HZ. PEYGAMBER’İN
İBADET HAYATI
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
İbadet, Hz. Peygamber’in ilk vahiyle başlayan kulluk bilincinin en önemli yansımalarından biridir. Esasen İslam, Müslümanın her eylem ve davranışının ilahi rıza gözetilerek ibadete dönüşmesine imkân veren bir anlayışı yerleştirmiştir. Bu sebeple zamana ve mekâna bağlı ibadetlerin yanı sıra iyilik olarak nitelenebilecek, Allah rızasını gözeten bütün eylemler ibadet olarak telakki edilmiştir. İnsanlara maddi ve manevi yardımda bulunmak, bir kötülüğe engel olmak, insanların haklarını gözetmek, kötülük yapmamak, kısacası salih amel kategorisine giren her davranış Allah’ın rızası hedeflenerek ibadet mesabesinde önem kazanır. İslam’ın, hayatı anlamlı kılan bu önemli ilkesini hatırlattıktan sonra burada Hz. Peygamber’le birlikte Müslümanların da yerine getirmekle mükellef olduğu namaz, oruç, zekât ve hac ibadetlerinden bahsedeceğiz.
İbadetlerin, insanı iyi bir Müslüman olma yolunda besleyen ve ona farklı açılardan çok yönlü değer katan önemli etkilerinin olduğu muhakkaktır. Her şeyden önce kişinin tevhidi, hayatının merkezine alan bir anlayışa sahip olmasını sağlar ve kulluk bilincini derinleştirir. Günün beş vaktinde kılınan namaz, yılda bir ay boyunca tutulan oruç, dinen zengin sayılanlar tarafından her yıl ödenen zekât ve imkân bulabilenlerin hayatlarının mükellefiyet döneminde en az bir kez yerine getirilen hac ibadeti, dinin Allah’a has kılınmasının göstergeleri olarak aynı zamanda insanı eğiten bir boyuta sahiptir.
Namaz, vahiyle birlikte başlamışsa da -İslami emir ve nehiylerde tedricîlik olduğu gibi- hem namazın teşriinde hem de diğer ibadetlerde tedricîliğin uygulandığı dikkat çekmektedir. İlk zamanlarda namaz sabah ve akşam iki vakitte ikişer rekât olarak kılınırken Mekke döneminin sonunda miraç hadisesinden sonra beş vakitte eda edilen bir ibadet olarak teşri edilmiştir.
Cuma namazı, Hz. Peygamber’in hicretiyle birlikte başlamıştır. Cuma namazı cemaatle kılındığı gibi Mekke döneminden başlayarak vakit namazlarının cemaatle kılınmasına özen gösterilmiştir. Mekke’de baskıların yoğunlaştığı ve Müslümanların Mescid-i Haram’da namaz kılmalarına izin verilmediği dönemlerde kuytu vadilerde ve gizli yerlerde namazı cemaatle eda etmeye önem verdikleri görülmektedir.
Medine döneminde kılınmaya başlanan bayram namazları da Müslümanların büyük teveccüh gösterdikleri ve irat edilen hutbelerle insanların dinî eğitimleri açısından önemli olan ibadetlerden biridir.
Farz namazların dışında namaz kılmak, Hz. Peygamber’in sünnetlerinden biri olarak Müslümanlar tarafından da uygulanagelmiştir. Nitekim kaynaklarımızda Hz. Peygamber’in sadece vakit namazlarının sünnetlerini değil farklı zamanlarda değişik sebeplerle namazlar kıldığı anlatılmaktadır. Küsûf ve husûf (güneş ve ay tutulması) namazları, sefere çıkarken ve dönerken kıldığı namazlar bunlardandır.
Hz. Peygamber döneminde çocukların Mescid-i Nebevi’de bulunduklarına hatta torunlarının namaz kıldıran Hz. Peygamber’in sırtına çıktıklarına dair anlatılar, çocuklara verdiği değeri gösterdiği gibi, bu ilgi ve alakası onları camiye ve cemaate alışmaya teşvik etmiş olmalıdır.
