SAFVAN B. MUATTAL
SAMSAT’IN SANCAKTARI
Enbiya YILDIRIM
Allah Resulü ve ashabı tebliğ sürecinde büyük sıkıntılarla karşılaştı. Safvan b. Muattal, Allah Resulü’nün bir ay süren en büyük çilelerinden birine ortak olmuştur.
İslam’la şereflenişi
Ensardan olan Safvan’ın ne zaman Müslüman olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte hicri beşinci yılda gerçekleştirilen Beni Mustalik Gazvesi’ne katılmasına bakılarak bu tarihten önce İslam’la şereflendiği söylenebilir.
Gazvelerdeki görevi
Müslüman olduktan sonra bütün gazvelerde Peygamberimizin yanında yer aldı. Lakin uykusu ağır olduğundan Hz. Peygamber ona artçılık görevi verdi. Böylece ordu bir yerde dinlenip yola koyulduktan sonra alanı kolaçan ediyor, geride unutulan eşyaları toplayıp getiriyor ve sahiplerine teslim ediyordu. Allah Resulü’nün titizlik gerektiren bu görevi ona vermesi hem güvenini hem de gidilen bölgeleri iyi bildiğini göstermektedir.
Büyük imtihan
Hz. Safvan’ın ilk katıldığı ve hayatının en büyük imtihanını yaşayacağı sınav, Beni Mustalik, diğer adıyla Müreysi Gazvesi’dir. Hendek Savaşı için hazırlıklara başlayan Mekkeli müşrikler Beni Mustalik kabilesiyle anlaşırlar. Onlar da Müreysi suyu başında karargâh kurarak civardaki kabileleri kendilerine katılmaya kışkırtırlar. Bölgeleri kontrol ettiren Hz. Peygamber durumdan haberdar olur. Hemen yedi yüz kişilik bir ordu hazırlayıp başına geçer. Müminlerin geldiğini öğrenen bazı kabileler ittifaktan kopup bölgeden ayrılırlar. Gerçekleşen savaş sonrasında düşmana büyük bir hezimet yaşatılır.
Kazanılan zaferden sonra ordu Medine’ye dönüş yoluna geçer. Hz. Aişe validemiz de bu seferde Efendimize eşlik etmektedir. Konakladıkları bir yerde Hz. Peygamber sabaha karşı orduya hareket emri verir. Bu arada validemiz ihtiyacını gidermek üzere ordugâhtan uzaklaşır. Geri gelirken annesi tarafından hediye edilmiş olan gerdanlığın düşmüş olduğunu fark edince “Ordu nasılsa beni bekler.” diye düşünür ve geri dönüp aramaya koyulur. Karanlıkta gerdanlığı bulup el yordamıyla dağılan tanelerini toplayıncaya kadar hayli vakit kaybeder. Kamp alanına geldiğinde ise ordu çoktan gitmiştir. Hz. Aişe validemiz ağır olmadığından devenin üzerine yerleştirdikleri tahtırevanın içinde olduğunu sanmışlar ve geride kaldığını fark etmemişlerdir. Annemiz ordunun yokluğunu fark edeceğini düşünerek olduğu yerde beklemeye karar verir. Sonrasında elbiselerine sarılır ve yorgunluktan uyuyakalır.
Validemiz uyurken ordunun artçısı Safvan, Resulullah’ın emrini yerine getirmek üzere kamp yerini kolaçan etmeye başlar. Yerde bir karaltı görüp yaklaşınca bir kadının elbiselerine sarılı hâlde uyuduğunu fark eder ve “innâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn” “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz.” (Bakara, 2/156) ayetini yüksek sesle okur. Hz. Aişe de sese uyanır. Tesettür ayeti inmeden önce annemizi görmüş olan Safvan onu hemen tanır. Devesini çökertip “Binin!” der ve geri çekilir. Aralarında başka bir konuşma olmaz. Annemiz biner. Safvan da hayvanın yularını tutup yaya olarak süratli bir şekilde yola düşerler. Kafileye bir sonraki mola yerinde kuşluk vaktinde yetişirler. (Buhari, 2661; İbn Hişam, Siret, II, 298)
Başta Peygamberimiz olmak üzere Hz. Aişe ile Safvan’ın sınavı da bu aşamada başlar. Annemizin sonradan orduya yetişmesi ilk başlarda hiç kimse tarafından kötü yorumlanmaz ancak ordunun içinde münafıkların lideri Abdullah b. Übey b. Selul ve arkadaşları da vardır. Dönüş yolunda daha Medine’ye varmadan dedikodu çıkararak validemiz ile Safvan’a iftira atarlar. Resulullah’ın toplum nezdindeki itibarını zedelemeyi, onunla Hz. Ebubekir’in arasını bozmayı hedeflerler. Bazı müminler de nefislerine uyarak onların sözlerine kanarlar ve dedikodunun alevlenmesine aracılık ederler.
