MUHTACIZ YA RABBİ!


Dr. Mahmut KAYIŞ

DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı



يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَـرَٓاءُ اِلَى اللّٰهِۚ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ


Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise her bakımdan sınırsız zengin olandır, övülmeye hakkıyla layık olandır.

(Fatır, 35/15)




İnsan, bütün mahlukat içinde en mükemmel varlık olarak yaratılmıştır; bununla birlikte o, her an ve her durumda Allah’a muhtaçtır. Bu ihtiyaç hâli, onun yaratılışından gelen asli bir özelliktir. Çünkü insanın varlık sahasına çıkışı, kendi iradesine değil Yüce Rabbimizin dilemesine bağlıdır. Yaradan, kudret, güç ve irade vermedikçe beşer hiçbir iş yapamaz; varlığını sürdüremez. Dolayısıyla aciz olan insanın varlığı, her şeyin sahibi olan Allah’ın iradesinden bir an bile bağımsız olamaz. Başka bir deyişle, insanın özünde ve fıtratında saklı olan hakikat, onun muhtaç bir varlık olması ve daima Allah’a ihtiyaç duymasıdır.

İnsanın var olması Yüce Allah’ın iradesiyle gerçekleştiği gibi yeryüzünde hayatını ve yaşamını devam ettirebilmesi de O’nun dilemesine bağlıdır. Zira Rezzak olan Rabbimiz, nimetleri yaratmasa, gökten suyu indirip gıdaları yeryüzünde bitirmese insan hayatiyetini ve canlılığını sürdüremez. Allah Teâlâ, engin lütfu ve sonsuz keremiyle sadece insana değil bütün mahlukata da rızık kapılarını açmış; her canlının ihtiyacını kendi kudretiyle üstlenmiştir. Öyle ki kimi zaman doğrudan kendi iradesiyle kimi zaman da kullarını vesile kılarak rızıklarını yarattıklarına ulaştırmaktadır. Bu çerçevede yerde sürünenin, suda yüzenin, gökte uçanın, görülen ve görülmeyen bütün canlıların her birine uygun rızık vermektedir. (Hud, 11/6) Allah’ın Elçisi, bu hususu bize şöyle beyan etmiştir: “Başlarınız hareket ettiği (yaşadığınız) sürece rızık konusunda ümitsizliğe düşmeyin. Annesi insanı, kıpkırmızı ve çıplak olarak doğurur. Sonra Yüce Allah onun rızkını verir.” (İbn Mace, Zühd, 14) Zira hiçbir gücü ve imkânı olmayan bebeğin rızkını Yüce Allah, rahmetiyle takdir eder; annesinin göğsünü sütle doldurur ve ihtiyaçlarını karşılayacak vesileleri yaratır.

İnsan, bedenen büyüyüp gelişmek için Allah’ın lütfuna ihtiyaç duyduğu gibi ruhunun huzur ve sükûna ermesi için de O’nun rahmetine ve merhametine muhtaçtır. Zira kalbindeki dağınıklığı, ruhundaki yalnızlığı ve huzursuzluğu ancak Allah’a yönelmekle giderebilir. Gönlündeki boşlukları yalnız Allah’ın sevgisi, rahmeti, zikri ve ihlası ile doldurabilir. Çünkü kalp, ancak Allah’a muhtaç olduğunu kabul edip Yaradan’a yönelirse huzur bulur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur: “Biliniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Rad, 13/28) Dolayısıyla iç huzur ve sükûnet, yalnızca Allah’ın yardımıyla mümkündür. Kul, kendi gücünün sınırlı olduğunu idrak edip Allah’ın yardımına sığındığında, hayatın zorlukları karşısında kalbi huzur ve güven bulacak; bu hâl ise onu Allah’ın rızasına daha çok yaklaştıracaktır.

