Allah’ın emri ve Peygamber’in sünneti olarak kabul edilen, sorumluluğu büyük bir “ağır sözleşme”dir. Bu kutsal bağın ruhunu ise sadakat oluşturur. Kur’an’da da vurgulandığı üzere, eşler birbirleri için birer örtü gibidir; (Bakara, 2/187) yani birbirlerini korur, destekler ve eksiklerini tamamlarlar.

Sadakat, insanın ahlaki yükümlülüklerinden biridir. Yalan, şiddet ve aldatma gibi ahlak dışı tutumlar ise hem güveni hem de imtihanı kaybetmektir. Zira Allah Resulü’nün (s.a.s.) ifadesiyle kişinin ailesi onun için bir imtihan vesilesidir. (Müslim, Eşratü’s-sâa, 26)

Aile bireylerinin birbirine karşı dürüst ve açık olması ve şüphe uyandıracak tutumlardan kaçınması sağlıklı bir güven ortamını oluşturur. Eşlerin birbirine kuşkuyla yaklaştığı, çocukların ise evde kendini huzursuz ve tedirgin hissettiği bir düzende gerçek anlamda güven ve mutluluktan söz etmek mümkün değildir. Buna karşılık, doğruluğun esas alındığı, yalanın kabul görmediği, herkesin birbirine Allah’ın emaneti nazarıyla baktığı, küçükten büyüğe herkesin birbirine değer verdiği ve hassasiyetle yaklaştığı bir aile yapısı, en büyük huzur ve güven kaynağıdır.

Aile şefkat ve merhametle korunur

Rabbimiz tarafından bizlere birer armağan olarak verilen şefkat ve merhamet duygusu, insanlık kandilini tutuşturan iki önemli haslettir. Dokunduğu yere hayat verir, girdiği yeri cennete çevirir. Şefkat ve merhametle bezenmiş bir ailenin yaşadığı mekân ise sıcacık bir yuvaya dönüşür.

Şefkat ve merhamet, yaratılmışlara acıma duygusuyla yaklaşmak değildir. Rahim olan Allah’ın ilahi buyrukları doğrultusunda canlı ve cansızlara davranmaktır. İncitmemek ve hiçbir kimseden incinmeme bilgeliğine erebilmektir. Bu yüzden şefkat ve merhamet tüm varlığa bilhassa en çok da insana yakışır. Çünkü insan, Allah’ın vahyine muhatap olan, üstün meziyetlerle donatılmış, sorumluluk sahibi seçkin bir varlıktır. İnsana böylesine değer veren Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’in ilk suresi olan Fatiha’da kendisini bize “Rahman” ve “Rahim” isimleriyle tanıtır. Kullarının da O’nun bu isimlerini örnek alarak şefkat ve merhametle donanmalarını ister. Zira Hakk’ın rahmetinin tecelli etmediği yüreklerde şefkat ve merhamet tahakkuk etmez. Şefkat ve merhametten yoksun bir yürekte sevgi, ülfet ve rikkat bulunmaz, bu yüreğin sahibiyle ünsiyet de kurulamaz.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu gerçeği şöyle dile getirir: “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.” (Buhari, Tevhid, 2; Müslim, Fedail, 66) Ancak, şefkat ve merhamet eğitiminden geçmiş bir mümin; başta eşi, çocukları, anne babası, kardeşleri, yakın çevresi olmak üzere toplumun her kesimiyle sağlıklı bir ilişki ve iletişim içinde olur. Çatışmadan, kavgadan uzak bir hayat sürdürür. Yüreğinde kine, nefrete, düşmanlığa, fesada ayıracak yer bulamaz.

Mevlana’nın dediği gibi, “öfke ve kızgınlıkta ölü gibi, şefkat ve merhamette güneş gibi” (Mevlana Celaleddin-i Rumi, Mecâlis-i Seb’a, Kurtuba Kitap, İstanbul, 2010) olur.

