Prof. Dr. Zeki BAYRAKTAR:
“Fıtrata aykırı yapılan her müdahale kişinin ve toplumun hayatına yapılan müdahaledir. Onun için din, dil ya da ırk ayırt etmeksizin fıtrata aykırı her ne yapılıyorsa insanlığın selameti adına onun karşısında yer almalıyız.”


Sadece Müslümanların değil bütün insanlığın geleceği için tehlike arz eden iki mesele var; biri tabiata diğeri insanın fıtratına yönelik. İnsanın doğal yapısına yönelik olana müdahale konusunda insanlığın ortak mücadelesi hangi alanlarda olmalıdır?
İnsanın doğal yapısına, fıtratına müdahale anlamına gelen çok faktörlü etkileşimler var. Ben, burada bu faktörlerden sadece birine, cinsiyetle ilgili müdahalelere değineceğim. İnsanlık var oldu olalı insan neslinin devamı kadın erkek deseni üzerinden devam ediyor. Bu, sadece insan için değil tüm canlılar için geçerli olan bir durumdur. Allah, Kur’an-ı Kerim’de de “Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık…” (Hucurat, 49/13.) buyuruyor. Cinsel dürtüler, genetik aktarım, aile kurma ve evlat sahibi olma içgüdüsü/dürtüsü, erkek kadın arasında anahtar kilit modeli dediğimiz yapı (anatomik, psikolojik ve fizyolojik olarak bütünleşme) vb. diğer faktörlerin ortaya çıkardığı kanıtlar bunun yani erkek kadın deseninin (heteroseksüelliğin) norm olduğunu gösteriyor. Aksine ne söylerseniz söyleyin norm olan, tabii olan, fıtri olan yapı budur. Bu yapıyı bozduğunuz zaman -bu sadece dinle alakalı değil- toplumsal düzenle alakalı da bozukluklar meydana geliyor. Cinsiyet kimlik bozuklukları ve buna bağlı sorunlar; eş cinsellik, transseksülellik ve bu yaşam tarzının ortaya çıkardığı sağlık sorunları; bakteriyel ve viral hastalıklar vs. baş gösteriyor. Fıtrata aykırı yapılan her müdahale kişinin ve toplumun hayatına yapılan müdahaledir. Onun için din, dil ya da ırk ayırt etmeksizin fıtrata aykırı her ne yapılıyorsa insanlığın selameti adına onun karşısında yer almalıyız.
İnsan kimliğinin diğer unsurlarını hiçe sayan, insanı sadece arzuları, dürtüleri üzerinden tanımlayan sapkın bir söylemin sonucu olarak yeni kimlikler inşa ediliyor. Bu inşa sürecinde cinsiyet hoşnutsuzluğu merkeze alınıyor. Cinsiyet hoşnutsuzluğu ve yeni kimlik söylemleri hakkında neler söylersiniz?
Cinsiyet kimliği bireyin algıladığı veya psikolojik olarak benimsediği cinsiyeti niteler. Cinsiyet/biyolojik cinsiyet doğuştan getirilirken psikolojik cinsiyet olarak da bilinen cinsiyet kimliği bir bilinçtir ve (bu bilinç) doğumdan sonraki psikoseksüel gelişim sürecinde kazanılır. Cinsiyet kimliği, çocuğun kendisini kız ya da erkek cinsiyetine ait hissetmesi, kız ya da erkek olduğunu fark edebilmesi, kendi bedenini ve benliğini bir uyum içinde kabullenmesi ve kız ya da erkek olmaktan huzur ve güven duyabilmesi, bundan dolayı herhangi bir hoşnutsuzluk yaşamaması, bunu içselleştirmesi ve bunun gerektirdiği rollerini tatbik edebilmesidir.