Eşinin iffetini çok iyi bilen, Safvan’ı da yakından tanıyan Kutlu Elçi’nin her ikisinden yana asla şüphesi yoktur. Hatta Safvan hakkında şöyle buyurarak onu tezkiye eder: “Ben onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum.” (Müslim, 56, 2770) O vakitler bekâr olan Safvan da iftiraya uğradığını ve asla zina yapmadığını belirtmek için “Ben şimdiye kadar hiçbir kadının eteğine dokunmadım.” der. (Müslim, 57, 2770) Bununla birlikte dedikodu ateşi hedefine ulaşır ve büyük bir fitneye sebebiyet verir. Allah Resulü kötülüğü bastırmak için çözüm yolu arar, istişarelerde bulunur. Sefer dönüşü rahatsızlanarak yatağa düşen Hz. Aişe’nin ise olan bitenden haberi yoktur. Lakin Resulullah’ın durumundaki değişikliği fark eder ve sonunda olan biteni öğrenir. Bunu üzerine tekrar hastalanır ve ardından Hz. Peygamber’den izin alıp babasının evine gider. (Buhari, 4141)
Ebu Eyyüb el-Ensari gibi sahabiler eşleriyle bu konuyu konuşup bütünüyle yalan olduğunu dile getirseler de (Taberi, Tarih, II, 617) ortalık bir kere karışmıştır. Durumunu Hz. Yakub misali (Yusuf, 12/18) Allah’a havale eden O’nun yardımını niyaz eden Hz. Aişe, derin üzüntü içerisinde babasının evinde kalmaya devam eder. Nihayetinde büyük bir iştiyakla beklenen vahiy nazil olur. Nur suresinin on bir ila yirminci ayetlerinde, çirkin iftirayı çıkaranın büyük bir azaba maruz bırakılacağı, ona alet olup dedikoduyu yayanların bir avuç insandan ibaret olduğu belirtilir. Ayrıca söylentileri duyan kadın erkek bütün Müslümanların duyarsız ve bilinçsiz davranışları da kınanır. Böylece hem Hz. Aişe annemiz hem de Safvan bizzat Allah tarafından temize çıkarılmış olur. Büyük bir çile sonunda çok büyük bir nimete mazhar olurlar. Hz. Peygamber, inen bu ayetleri mescitte müminlere okur. Ardından, münafık Abdullah b. Übey yanında iftiranın yayılmasına aracılık edenlerin hepsini cezalandırır. Beraatinin Allah katından gelmesi nedeniyle çok sevinen validemize gelince o da sadece Allah’a hamd edeceğini çünkü masum olduğunu O’nun beyan ettiğini belirtir. (Müslim, 56, 2770)
Allah Resulü’nün emriyle seferlerde
Efendimiz, Safvan’a bazı buyrukların Medine sokaklarında halka ilan edilmesi görevini vermişti. (Müstedrek, 6205) Artçılık görevine ilaveten bazı birliklerde de vazife veriyordu. Nitekim Ureyne ve Ukl kabilelerinden sekiz kişi Medine’ye gelip Resulullah’ı ziyaret ederler. Hz. Peygamber onlara İslam’ı tebliğ eder. Onlar da görünüşte Müslüman olurlar. Bir süre sonra, çölde yaşadıklarından dolayı Medine’nin alışık olmadıkları havasının sağlıklarını bozduğunu söylerler. Resul-i Ekrem de onları Medine yakınlarında bulunan zekât develerinin bulunduğu yere gönderir. Onlar da Resulullah’ın azatlısı Yesar adlı çobana varıp durumu anlatırlar. (İbn Abdilber, İstîâb, IV, 1581) Çoban, onları bir süre misafir eder ve süt ikram ederek ilgilenir. Lakin grup iyileşir iyileşmez, ellerini ve ayaklarını kesip gözlerini oyarak çobanı katlederler. Ardından da sürüyü önlerine katıp kaçarlar. Durumu öğrenen Hz. Peygamber, bu nankörlüğe ve sahabisinin katledilmesine çok üzülür. Hemen yirmi kişilik süvari birliği hazırlatır. Başlarına Kürz b. Cabir’i koyar. Safvan’ı da emrine verir. Hayvanlarla birlikte hızlı yol alamayan hainler yakalanıp Medine’ye getirilir ve çobana yaptıkları muamelenin aynısına maruz bırakılırlar. (Buhari, 6802-5; İbn Sad, Tabakat, II, 71; İbn Abdilber, İstîâb, II, 725)
