SAD SURESİ


Doç. Dr. Faruk GÖRGÜLÜ

Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi


Sad suresi, Kur’an-ı Kerim’deki sıralamaya ve nüzul sırasına göre otuz sekizinci sure olup 88 ayetten oluşur. Mekke Dönemi’nde, Hz. Peygamber’in risaletinin dördüncü yılının sonu yahut beşinci yılının başlarında, Kamer suresinden sonra indiği rivayet edilir. Sure adını, ilk ayette yer alan huruf-ı mukattaanın “Sad” harfinden alır. İçeriğinde Hz. Davud’dan söz edilmesi sebebiyle “Davud Suresi” adıyla da anıldığı belirtilir. (İbn Aşur, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, Tunus: Dâru’t-Tûnisiyye, 1984, 23/201, 202)

Sad suresi, İslam’ın üç temel esası olan tevhid, nübüvvet ve ahiret inancı etrafında şekillenen bir muhtevaya sahiptir. (Bekir Topaloğlu, “Sâd Sûresi”, TDV İslam Ansiklopedisi, 35/376) Diğer Mekki surelerde olduğu gibi burada da Hz. Muhammed’in (s.a.s.) hak peygamber olduğu vurgulanır. Onun peygamberliğini inkâr eden müşriklerin iddiaları reddedilerek tevhid inancı ön plana çıkarılır. Önceki peygamberlere karşı benzer tutum sergileyen toplumların uğradıkları kötü akıbet hatırlatılır. Resulullah’a sabır ve sebat tavsiye edilir. Bu bağlamda Hz. Davud, Hz. Süleyman ve Hz. Eyyüb’ün hayatlarından ibret verici örnekler anlatılır. Ayrıca Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakub, Hz. İsmail, Hz. Elyesa ve Hz. Zülkifl peygamberlerin isimleri zikredilerek onların yolundan gidenlerin ahirette erişecekleri mutluluk dile getirilir. (İbn Aşur, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, 23/202, 203) Buna karşılık inkâr ve sapkınlıkta ısrar edenlerin ağır bir akıbetle karşılaşacağı hatırlatılır. Surenin sonunda Hz. Âdem’in yaratılışı ekseninde İblis’in insana yönelik düşmanlığı ve saptırma çabası vurgulanır. Bu yönüyle sure hem inanç esaslarına dair mesajları hem de kıssalar üzerinden verilen ahlaki ve insani dersleriyle dikkat çeker. (Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Kur’an Yolu Tefsiri, 4/565, 566)

Sure, Sad harfiyle başlar, ardından Kur’an’ın öğüt ve uyarı niteliğine dikkat çekilir. Uyarıyı ciddiye almayan inkârcıların gurura kapılıp ayrılığa düştükleri belirtilir. Geçmişte peygamberlerinin ikazını önemsemeyen toplumların helak edildiği, azap gelip çattığında feryat etseler bile artık kurtuluş vaktinin geçtiği hatırlatılır. (Sad, 38/1-3)

Devamında inkârcıların, içlerinden bir uyarıcının gelmesini şaşkınlık ve küçümsemeyle karşıladıkları, tebliği getiren elçiyi sihirbazlık ve yalancılıkla itham ettikleri ve özellikle ilahların tek ilaha indirgenmesi çağrısını hayretle karşılayıp reddettikleri ifade edilir. Toplumun ileri gelenlerinin ise düzenlerinin sarsılmaması için halkı inançlarında ısrar etmeye ve tanrılarına bağlılıkta direnmeye çağırdıkları aktarılır. “Zikir (Kur’an) içimizden ona mı indirildi?” tarzındaki itirazlarla hakikati kuşku ve kıskançlığa dönüştürdükleri, oysa rahmetin ve hükümranlığın da yalnız Allah’ın tasarrufunda bulunduğu hatırlatılarak bu iddiaların temelsizliği ortaya konulur. (Sad, 38/4-11)