İnsanın bedenine sükûnet, ruhuna ise huzur bahşeden en yüce hakikat, kul olmaktır. Kulluğun zahirî görüntüsü de ibadetler ile ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle bakıldığında ibadet, insanların ihtiyacıdır. Dolayısıyla itaat edenlerin ibadeti, Allah’a fayda sağlamadığı gibi günahkârların isyanı da zarar vermez. İnsan muhtaç olduğu bilinciyle Rabbine yönelmeli, namazlarını ve oruçlarını artırmalı, gece ibadetlerini ve dualarını çoğaltmalı, kendi aczini fark ederek Allah’ın rahmetine sığınmalıdır. Özellikle mübarek zaman dilimlerini çok iyi değerlendirmeli, kendisine hem madden hem de manen fayda sağlayan ibadetlerini çoğaltmalı, kalbini arındırmaya ve Allah’ın mağfiretini kazanmaya gayret etmelidir.

Bununla birlikte bazı insanlar Allah’a, O’nun gönderdiği vahye ve peygambere ihtiyacı olmadığı zannına kapılmaktadır. Bunun neticesi olarak Yüce Yaradan’ın elçileri vasıtasıyla indirdiği emir ve yasakları kabul etmemekte ve ilahi buyruklara karşı çıkmaktadır. İlahi vahyin davet ettiği hidayet yoluna karşı inatçı bir tavır sergilemekte ve onu yaratan Rabbine ibadet ve kulluk etmeye ihtiyacı olmadığını iddia etmektedir. Servetine, gücüne ve taraftarlarının çokluğuna güvenerek kibirlenmekte, gayretini dünyadaki menfaatine yöneltmekte ve bütün çabasını buraya harcamaktadır. Günahlardan sakınmamakta, ahireti hesaba katmadan mal ve dünya zevklerine dalıp gitmektedir. (Abese, 80/5; Leyl, 92/8; Alak, 96/6-7)

İnsanın Allah’a muhtaç olmadığı vehmine kapılması, ondan zuhur eden azgınlığın ve kibrin ana sebebidir. Bir başka deyişle Allah’a muhtaç olmanın inkârı veya unutulması, ilahi emirlere karşı isyan ve inkâr olarak kendini fiiliyata dökmektedir. Kur’an-ı Kerim, bunu bize hem azgınlığın nedeni hem de helakin sebebi olarak anlatmaktadır. Örneğin Firavun, sahip olduğu mülk ve otoriteye güvenerek “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” (Naziat, 79/24) demiş ve kendini kulluğa layık görmeyip haddi aşmıştır. Âd kavmi ise kendilerinde var olduğunu zannettikleri güçlerine güvenerek “Bizden daha güçlü kim var?” (Fussilet, 41/15) diye sorarak Allah’ın mutlak iradesine isyan etmişlerdir. Neticede Firavun denizde boğulmuş (Yunus, 10/90), Âd kavmi ise uğradığı yeri darmadağın eden dondurucu bir kasırga ile helak olmuştur. (Ahkaf, 46/24-25) Ahirette ise onları daha alçaltıcı ve rezil edici bir azap beklemektedir.

İnsanın kendini müstağni görme gafleti, onu dünya ve ahiret saadetinden uzaklaştırmaktadır. Çünkü bu durum, kişiyi Allah’a yönelmekten ve kulluğun gereklerini yerine getirmekten geri bırakmakta; nankörlüğe ve azgınlığa sürüklemektedir. Bu gibi insanların çoğalıp oluşturduğu toplumlarda ise kibir ve bencillik artmakta, merhamet ve yardımlaşma duyguları zayıflamaktadır. Zira bu tarz kişilikler, başkalarının hakkını gözetmemekte ve toplumsal huzurun temelini oluşturan kardeşlik hukukuna riayet etmemektedir.

Sonuç olarak insan, mükemmel bir biçimde yaratılmış olsa da muhtaç bir varlık olduğunu bilerek tevazu içerisinde Rabbine kulluk etmeli ve O’ndan başka her şeyin aciz olduğunun farkına varmalıdır. Bunu başardığında, kulluğu kemale doğru yükselmeye başlayacak ve iki cihan saadetini elde edecektir.

Ya Rab muhtacız rahmetine

Sığındık engin merhametine

Bağışla bizleri, affeyle

Dâhil eyle cennetine