Hz. Peygamber’in gözünde Safvan
Üstlendiği görevlere bakıldığında, Hz. Safvan’ın Peygamberimize yakınlığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki Efendimiz sözlü olarak da ona olan sevgisini dile getirirdi. Şu olay bunun şahididir: Sert mizaçlı, sözünü sakınmayan biri olan Safvan, bazen karşısındakini şiirle hicvederek mesajını verirdi. Bir gün aynısını yapınca Hz. Peygamber’e şikâyet edilir. Onun yüreğindeki temizliği bilen Allah Resulü “onu böyle idare etmeye çalışın” anlamında şöyle buyurur: “Safvan bin Muattal’a dokunmayın, çünkü onun dili sert olsa da temiz kalplidir.” (Buhari, et-Tarihu’l-Kebir, IV, 47; Taberani, Kebir, 5495) Başka bir hadislerinde de “Safvan’a dokunmayın. Çünkü o Allah’ı ve Resulü’nü seviyor.” (Feyzu’l-Kadîr, 6727) buyurur.
Hz. Peygamber’den sonra
Hz. Safvan, Peygamberimizin vefatından sonra gazvelere katılmaya devam etti. Hz. Ömer, büyük kumandanlarından biri olan sahabi Iyaz b. Ganm’ı Humus, Kınnesrin ve Cezire valiliğine getirerek bölgenin fethiyle görevlendirdi. O da kumandan olarak atadığı Safvan ile Habib b. Mesleme’yi 19/640 yılında Sümeysat’a (bugünkü Samsat’a) gönderdi ve savaş olmaksızın fetih gerçekleşti. (Belazuri, Futûhu’l-Buldân, s. 175) Böylece Samsat’ın İslam’la kucaklaşmasının öncülerinden oldu. Hz. Safvan vefat edene dek de burada yaşadı.
Kaynaklarda onun Ermenilerle savaşta şehit olduğu zikredildiği gibi Muaviye döneminde Bizanslılarla yapılan savaşa katıldığı, bu savaşta ayağının kırıldığı, altmış yaşlarında iken de vefat ettiği belirtilir. Yapılan araştırmalar bunların hepsinin aynı bölgeyi işaret ettiğini göstermektedir. (Apak, Harran’ı İslâm’la Şereflendiren Sahâbîlerden Safvân b. Muattal, s. 45) Kaldı ki kabrinin Samsat’ta bulunuyor olması da bunu teyit etmektedir.
Rivayet ettiği hadislerden
Hayatı cihat meydanlarında geçen Safvan (r.a.), Peygamberimizden dört hadis rivayet etmiştir. Bunlardan biri, Peygamberimizin gece namazına dairdir: “Bir yolculukta Allah Resulü ile beraberdim. Bir gece onun namazını gözetledim. Yatsı namazını kıldı, sonra uyudu. Gece yarısı olunca uyandı ve Âl-i İmran suresinin son on ayetini okudu. Sonra uyudu, sonra kalktı, misvak kullandı ve abdest alıp iki rekât namaz kıldı. Artık kıyamı mı rükûu mu secdesi mi uzundu, bilemiyorum. Sonra ayrılıp uyudu. Daha sonra uyandı ve aynı ayetleri okudu. Peşinden misvak kullandı, abdest aldı, iki rekât kıldı. Artık kıyamı mı rükûu mu secdesi mi uzundu, bilemiyorum. Sonra yine ayrılıp uyudu. Ardından uyanıp aynı şekilde yaptı. On bir rekât oluncaya kadar böyle yapmaya devam etti.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 22663)