Müslümanlar, Mekke döneminde Mekkeli müşriklerin de muharrem ayının onuncu günü tuttukları aşura orucunu tutarlardı. Medine’ye hicret ettikten sonra da ilk iki yılda bu oruç tutulmuş, ancak ramazan orucu hicretin ikinci yılında teşri edildikten sonra Müslümanlar aşura orucunu tutup tutmama hususunda muhayyer bırakılmışlardır. (Buhari, Savm, 69 [2001]; Müslim, Sıyâm, 113-126 [1125-1129]) İslam’ın beş temel esasından biri olan oruç da önemli ibadetlerdendir. Farz kılınan ramazan orucu insanı birçok açıdan terbiye eden önemli bir ibadettir.
İnfak ve ihtiyaç sahiplerine destek, önemli bir dayanışma unsuru olarak İslam’ın ilk dönemlerinde mevcut iken hicretin ikinci yılında zekât ibadeti farz kılındı. Dokuzuncu yılda nazil olan Tevbe suresinde yer alan ayetle de zekâtın nereye harcanacağına dair çerçeve ortaya kondu: “Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe, 9/60)
Ayet nazil olduktan sonra da Müslümanlar ihtiyaç hâlinde zekât dışında da yardım ve infakta bulunmaya devam ettiler. Zira zekât ibadetiyle Müslümanların asgari mali sorumlulukları belirlenirken ihtiyaç hâlinde daha fazlasını infak ve sadaka yoluyla harcama teşvik edilmiştir.
Hz. Peygamber, zekât malından yemediği gibi akrabaları olan Haşimoğulları ile Muttaliboğullarına da bunu yasaklamıştır. Bu konudaki hassasiyeti hem zekâtta hak sahibi olanların haklarını korumaya hem de kendisiyle ilgili gelebilecek muhtemel eleştirilerin kapısını kapatmaya yönelik olmalıdır.
Hac, Hz. İbrahim döneminden beri bilinen ve İslam’dan önce de yerine getirilen bir ibadettir. İslam’dan önce haccın temel rükünleri mevcut olmakla birlikte tevhide uygun olmayan ya da ilahi iradenin dışında bazı fiillerle ibadetin tahrif edildiği anlaşılmaktadır. Hicretin dokuzuncu yılında farz kılınmasından önce de hac, her yıl gerçekleştiriliyordu. Ancak haccın her zaman iklim koşullarının elverişli olduğu bir zamanda yapılabilmesi için uygun görülen yıllarda kamerî takvimin şemsî takvime uyarlanması olarak açıklayabileceğimiz nesî uygulaması yapılıyordu. Dokuzuncu yılda nesî uygulaması “Nesî, ancak inkârda daha da ileri gitmektir ki bununla inkâr edenler saptırılır.” (Tevbe, 9/37) ayetiyle yasaklanmıştır.
Hz. Peygamber’in Müslümanlara örnek olduğu ibadetlerini ikiye ayırmak gerekir: Birincisi farz ibadetler olup bunların cemaatle yerine getirilmeye çalışıldığını ve insanların kimliklerini inşa etmede önemli bir yere sahip olduklarını söylemek icap eder. Öte yandan farz ibadetlerin açık olarak yerine getirilmesi, bir kimlik göstergesi olması yönüyle de önemlidir. Diğerleri nafile ibadetlerdir ki Hz. Peygamber, bunları ferdî olarak eda etmeyi önemserdi. Ancak o, bu yönüyle de Müslümanlara örnek olmuş, farz ibadetlerin yanı sıra Yüce Allah’a kulluğun hazzına ulaşılmasında nafile ibadetlerle de yol gösterici olmuştur.
İbadetlerin düzenli olarak yerine getirilmesi, insanı bireysel ve ruhi yönüyle eğitmesinin yanında onu sosyal hayata katmakta, aidiyet ve kimlik oluşturmasına yardımcı olmaktadır. Her gün beş defa namazı arkasında cemaatle kılan bir Müslümanın edindiği dinî tecrübe, kimliğinin şekillenmesinde önemli bir yere sahiptir.