Cinsiyet kimliği biyolojik ve psikososyal faktörlerin kompleks etkileşimi altında gelişir. Bu süreçte çocukluk, ergenlik ve erişkinlik olmak üzere üç kritik aşama vardır. Bu aşamalarda meydana gelen aksaklıklar cinsiyet hoşnutsuzluğuna yönelik riskleri ciddi anlamda artırmaktadır. İşte LGBT aktivitesi başta olmak üzere cinsiyet kimliksizliğine yönelik çalışmalar yapanlar bu riskli alanları kendi söylemleri doğrultusunda ciddi anlamda kullanıyor. Örneğin insanın sağlıklı cinsiyet erişiminin en önemli alanı olan 1-6 yaş arasındaki aşamada psikolojinin kurucu öncülerinden Adler, “2 yaşına gelen her çocuğa cinsiyetinin ne olduğunu söyleyin ve bunun değişmeyeceğini de belirtin. Böylece cinsiyet kimliği etkileşiminde çok kritik bir aşamayı aşmış ve bunu beynine yerleştirmiş olursunuz.” der. Çünkü çekirdek cinsiyet kimliği 1-3 yaş arasında gelişir. Ancak LGBT aktivitesi gibi yapılar da çocuklara cinsiyet kimlik dayatmasında bulunulmamasını söyler, bunun propagandasını özellikle de çocuğun cinsiyet gelişimi yaşadığı en kritik dönemde yaparak çocuğun kafasını allak bullak eder. Hatta çocuk erkekse erkek gibi giyinmesine; kızsa da kız gibi giyinmesine dahi karşı çıkar. Batılı ülkelerde oğluna oğlum diyenin ceza aldığını, işe alımlarda “Benim kızım var.” diyenin cinsiyet belirttiği için işe alınmadığını biliyoruz. Dolayısıyla bu kritik evre çok ciddi bir biçimde istismar ediliyor. Ama günümüzde LGBT’nin en etkili olduğu alan ergenlik çağıdır. Bunun nedeni de ergenlik döneminde biseksüel konfüzyon dediğimiz orta ergenlikte (15-18 yaşları arasında) cinsiyet kimliği ile ilgili sorgulama ve bocalamalar çok ciddi yaşanır. Bu dönemdeki genç, yaşadıklarının nedenini araştırmak için internete girdiğinde bir sürü LGBT propagandasına yönelik enformasyona maruz kalıyor. Orada herhangi bir cinsiyete yönelik kategorinin eskidiğine ve günümüz dünyasında artık böyle bir kategorinin olmadığına yönelik propagandalar söz konusu oluyor. Erkeklik ve kadınlık kimliğinin ilkel düşünce tarafından kişiye vurulan bir damgalama olduğu vurgulanır. Kişiye erkek ya da kadın olmak zorunda olmadığı ve kişinin kendisini herhangi bir cinsiyet kimliğiyle tanımlamasının gerek olmadığını; “Bugün kendini hangi cinsiyet kimliğine ait hissediyorsan o’sun, yarın da hangi kimlikte görmek istiyorsan değiştirebilirsin. Zaten olması gereken budur.” şeklinde söylerler. Bu propagandalardan ötürü de cinsiyet kimlik hoşnutsuzluğunda çok dramatik artışlar söz konusudur.
Cinsel kimliği cinsiyetten ayırmaya yönelik ortaya konan kavramlar aile kurumunu da hedef alıyor. Hem bireyi hem de aileyi bu tür tehlikelerden korumak için cinsiyete özgü cinsel kimliğin gelişiminde ebeveynlerin rolleri nelerdir?
Cinsiyet kimliği biyolojik ve psikososyal faktörlerin kompleks etkileşimi altında gelişir. Bu süreçte rol oynayan en önemli biyolojik faktör hormonlar, en önemli psikososyal faktör ebeveynle özdeşimdir (çocuğun anne veya babasını bilinç dışı olarak modellemesi ve onunla özdeşleşmesi; identifikasyon). Özdeşim sürecindeki (1-6 yaş aralığındaki) bir kız çocuk annesini, aynı yaş aralığındaki bir erkek çocuk da babasını modeller ve onunla özdeşleşir. Çocuk bilinç dışı bir mekanizma ile anne veya babasını modellerken onun hâl tavır ve davranışlarını kopyalar ve bunları içselleştirir, bu süreçte onun temsil ettiği cinsiyetin kimliğini de kopyalamış, içselleştirmiş ve kendisine transfer etmiş olur. Biyolojik cinsiyet [hormonlar], bu süreçteki bir çocuğun işini kolaylaştırırken (çocuğun hangi ebeveynini modelleyeceği konusunda ona yardımcı olup östrojen kız çocuğu annesine, testosteron erkek çocuğu babasına yönlendirirken), anne ve baba da çocuğa hayatın olağan akışında bu özdeşim sürecinde yardımcı olur. Ancak bazı anne babalar hatalı davranışları ile çocuğun özdeşim sürecini baltalayabilir ve işini zorlaştırabilir. Çocuğun biyolojik cinsiyetine özgü bir cinsiyet kimliği (psikolojik cinsiyet) geliştirebilmesinde hayati bir rolü bulunan ebeveyn, çocuğu kendi cinsiyetinden korkutarak ve/ya