FARKINDALIK I
KULLUK ŞUURU VE DÜNYA HAYATININ GEÇİCİLİĞİ
Doç. Dr. Harun ŞENCAL
İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Finansal okuryazarlık farkındalıkla başlar. Çünkü farkındalık olmadan bilgi ve beceri edinmek, dolayısıyla kalıcı tutum ve davranışlar geliştirmek mümkün değildir.
Sahip olunması gereken önemli farkındalıklardan biri enflasyon gerçeğidir. Enflasyon farkındalığı, cebimizdeki paranın alım gücünün düşmesiyle hissedilir. Bu durum, mutlak artışı ifade eden nominal artış ile alım gücündeki değişimi temsil eden reel artış arasındaki farkı kavramamızı sağlar. Enflasyonun, dolayısıyla elimizdeki paranın, alım gücünün günden güne azaldığının farkındalığı paramızı atıl bir şekilde tutmanın, uzun vadede mal varlığımızın değerinin azalacağı gerçeğine götürür. Bunun neticesinde yatırım araçlarının farkına varmamız gerekir.
Finansal okuryazarlığın temel meselelerinden biri, zorunlu ihtiyaçlar karşılandıktan sonra kalan gelirin nasıl yönetileceğidir. Bu noktada bir seçenek, ihtiyaç duyulan tüketim ürünlerini fiyatlar artmadan önce satın almaktır. Bir diğer seçenek ise yeterli birikim varsa uzun vadeli borçlanma yoluyla konut gibi bir varlık edinmektir. Finans literatürü; konut finansmanı gibi mal varlığını artıran yükümlülükleri “iyi borç”; araba veya televizyon gibi değeri zamanla azalan ürünler için alınanları ise “kötü borç” olarak sınıflandırır. Bunların yanı sıra -bir sonraki yazıda detaylandıracağımız üzere- emeklilik gibi gelecek dönem ihtiyaçları için bugünkü tüketimi erteleyip birikim yapmak ve bu kaynakları yatırım araçlarında değerlendirmek de kritik bir tercihtir.
Yatırım araçlarını, konvansiyonel olanlar ile Türkiye’de “katılım”, küresel piyasalarda ise “İslami” olarak adlandırılan iki temel gruba ayırabiliriz. İslami finans araçlarını tanımak, bizi faize dayalı sisteme alternatif kurumların varlığından haberdar eder. Bu farkındalık, “Bu araçlar konvansiyonel rakiplerinden ne derece farklı?” veya “İslami sıfatı tam olarak neyi temsil ediyor?” gibi soruların peşine düşmemiz için bir motivasyon kaynağıdır.
Ana akım finansal okuryazarlıkta bireyden beklenen, geleceğini tek başına “garanti” altına almak amacıyla birikim yapması ve bu birikimleri reel artış sağlayan araçlarda değerlendirmesidir. Ancak yatırım araçlarını değerlendirirken bu araçların beraberinde getirdiği risklerin de farkına varmak gerekir. Bu bağlamda, bütün geliri tek bir enstrümana bağlamak yerine farklı araçlara yatırım yaparak riski dağıtmak (çeşitlendirme), önemli bir finansal okuryazarlık becerisidir. Benzer bir rasyonaliteyle, İslami hassasiyeti olan bir yatırımcının da faizsiz alternatifler arasında risk ve getiri dengesi en makul olan araçlara yönelmesi beklenir. Söz konusu yatırım araçlarının teknik detayları ise bu yazının kapsamı dışındadır.
Burada vurgulanması gereken temel husus, enflasyon veya emeklilik gibi dünyevi gerçeklere dair farkındalıkların, doğal olarak belli tutum ve davranışları beraberinde getirdiğidir. Mevcut kapitalist sistem, bizde hangi farkındalıkların oluşması gerektiğini belirlediği gibi buna uygun çözüm yollarını da dikte eder. Bireyi toplumsal bağlarından kopararak sadece kendi faydasını maksimize etmeye odaklayan ve hayatı “üretmek-tüketmek-biriktirmek” döngüsüne hapseden bu yaklaşımın sunduğu cevaplar, ilk bakışta anlamlı görünse de ahlaki bir zemine dayalı farkındalıklarımız geliştikçe konu hakkındaki görüşlerimiz değişecek ve yeni davranış ufukları açılacaktır. Dolayısıyla bir Müslüman olarak iktisadi ilişkilerimize dair hangi temel farkındalıklara sahip olmamız gerektiği, finansal okuryazarlık eğitimimizin en kritik parçasını oluşturmalıdır.