Ardından bu tavrın ilk olmadığı belirtilerek peygamberlerine karşı benzer tutum sergileyen Nuh, Âd, Semud, Lut kavimleriyle Firavun ve Eyke halkının ağır bir akıbetle yüzleştikleri hatırlatılır. Buna rağmen inkârcıların gerçeği ciddiye almak yerine hesap ve azabı alaycı bir aceleyle istemeleri zikredilir. Sonrasında Hz. Peygamber’e, müşriklerin söz ve davranışlarına karşı sabırlı olması tavsiye edilir ve Hz. Davud örneği gündeme getirilir. Bu bağlamda ona verilen özel nimetler zikredilerek dağların akşam sabah onunla birlikte tesbih ettiği, kuşların ise emrine boyun eğdirildiği belirtilir. Hükümranlığının güçlendirildiği, kendisine hikmet ve hakla batılı ayıran söz verildiği ifade edilir. İki davacı kıssası üzerinden adalet ve hakkaniyetin önemi vurgulanır. Hz. Davud’un imtihana tabi tutulduğunu anlayarak Allah’tan bağışlanma dilemesi, secdeye kapanması ve Allah’a yönelişi, kulluğun ve hesap gününün hatırlatılmasıyla birlikte anlatılır. Devamında göklerin ve yerin amaçsız yaratılmadığı, iman edip salih amel işleyenlerle inkâr edip bozgunculuk çıkaranların bir tutulmayacağı belirtilir. Kur’an’ın mübarek bir kitap olarak indirildiği, ayetler üzerinde düşünmeleri ve akıl sahiplerinin öğüt alması için gönderildiği ifade edilir. (Sad, 38/12-29)

Akabinde Hz. Süleyman kıssasına geçilerek ona ihsan edilen mülk, rüzgârın ve bazı güçlerin emrine verilmesi, yaşadığı imtihan ve ardından tevbesi anlatılır. Böylece güç ve saltanatın kendiliğinden bir üstünlük değil şükür ve kulluk bilinciyle korunması gereken bir emanet olduğu vurgulanır. (Sad, 38/30-40) Daha sonra Hz. Eyyüb’ün yaşadığı ağır bir imtihan karşısında isyana sapmadan Allah’a sığınması, sabrını koruması ve sonunda rahmetle feraha çıkarılması konu edilir; zorluğun içinden geçen bir kulluğun nasıl temizleyici ve yükseltici olabileceği gösterilir. (Sad, 38/41-44) Ardından Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakub, Hz. İsmail, Hz. Elyesa ve Hz. Zülkifl’den kısaca söz edilerek hepsinin seçkin kullar olduğu vurgulanır. (Sad, 38/45-48)

Surenin bundan sonraki ayetlerinde ahiret hayatına ilişkin sahnelere yer verilir. Bu çerçevede takva sahipleri için hazırlanan cennet nimetleri tasvir edilir. Ardından haddi aşan azgınlar için kötü bir akıbetin ve cehennemin bulunduğu, orada çok şiddetli bir azapla karşılaşacakları bildirilir. Ayrıca dünyada birbirini saptıranlarla sapanların cehennemdeki karşılıklı suçlamalarla tartışacakları ifade edilir. Bu bağlamda Hz. Peygamber’e (s.a.s.) kendisinin uyarı ile görevli Allah elçisi olduğunu, karşı konulamaz güç sahibi, evrendeki her şeyin Rabbi olan tek Allah’tan başka ilah bulunmadığını bildirmesi emredilir ve vahyin taşıdığı bilginin çok önemli olduğu vurgulanır. (Sad, 38/49-70)

Bu ayetlerin ardından Hz. Âdem’in yaratılışı ve İblis’in insana karşı tavrı ayrıntılı biçimde ele alınır. Allah’ın emriyle bütün meleklerin ona secde ettiği, İblis’in ise kibirlenerek secde etmeyip kâfirlerden olduğu, bu isyanı sebebiyle ilahi rahmetten kovulduğu ve kıyamete dek lanetin onun üzerine olacağı bildirilir. (Sad, 38/71-85)

Surenin son ayetlerinde Hz. Peygamber’e hitap edilerek risalet görevi karşılığında herhangi bir dünyevi beklenti içinde olmadığını, tebliğini bir çıkar amacıyla değil samimi ve içten bir duruşla sürdürdüğünü açıklaması istenir. Ardından Kur’an’ın mahiyeti ve evrensel boyutu yeniden vurgulanır; onun yalnızca belirli bir topluluğa veya döneme değil bütün âlemlere ve tüm insanlığa yönelik ilahi bir öğüt ve uyarı olduğu kesin biçimde ilan edilir. Son olarak inkârcıların ve müşriklerin bu hakikati zamanla kavrayacakları, Kur’an’ın bildirdiklerinin doğruluğunun bir müddet sonra mutlaka ortaya çıkacağı hatırlatılarak sure tamamlanır. (Sad, 38/86-88)