karşıt cinsiyeti daha cazip göstererek çocuğun özdeşim sürecini baltalayabilir ve biyolojik cinsiyetine uygun bir psikolojik cinsiyet geliştirmesini engelleyebilir. Cinsiyet ayrımcılığı yapan anne baba, örneğin erkek çocuk isteyen bir ebeveynin kız çocuk olunca hayal kırıklığına uğraması ve bunu çocuğa hissettirmesi durumunda karşıt cinsiyeti çocuğuna özendirmiş olur, bu durumdaki bir çocuk bilinç dışı –mecburi- bir tercihle karşıt cinsiyetten olmayı isteyecek ve erkek olduğunu söylemeye hatta öyle davranmaya başlayacaktır. Tabii aynı durum kız çocuk için de geçerli olabilir, örneğin sürekli kız çocuk istediğini söyleyen, oğluna kızı imiş gibi davranan, “Oğlum çok güzel, kız gibi…’’ diyerek iltifat eden, ona kız kıyafetleri giydiren bir anne de oğluna kız olmayı özendirmiş olur. Bu durumdaki bir çocuk “Ben kız olursam annem beni daha çok sevecek.” veya “Ben erkek olursam annem/babam beni daha çok sevecek.” diye düşünebilir ve ebeveynin tercih ettiği/yücelttiği cinsiyetten olmayı arzu eder. Çocuk tüm bu mesajları anne babanın davranışlarından telkin yoluyla kendisi alır, anne ve babanın kendisi ile ilişkisinden ve anne babanın kendi aralarındaki ilişkilerinden yorumlama yoluyla kendi mesajlarını oluşturur, alır ve bu telkinler doğrultusunda kendisi için kârlı/kazançlı olacağını düşündüğü bir yola girer, yol haritasını bunlara göre çizer. Ebeveynler farkında olmadan yaptıkları bu ve benzeri hatalı davranışlarıyla çocuklarını cinsiyet karmaşasına ve hatta (geç kalırlarsa, durumu fark ve telafi edemezlerse) cinsiyet hoşnutsuzluğuna sürükleyebilirler.
Hermafroditlik tıbbi müdahaleyi gerekli kılan nadir bir durumken günümüzde bu tür gerekliliklerden bağımsız cinsiyet değiştirme ameliyatları yapılıyor. Bir insan ameliyatla gerçekten cinsiyetini değiştirebilir mi? Bu tür bir değişim yaşayan bireylerin yeni hayatlarında yaşadıkları olumsuzluklar nelerdir?
Hermafrodit, fıkıhtaki karşılığı hünsa olan interseks, genital organlarda doğuştan gelişim problemi bulunan bireylerdir. Bunlarda da tek cinsiyet vardır ve bu cinsiyet de tespit edilebilir. Bu durumdaki çocuklara biz 2 yaşından önce cerrahi müdahale yapıyoruz ki cinsel kimlik anlamında bir karmaşa yaşamasınlar diye. Ayrıca hermafroditlerin eş cinsellik veya transseksüellikle bir ilgisi yoktur çünkü eş cinsel ve transseksüellerde anatomik, genetik veya hormonal bir bozukluk bulunmamaktadır.
Cinsiyetin ameliyatla veya hormonlarla değiştirilebilmesi mümkün değildir. “Cinsiyet değiştirme ameliyatı” olarak bilinen ifade yanlış bir nitelemedir, ameliyatlarla bir erkek kadına ya da bir kadın erkeğe dönüşemez, bu mümkün değildir. Yapılan, cinsiyetin değiştirilmesi değil, cinsiyetin iptalidir. Transseksüeller cinsiyetlerini değiştiren değil “cinsiyetlerini iptal eden” (ne erkek ne kadın hâline gelen) bireylerdir. Bu kimseler “Ben erkek bedeninde hapsolmuş kadınım.” ya da “Ben kadın bedeninde hapsolmuş erkeğim.” düşüncesi sonucunda bedenleriyle verdikleri savaşın neticesinde bu tür ameliyatlara girerler. Psikolojik cinsiyetlerini düzeltemedikleri (kendilerine yardımcı olacak bir terapist bulamadıkları için) “biyolojik cinsiyet” ile “psikolojik cinsiyet” arasındaki çatışmayı biyolojik bedene müdahale ederek çözmeye çalışıyorlar; yani erkek ise erkeklik organlarını, kadın ise kadınlık organlarını ameliyat ettirmek istiyorlar. Yaşadıkları ruhsal sorunların bu şekilde son bulacağını düşünüyorlar. Ama tabii ki yanılıyor ve de kandırılıyorlar.
Gerçekleştirilen bu ameliyatlar sonucunda bireylerin vücutlarında sakatlanmalar ve estetik problemler meydana geldiği gibi cinsel işlevlerini, anne baba olma hasletlerini geri dönüşümsüz bir şekilde kaybediyorlar ve idrarını yapmakta da çok büyük sıkıntılar yaşıyorlar. Bunların yanı sıra translarda sık görülen anksiyete, depresyon, madde kullanımı ve intihar gibi ruhsal sorunların ameliyatlardan sonra da yüksek oranda devam ettiği, bu sorunların bitmediği, ilaveten intihar, kalp-damar hastalıkları ve kansere bağlı ölümlerin daha da arttığı görülüyor.