Hz. Peygamber, Müslümanların cemaatle namaz kılmasına ve camiye devam etmelerine çok önem verirdi. Medine’de sadece erkekler değil kadınlar da vakit namazlarını Hz. Peygamber’in arkasında kılmaya önem veriyorlardı. Sağlanan güven ortamında imkânı olan kadın sahabiler sabah namazı dâhil vakit namazlarını eda etmek için Mescid-i Nebevi’ye gidiyorlardı.
Hz. Peygamber’in her gün cemaatle eda ettiği namazlar, Allah’a kulluğun ikrarı anlamında önemli olduğu gibi onun tebliğ faaliyetlerinin önemli bir boyutunu da oluşturmaktadır. Çünkü insanlar için en önemli ve açık mesaj Kur’an-ı Kerim üzerinden verilmektedir. Cemaat, okunan Kur’an’ı anladığı için namazda okunan her sure aynı zamanda bir tebliğ ve hatırlatmadır. Böylece Müslümanlar, Kur’an-ı Kerim üzerinden ve Hz. Peygamber’in açıklamalarıyla geniş bir dinî kültür ve bakış açısı kazanıyorlardı. Cuma namazı sırasında irat ettiği hutbeler, hem Kur’an’ın açıklaması hem de Müslümanların karşılaştıkları gündelik sorunlara ilişkin sağlıklı bir çözüm üretme imkânı veren yönleriyle öne çıkmaktadır.
İbadetlerin cemaatle ifasında ibadetin nasıl yapılacağına ilişkin bir eğitim de söz konusudur. Hz. Peygamber’in aldığı abdeste ve kıldığı namaza dair bize ulaşan rivayetlerin çokluğu, bunların insanların önünde yapılmasının eğitici boyutunu göstermektedir. Hz. Peygamber, insanların önünde abdest alarak nasıl abdest alındığını, namaz kılarak namazı nasıl ifa edeceklerini uygulamalı olarak göstermiştir. Bir sahabi namaz vakitlerini sorunca Hz. Peygamber namazı iki gün boyunca kendisiyle birlikte kılmasını tavsiye etmiş, ardından ilk gün namazı vakitlerin başında, ikinci gün de vakitlerin sonunda kılarak soruyu soran kişiye namazları iki zaman dilimi arasında kılabileceğini söylemiştir. (Müslim, es-Sahih, II, 345 [1334]) Birçok rivayette Hz. Peygamber’in ayrıca söz ve telkinleriyle Müslümanların ibadetlerini usulüne uygun olarak yapmalarını sağladığı, buna önem verdiği anlatılmaktadır.
İbadet, kul ile Yüce Yaradan arasındaki ilişkide önemli bir bağ olduğu gibi insanın sosyal ilişkileri üzerinde de etkili bir boyuta sahiptir. Hz. Peygamber, ibadetleriyle Allah’a iyi bir kul olmanın yolunu uygulamalı olarak göstermektedir. Müslümanlar, onu bu yönüyle örnek almanın öneminin farkındaydılar.
Hz. Peygamber cemaatle namaz kıldığında cemaat içinde hasta, yaşlı, yolcu, bebeği olan kadınların ya da meşguliyeti olan insanların olabileceğini hesaba katarak namazı çok uzatmamaya özen gösterirdi. O, bu davranışıyla da Müslümanlara örnek olmuştur. Farz namazları kıldırırken kısa tutmaya özen gösteren Hz. Peygamber’in nafile ibadetlerinde Kur’an-ı Kerim’den uzun sureler okumayı sevdiği ve namazları dilediği kadar uzattığı anlatılır. Sorumluluk sınırında olduğu gibi ibadetlerde de insanların güçlerinin yetmesi önemlidir. Bu sebeple Müslümanlar, gücünün üstünde bir yükümlülük altına sokulmamışlardır. Yapılan işlerde ve ibadetlerde esas olan, meşruiyet sınırları içinde zoru değil kolayı seçmektir.
