FUSSİLET SURESİ
Doç. Dr. Faruk GÖRGÜLÜ
Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Fussilet suresi, Kur’an-ı Kerim’deki sıralamada kırk birinci, iniş sırasına göre ise altmış birinci sure olup 54 ayetten oluşmaktadır. Mekke döneminin sonlarında, Mümin suresinden sonra inmiştir. Huruf-ı mukattaadan “Hâ-mîm” harfleriyle başlayan ve art arda gelen yedi surenin ikincisi olan sure, adını 3. ayette geçen ve “ayrıntılarıyla açıklandı” anlamına gelen “fussilet” kelimesinden almaktadır. Bu ayette Kur’an’ın, ayetleri apaçık kılınmış Arapça bir Kitap olduğu vurgulanmaktadır. Sure ayrıca, “Hâ-mîm” ile başlayan sureler arasında secde ayeti içeren tek sure olması nedeniyle “Hâ-mîm es-Secde” adıyla da anılmaktadır. Bunun yanında 12. ayetteki “kandiller” anlamındaki mesabih kelimesinden dolayı “Mesabih suresi”, 10. ayette geçen “azık” anlamındaki “kut” kelimesinin çoğulu akvattan dolayı ise “Akvat suresi” olarak da isimlendirilmektedir. (İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, Tunus: Dâru’t-Tûnisiyye, 1984, 24/227, 228; Emin Işık, “Fussilet Sûresi”, TDV İslam Ansiklopedisi, 13/228-229)
Surede ağırlıklı olarak iman konuları ele alınır. Mekke müşriklerinin Hz. Peygamber’e, Kur’an’a ve İslam’a karşı takındıkları inkârcı, inatçı ve baskıcı tutumlar üzerinde durulur. Özellikle onların Kur’an’a yönelik ön yargıları ve bunun sonucunda hak ettikleri akıbete dikkat çekilir. Yer yer geçmiş toplumların peygamberlerine ve ilahi mesaja karşı sergiledikleri olumsuz tavırlar ve bunun neticesinde maruz kaldıkları felaketler anlatılır. Surede ayrıca Kur’an’ın hidayete nasıl vesile olduğu, Allah’a itaat edenlerle etmeyenlerin durumları bildirilir. Kur’an’ı inkâr edenlerin şiddetli bir azaba uğrayacakları, müminlerin cennetle müjdeleneceği haber verilir. Bunun yanında Kur’an’ın, dürüstlük, dostluk, barış ve uzlaşma gibi ahlaki öğretileri özetlenir.
Sure, Kur’an’ın, Rahman ve Rahim olan Allah’ın katından indirildiğini bildiren ayetle başlar. Daha sonra Kur’an’ın, ayetleri açıkça ortaya konmuş Arapça okunan bir kitap olduğu, müjdeleyici ve uyarıcı olarak indirildiği belirtilir. Buna rağmen insanlardan pek çoğunun ondan yüz çevirdiği ve onu işitmez hâle geldiği ifade edilir. Ardından kibir ve inatları sebebiyle Allah’a şirk koşanların akıbetlerine dikkat çekilir. İman edip dünya ve ahiret için salih amel işleyenlerin sonsuz bir mükâfata erişecekleri müjdelenir. (Fussilet, 41/1-8) Devamında Allah’ın birliği ve kudretine işaret eden deliller sıralanarak inkârın anlamsızlığı ve bunun ağır sonuçları ortaya konulur. Yeryüzünü bereket ve rızıkla donatan, yedi kat gökyüzünü yaratan ve her birine belli bir düzen takdir edenin yalnızca Allah olduğu vurgulanır. Akabinde inkâr ve isyanda direnen Ad ve Semud kavimlerinin uğradıkları felaketler hatırlatılarak müşriklerin de benzer bir akıbete sürüklenebileceği bildirilir. (Fussilet, 41/9-18) Sonraki ayetlerde Allah’ın düşmanlarının sadece dünyada değil ahirette de çetin bir azaba uğratılacakları hatırlatılır. O büyük günde kulaklarının, gözlerinin ve derilerinin kendi aleyhlerine şahitlik edeceği haber verilir. Bu kimselerin uyarıldıkları hâlde gerçeği kabule yanaşmadıkları için bu duruma düştükleri vurgulanır. Ayrıca kötü arkadaşların onları süslü yalanlarla aldattığı, aklı ve vicdanı körelterek kötülüğü cazip hâle getirdiği ifade edilir. Varacakları yerin ateş olduğu, pişmanlıkla kendilerine yeniden fırsat verilmesini isteseler bile bu taleplerinin kabul edilmeyeceği bildirilir. (Fussilet, 41/19-25) Daha sonra inkârcıların