Müslüman kimsenin finansal hayatta da Allah’ın emir ve yasaklarına göre hareket etmesi gerekir. Bu inanç, Allah’ın birliğini sadece zihnen kabul etmek değil aynı zamanda hayatın her aşamasında O’nun emir ve yasaklarına tabi olmayı da gerektirir. Ticaret hayatını kapitalist ilkelerle, ibadetlerini ise dinî kurallarla yönetmek, tevhidin hayat pratiğinde karşılık bulmadığını gösterir. Bu bilinç, kazanç ve harcama biçimimizi şekillendirir. Bu sebeple helal kazancına şüpheli bir şeyin karışmasından sakınan Müslüman için İslam’a uygun finansal araçları tanımak büyük önem taşır. Zira her türlü artışı kazanç sayan kapitalist mantığın aksine Müslüman için asıl ölçü, paranın kaynağındaki helalliğin getireceği “bereket”tir.
Hayatın her alanını tevhid bilinciyle bütünleştirmek, kaçınılmaz olarak “ahiret” farkındalığını da beraberinde getirir. Bu farkındalık, gelecek ufkumuzu sadece dünyevi bir yaşlılık dönemiyle sınırlı kalmaktan kurtararak çok daha geniş bir düzleme taşır. Ana akım finansal okuryazarlık, bizlere genellikle geleceği kesin olmayan yaşlılık yılları için hazırlık yapmayı, gençken neyi, ne kadar biriktirmemiz gerektiğini öğretir. Ancak bir Müslüman için hazırlık yapılması gereken asıl gelecek, yaşlılık dönemiyle bitmeyen ebedî hayattır.
Bu temel fark, rasyonellik anlayışımızı da kökten değiştirir. Örneğin, kapitalist sistem için eldeki kaynağı karşılıksız bir şekilde sadaka olarak vermek “verimlilik kaybı” ve “hatalı bir davranış” olarak görülebilirken Müslüman için bu husus geleceği kesin olan ahiret hayatına yönelik değerli bir hazırlıktır. Zira bizler, ilahi bir emanet olan malımızı sadece nasıl kazandığımızdan değil aynı zamanda onu nasıl harcadığımızdan da hesaba çekileceğiz.
Müslüman, rızkın Allah’tan geldiğinin ve elindekilerin birer emanet olduğunun farkında olmalıdır. Neoliberal birey, kazancını sadece “kendi emeği ve zekâsının ürünü” olarak hak ettiğine inanırken Müslüman, bunun ilahi bir ihsan olduğunu bilir. Mülkiyetin bu emanet niteliği, zekât ibadetine yönelik anlayışımızı da şekillendirir: Zekât vermek, bir lütuf değil adaleti tesis etmektir. Çünkü mülkün gerçek sahibi, malın içine yerleştirdiği başkasının hakkını asıl sahibine iade etmemizi emreder. Rızık peşinde koşarken başta akraba ve komşularımız olmak üzere çevremizdeki insanlara karşı sorumluluklarımızın da farkında olmalıyız. Sadece kendimizi merkeze alan ve akıbeti meçhul bir gelecek için biriktirme çabası, bugün ifa etmemiz gereken yükümlülüklerimizin önüne geçmemelidir.
Tüm bu farkındalıkların temeli, “Niçin mal kazanmak için gayret etmeliyiz?” sorusunun cevabında gizli olan varlık, amacımızla doğrudan ilişkilidir. Kapitalist sistemin kısır döngüsünde, sınırlı bir dünya hayatı için yalnızca üreten, tüketen ve biriktiren bireyler olmadığımızı; aksine Allah’ın rızasını hedefleyen, dünyanın geçiciliğini idrak eden ve ahiret inancıyla hareket eden Müslümanlar olduğumuzu unutmamalıyız. Dahası, bu bilincin tıpkı tevhid inancı gibi hayatımızın her alanına yön vermesi şarttır. Bu nedenle ana akım finansal okuryazarlığın, “geleceği garanti altına alma” gayesiyle telkin ettiği “korku ve istifleme” psikolojisinden sıyrılıp “tevekkül”den güç alan bir “tedbir ve kanaat” düzlemine geçmek Müslüman için hayati bir önem taşır.
Dünya hayatının geçiciliği, malın emanet niteliği ve her kulun hesap vereceği bilincinin finansal karar alma süreçlerine yansıması, finansal okuryazarlığın en temel boyutudur. Ana akım yaklaşım, risk ve belirsizlik odaklı teknik bir farkındalığa hapsolurken İslami perspektif, bunun çok ötesine geçer. Kulluk şuurunu ve ahiret sorumluluğunu merkeze yerleştirerek bizleri içinde yaşadığımız dünyanın gerçek mahiyetini idrak etmeye davet eder.