İnsanın ibadete niyetlenerek yaptığı her eylemin, onun sevap hanesine yazılan bir değere sahip olduğuna işaret etmiştik. Namaz kılmak için mescide giden, abdest alan kişilerin yaptıkları, hedefledikleri hayır çerçevesinde kıymetlidir.
Hz. Peygamber ibadet düzenine önem verdiği gibi cemaatin de önem vermesini isterdi. Nitekim imam olarak namazı kıldırmaya başlamadan önce safların düzeltilmesini istemiştir. Bu disiplin de ibadetin çok yönlü etkilerinden biri olarak zikredilmelidir. Kurallara uymayı öğrenme ve düzene önem verme, insan eğitiminde önemli bir aşamadır. Allah Elçisi (s.a.s.) muhataplarını birlikte hareket etme açısından da eğitiyordu.
Hz. Peygamber, abartılı ve pahalı kıyafetler giymez ama temizliğe önem verirdi. Özellikle cemaatle namaz kılacaklara temizliğe riayet etmelerini, başkalarını rahatsız edecek kokulu yiyeceklerden sakınmalarını isterdi.
Hz. Peygamber resul olarak insanlara bildirmekle mükellef olduğu inanç ilkeleri ve ameller konusunda ihlasıyla da Müslümanlara örnek olmuştur. İslam’ın emri olan ibadetlerin ifasında Müslümanlara örnek olacak şekilde ibadetlerini yerine getirirken ihlas ile gerçekleştirmiştir. Nitekim amellerin kişinin niyetine bağlı olarak değer kazandığı ilkesi Allah Elçisi (s.a.s.) tarafından hatırlatılmaktadır. (Buhari, Sahih, I, 6 [1])
Hz. Peygamber, bir Müslümandan istenen ibadetlerden muaf tutulmadığı gibi fazladan yükümlü kılındığı sorumluluklarla da dikkat çekmektedir. Nitekim günde kıldığı beş vakit namazın yanı sıra gece namazı da kılmıştır.
Allah Elçisi (s.a.s.), ibadetten zevk alırdı. Yüce Allah’a kulluk bilincinin tezahürlerinden biri olan ibadetleri şevk ile eda ederdi. Gece ayakları şişecek kadar çok namaz kıldığını gören Hz. Aişe annemizin kendisini bu kadar yormaması yönündeki sözleri üzerine “Şükreden bir kul olmayayım mı?” (Buhari, Sahih, VI, 135 [4837]) buyurarak ibadetin önemli bir yönüne vurgu yapmaktadır. O, gece namazının yanında kıldığı nafile namazlarla ve ramazan ayı dışında tuttuğu oruçla da şükreden bir kul olduğunu göstermektedir.
Hz. Peygamber’in ibadetlerinde cami, merkezî bir yere sahiptir. Medine’de bulunduğu zamanlarda vakit namazlarını Mescid-i Nebevi’de cemaatle eda etmeye hassasiyetle dikkat ederdi. Namaz dışındaki zamanını da genellikle Mescid-i Nebevi’de geçirirdi. Seferde ya da başka yerde olduğunda da farz namazları cemaatle eda ederdi. O, ramazanın son on gününde Mescid-i Nebevi’de girdiği itikâfla zamanını ibadete ayırmaktaydı.
Sonuç olarak Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği son ilahi mesaj, insanın bütün amellerini niyetlere bağlı olarak değerlendirirken ve Allah rızasını hedefleyen amellere ibadet anlamı yüklerken insanın Müslüman olarak yerine getirmesini istediği özel ibadetlerde de disiplin ve standart oluşturmuştur. Bunun en güzel örneğini Peygamberimizin hayatında görüyoruz. O, bir mümin ve Müslüman olarak insanlarla her türlü ilişkilerinde örnek olduğu gibi ibadetlerinde de örnek olmuş; ibadetten zevk almış, kulluk bilincinin tadına varmıştır.