Kur’an’a meydan okuyarak, birbirlerine onu dinlememeyi, okunurken gürültü çıkarıp sesini bastırmayı telkin ettikleri aktarılır. Bu inatçı tutumlarının karşılığında şiddetli bir azaba çarptırılacakları ve ateşte ebedî kalacakları haber verilir. Orada kendilerini saptıranlardan intikam almak isteyecekleri bildirilir. Ardından müminlerin temel nitelikleri ve ahiretteki ödülleri özetlenir. Bu bağlamda “Rabbimiz Allah’tır.” diyerek dosdoğru bir hayat sürenlerin üzerine meleklerin ineceği ve onlara, “Korkmayın, üzülmeyin, size (dünyada iken) vadedilmekte olan cennetle sevinin.” diyecekleri bildirilir. Meleklerin dünya ve ahirette müminlerin dostu olduklarını söyleyecekleri, cennetin onlar için hazırlandığını ve orada canlarının çektiği her şeyi bulacaklarını müjdeleyecekleri ifade edilir. (Fussilet, 41/25-32) Ardından ilahi davete uymanın ve onu insanlara ulaştırmanın güzelliği ile bu yolun insan hayatı üzerindeki dönüştürücü etkisinden söz edilir. İyilikle kötülüğün bir olmadığı vurgulandıktan sonra kötülüğü en güzel şekilde savmanın, düşmanı bile sıcak bir dosta dönüştürebileceği ortaya konulur. Ancak bu erdemin sabırlı ve iyilikten payını almış olanlara nasip olacağı belirtilir. Şeytanın insana olumsuz duygular fısıldaması hâlinde Allah’a sığınarak O’ndan yardım istenmesi öğütlenir. (Fussilet, 41/33-36)
Devam eden ayetlerde gece ile gündüzün, güneş ile ayın Allah’ın varlığının ve kudretinin işaretlerinden olduğu, kulluğa layık olanın sadece O olduğu, O’nun dışındaki hiçbir varlığın tapılmaya değer olmadıkları vurgulanır. İnkârcıların büyüklük taslayarak gerçeği küçük düşüremeyecekleri, hak dinin Allah’ın emriyle yayılacağı ve Allah’ın gökten yağmur indirip kupkuru toprağı yeşerttiği gibi ölüleri de diriltmeye kadir olduğu anlatılır. Sonrasında Kur’an’ı inkâr eden ve ayetleri hakkında asılsız yorumlar ile tartışmalara girenlerin ahirette ateşe atılacakları, buna karşılık iman edenlerin güven içinde Allah’ın huzuruna çıkacakları bildirilir. Önceki peygamberlere de aynı vahyin geldiği hatırlatılarak Allah’ın hem mağfiret sahibi olduğu hem de çok şiddetli bir azabının olduğu vurgulanır. Bunun ardından inkârcıların, Kur’an başka bir dilde indirilmiş olsaydı bu kez de “Onun ayetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Başka dilde bir kitap ve Arap bir peygamber öyle mi?” diyerek itiraz edecekleri belirtilir. Kur’an’ın, inananlar için bir hidayet rehberi ve şifa olduğu, inanmak istemeyenler için ise onun kendilerine kapalı kaldığı, kulaklarında sağırlık, gözlerinde bir körlük bulunduğu ve bu durumun onların hakikatten uzak durmalarından kaynaklandığı bildirilir. Ayrıca geçmişte Hz. Musa’ya indirilen kitap hakkında da ihtilafa düşüldüğü, insanlardan bir kısmının iman ederken bazılarının inkârı tercih ettiği haber verilir. (Fussilet, 41/37-45)
Surenin son bölümünde (Fussilet, 41/46-54) herkesin yaptığı iyiliğin kendi lehine, işlediği kötülüğün ise kendi aleyhine olduğu, Allah’ın kullarına asla haksızlık etmeyeceği hatırlatılır. İnsanın hayır (mal, mülk, genişlik) istemekten usanmadığı, başına bir kötülük geldiğinde ise umutsuzluğa düşüp yıkıldığından bahsedilir. Bir nimet verildiğinde yüz çevirip yan çizdiği, başına bir kötülük geldiğinde de yalvarmaya koyulduğu anlatılır. (Fussilet, 41/49-51) Sure, mealen şu ayetikerimeler ile sona erer: “Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şahit olması yetmez mi? İyi bilin ki, onlar Rablerine kavuşma konusunda şüphe içindedirler. İyi bilin ki, O, her şeyi kuşatandır.” (Fussilet, 41/ 53-54)