Cinsiyet hoşnutsuzluğunun yanı sıra farklı cinsel eğilimler de özgürlük (!) adı altında empoze ediliyor. Semanın renklerini çalıp sapkın ideolojilerine alet edenler küresel bir propaganda ile gençlerimizi ve çocuklarımızı da hedef alıyor. Bir azınlığı ifade etmesine rağmen sesleri eskisinden daha çok çıkan bu söylemlerin insan doğasına verdiği zararları sizden dinleyebilir miyiz?
Söyleşimizin başında da ifade ettiğim üzere insan neslinin devamı olan kadın erkek desenini bozuyorlar. Böylelikle insan neslinin sürekliliğini engellemiş oluyorlar. İnsanların farklı cinsel eğilimlere yönelmesini sağlayarak onların hem ruhsal hem fiziksel yapılarına yani fıtratına müdahale ederek sadece bir bireyi değil toplum hayatını da ciddi anlamda bir sıkıntıya ve bir çıkmaza sürüklüyorlar. Cinsel kimliksizleştirme yoluyla insanın nesil aktarımını sonlandırdıkları gibi var olan ve farklı cinsel kimliklere yönelen kimselerin de yaşamlarını 25 ila 30 yıl arasında da kısaltmış oluyorlar.
Cinsiyetsizleştime propagandaları karşısında toplumsal tavır nasıl olmalıdır?
Bu konuda toplum olarak hepimiz aynı hassasiyeti taşıyoruz. Sorunu algılamamızda bir problem yok ancak sorunla mücadelemizde problem var. Bu sorunlarla mücadele, bilimsel metotlarla olur, slogan atarak veya salt karşı çıkarak sorunu çözemeyiz. LGBT aktivitesi haddini aşmış mıdır, risk alanlarını sonuna kadar istismar ediyor mu? Evet. Bunu görüyor ve tespit ediyoruz. Ancak suçu başkasına atarak kurtulamayız. Burada asıl sorunun, hatanın ebeveyn davranışında, akran etkileşimlerinde, ergenlik karmaşalarında olduğunu, bu 3 kritik evrenin iyi yönetilmesi gerektiğini bilmemiz lazım. Ve bu nedenle de tüm ebeveynlerin, öğretmenlerin, imamların, vaizlerin, kısaca herkesin bilinçli olması gerekiyor, bunu el birliğiyle sağlamalıyız. Bazen tanık oluyoruz, baba ya da anne öyle bir ebeveyn profili oluşturuyor ki evladının eş cinsel olması için âdeta elinden geleni yapıyor, tabii ki farkında olmadan yapıyor bunu çünkü eş cinselliğin zeminini oluşturan cinsiyet kimlik sorununun cinsiyet hoşnutsuzluğunun nasıl geliştiğini bilmiyor. Anne baba evladını âdeta kendi elleriyle cinsel karmaşaya itiyor. Bu nedenle “Hatalı ebeveyn modeli nedir, doğrusu nedir?” bunları anlatmamız gerekiyor. Bunu koruyucu ve önleyici rehberlik bağlamında yapmalıyız. Bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığının attığı olumlu adımlar var. Yeni göreve atanan arkadaşlara cinsiyet kimliği dersi veriliyor. O dersler bağlamında hatalı ve doğru ebeveyn davranışları nelerdir, bunlar anlatılıyor. Bunları bütün ebeveynlere ve hatta potansiyel ebeveynlere anlatmamız lazım. Ben bu konuda 150 civarında konferans verdim. İstisnasız her konferansımın sonunda gözyaşları içinde yanıma gelen ebeveynlerden şu sözü işitirim: “Hocam ben bu konferansı niçin 25 yıl önce dinlememişim?”


Öz Geçmiş
Prof. Dr. Zeki Bayraktar, 1991’de Uludağ Üniveristesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Üroloji ihtisasını 1995-1999 yılları arasında İstanbul Bezmialem Vakıf Gureba Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği’nde yaptı. 1999’da üroloji uzmanı, 2012’de doçent, 2018’de profesör oldu. (İstanbul Medipol Üniversitesi) 2012-2022 yıllarında Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’nda çalıştı. Ocak 2023’ten itibaren Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sancaktepe Şehit Prof. Dr. İlhan Varank EAH Üroloji Kliniği’nde çalışmaktadır.
Üroloji alanında yayımlanmış yüze yakın makalesi, tebliği ve şu üç kitabı bulunmaktadır: İnterseks-Hermafrodit ve Eşcinsel, Transseksüellik, Bilimsel Veriler Işığında Sansürsüz Cinsellik.