MESCİD-İ AKSA’NIN MİNBERLERİ


Betül ALTUN ERİNCİK




Selahaddin Minberi (Nureddin Zengi Minberi)

Kudüs’ün özgürlüğünün sembolü olan Selahaddin Minberi, şehir henüz Haçlı işgali altındayken, Şam ve Halep Atabegi Nureddin Mahmud Zengi (1146-1174) tarafından, fetih gününde Mescid-i Aksa’ya konulmak üzere yaptırıldı. Halepli ustaların kündekâri tekniğindeki ince zevki ve üstün maharetiyle, çivi ya da herhangi bir bağlayıcı madde kullanılmadan bir araya getirilen binlerce parçadan oluşan eser,Kudüs’e taşınmadan önce yaklaşık yirmi yıl boyunca Halep Ulu Camii’nde özenle muhafaza edildi.

1187 yılında Kudüs’ü özgürlüğüne kavuşturan Selahaddin Eyyubi, minberi Kıble Mescidi’ndeki yerine yerleştirerek şehre kalıcı bir tarihî miras kazandırdı. Yaklaşık sekiz asır boyunca yerini koruyan Selahaddin Minberi, Mescid-i Aksa’nın hafızasında fetih idealiyle özdeşleşmiş güçlü bir sembole dönüştü.

Bu köklü hatıra, 21 Ağustos 1969 sabahı Avustralya asıllı Hristiyan bir Siyonist olan Denis Michael Rohan tarafından ateşe verildi. Kıble Mescidi’nin güneydoğu bölümünde başlayan yangın kısa sürede yayıldı ve Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’e kazandırdığı bu eşsiz minberi tamamen yok etti. Böylece Kudüs’ün işgal altında bulunduğu bir dönemde şekillenen birlik, hâkimiyet ve özgürlük idealinin sekiz asırlık tanığı olan fetih hatırası kül oldu.

Yangından birkaç gün sonra yakalanan Rohan, saldırıyı Süleyman Mabedi’nin yeniden inşasını hızlandırmak ve Mesih’in gelişini kolaylaştırmak için gerçekleştirdiğini söyledi. Akli dengesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle bir süre gözetim altında tutulan Rohan, 1974 yılında İsrail tarafından sınır dışı edilerek Avustralya’ya gönderildi. 1995 yılında burada hayatını kaybettiği açıklansa da bu açıklama Müslüman kamuoyunu hiçbir zaman ikna etmedi.


Bu elim hadise, yalnızca bir sanat eserinin yok oluşu değil aynı zamanda modern dönemde İslam dünyasının yaşadığı önemli kırılma anlarından biri oldu. Olayın ardından kurulan İslam Konferansı Örgütü (bugünkü adıyla İslam İşbirliği Teşkilatı) başlangıçta bu ortak hassasiyetin kurumsal bir ifadesi olarak ortaya çıkmıştır.

Yangının ardından Ürdün Haşimi Krallığı’nın himayesinde uzun yıllar süren, kapsamlı bir restorasyon süreci başlatıldı. Aralarında Türk ustaların da bulunduğu otuz kadar zanaatkâr tarafından, Türkiye’nin gönderdiği ceviz ağacı ile Sudan’dan temin edilen fildişi kullanılarak minberin bir benzeri inşa edildi. Eser, 2007 yılında yeniden Mescid-i Aksa’daki yerine yerleştirildi. Yangında kurtarılan parçalar ise Kudüs İslam Müzesi’nde sergilenmektedir.

Banisi Nureddin Zengi’ye nispetle “Nureddin Zengi Minberi”, onu Mescid-i Aksa’ya kazandıran Kudüs Fatihi’ne nispetle “Selahaddin Minberi” adıyla anılan bu eser, birlik ve özgürlük ülküsüyle şekillenen uzun tarihî yürüyüşün Kudüs’teki sessiz ama kalıcı tanıklarından biri olarak varlığını sürdürmektedir.



Kadı Burhaneddin Minberi

Kubbetü’s-Sahra avlusunun güneyinde, Kıble Mescidi’ne inen kemerlerin yanında yükselen Kadı Burhaneddin Minberi, Harem-i Şerif’in açık avlusunda dikkat çeken bir yapıdır. On üç basamaktan oluşan minberin üst kısmında, hatibin oturması için taş bir kürsü bulunur. XIV. yüzyılda Kudüs Kadısı ve Mescid-i Aksa İmam Hatibi olan Bedreddin b. Cemaa ( ö. 733/1333) tarafından yaptırılan minber, Selahaddin Minberi’nin fethin akabinde Kıble Mescidi’ndeki yerine yerleştirilinceye kadar bir müddet muhafaza edildiği yerde yükselir. Bu mekânsal bağ, Kadı Burhaneddin Minberi’ni tarihî sürecin bir devamı kılar.

Özellikle yaz aylarında yağmur dualarında, cuma ve bayram hutbelerinde kullanıldığından “Yaz Minberi” adıyla da anılmıştır. Bu Memlüklü eseri, Sultan Abdülmecid zamanında restore edilmiş (1843) ve onarım sırasında minbere Osmanlı hâkimiyetini simgeleyen ay ve yıldız motifleri eklenmiştir.

Günümüzde artık kullanılmasa da, Kadı Burhaneddin Minberi, Mescid-i Aksa’nın asırlar boyunca kesintisiz süren ilim ve ibadet geleneğinin sessiz şahidi olarak hâlen ayaktadır.