Günümüzde aile için büyük bir tehlike ve tehdide dönüşen şiddet ve zor kullanma maalesef yuvaların yıkılmasına, çocukların boynunun bükük kalmasına neden olmaktadır. Eş, evlat ve yaşlıya kaba kuvvet uygulamak bir otorite aracı olarak görülebilmektedir. Oysa bu durum, bir otorite ya da güç göstergesi değil ancak ve ancak sevgi, şefkat ve merhametten yoksun, çorak bir gönle sahip kişinin acizliğinin gün yüzüne çıkmasıdır. Asıl güç, evde terör estirmek değil sevgi ve muhabbetle gönüller fethetmektir.

Aile sabır ve nezaketle huzur ve esenliğe ulaşır

Sabır, İslam ahlakının en önemli unsurlarından biridir. Kur’an-ı Kerim’de sabır, imanla birlikte anılmış ve müminlerin en belirgin özelliklerinden biri olarak gösterilmiştir. Aile hayatında sabır; eşlerin birbirine karşı tahammüllü olması, hataları büyütmemesi ve zor zamanlarda birbirine destek olması anlamına gelir. Çünkü her insan kusurludur ve kusurların müsamaha ile karşılanması, aile birliğinin devamı için gereklidir.

Aile içinde huzur ve esenliğe ulaşmanın yolu, bireylerin birbirine karşı anlayışlı ve hoşgörülü davranmasından geçer. Eşlerin birbirine karşı sevgi ve saygıyla yaklaşması, hataları affetmesi ve iletişimde nezaketi esas alması, aile bağlarını güçlendirir. Peygamber Efendimizin (s.a.s.) aile hayatı bu konuda en güzel örnektir. O, eşlerine karşı daima nazik, anlayışlı ve sabırlı davranmış; aile içindeki huzurun korunmasına büyük önem vermiştir.

Allah Resulü (s.a.s.) “Mümin bir kimse eşine karşı nefret beslemesin. Onun bir davranışından hoşlanmasa da razı olduğu bir başka davranışı mutlaka vardır.” (Müslim, Radâ’, 61) buyurarak bizleri olumluyu görmeye, insaflı olmaya davet etmiştir. Bir evde yaşayan herkes, yaşı ne olursa olsun saygı görmeye, nazik bir üslupla konuşulmaya, güler yüzle karşılanmaya ve içten bir sohbetle değer bulmaya ihtiyaç duyar. Nezaket ve incelikten nasibini almamış insanlar, çoğu zaman farkında olmadan çevrelerine rahatsızlık verirler. Böyleleri, ok gibi sertleşmiş dilleri, düşünmeden sarf ettikleri incitici sözleri ve kaba davranışlarıyla ilişkileri derinden zedeler, insanları kendilerinden uzaklaştırırlar. Kendi saygınlıklarını yitirdikleri gibi, sevdiklerinin nezdinde de itibar kaybına uğrarlar.

Aile içinde ortaya çıkan sorunlara yapıcı ve çözüm odaklı bir bakış açısıyla yaklaşmak, zorlu dönemlerde ve kriz anlarında bağların sağlam kalmasını sağlar; bu yaklaşımın davranışlara yansıması ise aile birliğini güçlendiren en etkili adımlardan biri olarak öne çıkar. Bu nedenle, ailenin kıymetini bilmek, onu korumak ve sürekliliğini sağlamak için gereken hassasiyeti göstermek büyük önem taşır.

Hasılı, İslami değerlerle yaşatılan aile, nesiller boyu aktarımda sürdürülebilir aile modelinin inşasında en önemli köprü görevini üstlenir. Sevgi, saygı, şefkat, adalet ve fedakârlığın hâkim olduğu bir yuva olmalı ailemiz. Ne erkeğin saygınlığı hiçe sayılmalı, ne fikir ve talepleri görmezden gelinmeli; ne kadının onuru incitilmeli, emeği ve beklentileri değer kaybına uğratılmalı. Çocuk ve genç, ilgi ve sevgiyle desteklenmeli, görüşleri önemsenmeli; yaşlıların gönlü alınmalı ve kadr ü kıymeti yüceltilmelidir. Bu yüzden türlü meşakkatlerle kurulan paha biçilmez hazinemizin saygınlığını bilip, İslami değerlerle besleyip gereken ihtimamı göstermeye gayret edilmelidir.